Dünyada örtülü bir kargaşa ve kaos
hakim. Hatta yaşadığımız zamanda kaos ve kargaşaya taammüden yol verilmektedir,
her şey apaçık olmaktadır yani. Filler dövüşüyor, ezilenler çimenler oluyorlar.
Çimen ezildiğini ne bilsin, otta beyin mi olur ki, ne olup bittiğinin farkında
olsun. Her şey göz önünde metazori oluyor ve kendilerine yol verilenler
eyvallah etmek zorunda kalıyorlar. Yani örtülü bir teşrik-i mesai var arka
planda. Küresel emperyalistlerin güç istenci, insanlık üzerinde yegane egemen
olma ve tüm insanlığı tek komutla hizaya sokma hırsı, kendilerinin de refah
içinde yaşama arzusu, insanlığın derin bir sefalete, yoksulluğa, açlığa,
kıtlığa mahkum olmasına sebep olmaktadır. Hatta doğa bile peyderpey yok oluşa
doğru gitmektedir. Elbette her şey iş işten geçtikten sonra idrak edilecektir
ama nedamet gözyaşları ve son pişmanlık fayda etmeyecektir. Halklar dördüncü
tür yaratıkların elinde can çekişmektedirler. Savaşlar birilerini yükseltirken,
bir tarafın elinden yaşamı bütünüyle çekip almaktadır. Dünyanın her köşesinde
onurlu kavga verenlerin yok edilmesi, insanlığın huzuruna kasteden terör
örgütlerinin boy vermesi, hatta terör örgütlerinin devlete dönüştürülmesi, halklarına
düşman olanların onore edilmesi, tümü küresel emperyalistlerin kirli ve kanlı
tertiplerinin neticesidir. Bir taraftan çevrecilik adı altında üç beş geri
zekalıyı beslerken, diğer taraftan bırakın çevreyi doğayı ve insanlığı topyekûn
yok etmeye and içmiş bir emperyalist vampirle karşı karşıyayız. İşte insanlığın
asıl savaşı birbirleriyle değil, küresel emperyalist vampirlerle olmalıdır.
İnsanlığın yegane düşmanları bunlardır ve bunların besledikleridir. Ve bizim
kavgamız kahir ekseriyetle beslemelerle olmaktadır hatta olmalıdır. Tabi küçük mikyasta
beslemelerle, büyük mikyasta da ağababalarla olmalıdır. Çünkü gözümüzün
gördüğü, bize dokunan, bizim karşımızda somut olarak duranlar bunlardır. Bugün
dünya açlıkla, terörle, kıtlıkla mücadele verirken, küresel emperyal güçler
şatolarında umarsızca, domuz gibi yaşamaktadırlar. Halk yığınları gözlerini
kapamış, ucuz zevklerin fanusunda aptalca yaşamaya çalışmaktadır. Cebine üç
kuruş giriyor, onunla bir şekilde günlük nafakasını çıkarıp hayatını idame
ettirmeye çalışıyor ve bunu yaşamak sanıyor. Oysa yaşamın kıyısından bile
geçemiyor hatta yaşamın kıyısında durmuyor bile. Ama kulağına hadi iyisin
yaşıyorsun denmiş ya, yaşadığını sanıyor. Çünkü gözünün gördüğü görüntü onu
uyutuyor, kulağına gelen ses onu uyutuyor, gövdesinin dokunduğu ve gövdesine
dokunan her şey onu uyutuyor. Öyle ya, görüntüler, sesler, dokundukları ve
dokunanlar, başkalarına ait ve her şey onu uyutmak üzerine dizayn edilmiş. Ama elbette uyumak zorunda değil, velakin bunu
kimse söylüyorsunuz? Zira uyumaya dünden razı. Çünkü keyfi yerinde, huzurlu ve
mutlu, keyfinin bozulmasını, huzurunun kaçmasını, mutluluğunun uçup gitmesini
ister mi? İster ister ama bunun için gönül gerek, zeka gerek, yürek ve cesaret
gerek. Hiçbir şey olmazsa da, sürünerek yaşamak kader olsa gerek.
İNSANLIĞIN KURTULUŞ MANİFESTOSU...26...
Özgür DENİZ - 20.02.2026
Tarih: 20.02.2026
Okunma: 7
YORUMLAR
Yorumunuzu ekleyin.