İNSANLIĞIN KURTULUŞ MANİFESTOSU...19...

Özgür DENİZ - 17.02.2026

Okumak yorucu mu? Evet. Okumak sıkıcı mı? Evet. Okumak ağır mı? Evet. Bilmek tehlikeli mi? Evet. Bilmek acı verici mi? Evet. Bilmek yalnızlaştırıcı mı? Evet. Bilmek dert mi? Evet. Bilmek kafa yedirici mi? Evet. Bilmek herkesten ve sürüden kopmak mı? Evet. Hele en acı vericisi ve tehlikelisi, okuyup bilipte bildiklerini özgürce haykıramamak, işte bu belki de dünyadaki en çıldırtıcı, kahredici, acılardan acı beğendirici bir şey. Hatta zımni olarak, kişisel hürriyet bağlamından baktığınız zaman, iğrenç ve tiksindirici bir şey. Tüm bunlara rağmen yine de bir şekilde az ya da çok okumalı mıyız? Şüphesiz evet. Çünkü okumayınca bilemeyiz, bilmeyince cehaletin karanlığına mahkum kalırız ve karanlık tehlikelidir, felakettir, beladır. Cehalet, anlamadan inanmayı, her şeye kör bir şekilde inanmayı, kesin inançlı olmayı, koşulsuz itaat etmeyi, önyargıların tutsağı olmayı, atılan her oltaya takılmayı, ortak değerlerin nasıl ve ne şekilde kullanıldığını fark edememeyi, analitik düşünememeyi, senkronizasyon yapamamayı ve derin ahlaksızlığı tevlit eder. Cehalet, kölelik ve kula kulluk etmek demektir. Mesela; samimi ya da samimiyetsiz olarak kitabımız dediğimiz ve işimize geldiği an kendinden bir ayete başvurduğumuz ama yaşamlarımızda izine pekte rastlamadığımız hatta hiç mi hiç rastlamadığımız Kur’an başta olmak üzere, İncili, Tevrat’ı, Mezmurları (Zebur’u), Nietzsche’yi, Arthur Schopenhauer’u, Karl Marks’ı, Engels’i, Risale-i Nur’u, İmmanuel Kant’ı, Lenin’i, Ali Şeriati’yi, Cemil Meriç’i, Proudhon’u, Nurettin Topçu’yu, Muhammed İkbal’i, Aliya İzzetbegoviç’i, Safahat’ı, Nutuk’u vb. okumalı değil miyiz lütfen? Bilakis karanlıkta yok olup gideceğiz? Okumak yaşamaktır aynı zamanda. Okudukça aydınlanırsınız, aydınlandıkça karanlıktan kurtulursunuz, karanlıktan kurtuldukça yaşam size gülümsemeye başlar ve siz de yaşamaya başlarsınız. Boynunuzdaki kadim tasmayı, bileklerinizdeki kelepçeyi, ayağınızdaki bukağıları paramparça edersiniz. Okumadıkça, düşünmedikçe, anlamadıkça, hissetmedikçe, sorup sorgulamadıkça belki farkında olmayacağız ama boynumuzda tasmayla yaşayacağız ömrümüzün sonuna dek, (((ki haddizatında zaten öyle yaşıyoruz dünya topraklarında))) fakat insan gibi yaşıyor olduğumuzu sanacağız, sanmakla insan gibi yaşanıyor olunsaydı keşke. Bugüne kadar insan gibi yaşadığınızı sandığınız için, insan gibi yaşamış mı oldunuz yoksa farkında olmadan tükenip gittiniz mi sessizce, sefalet içinde, yaşamak nedir bilip anlamadan. Okumazsanız gerçeğe ulaşamazsınız, gerçeği bilmezseniz her şeye gerçek diye sarılırsınız ve hep birilerinin ağzına bakmaya başlarsınız artık ve aldanmaktan da hiçbir zaman kurtulamazsınız. Ömrünüz aldanmakla geçmedi mi? Birazda aldanmadan, özgürce, kendiniz olarak yaşamak istemez misiniz? Hayatınızı, hayatınızın öznesi olarak değil de zavallı bir figüran olarak yaşarsınız, gerçeğe kör kalırsanız. Kul birey değil, köle robot olarak yaşarsınız. Kendi aklıyla yolunu ve yönünü bilip, bulup, kaderini çizen insanlar olamaz, düğmeyle hareket eden nesnelere dönüşürsünüz. Herkes olursunuz, yani yok olursunuz. Kölelik tasması boynunuzdan hiç çıkmaz. Kulların kulu olarak ömrünüzü tüketirsiniz. Niye hakkımızı aramıyoruz, niye hak ettiğimiz yaşamı kazanmak için kavga vermiyoruz? Niye bize bir armağan olarak sunulan ömrümüzü birilerinin belirlemesine eyvallah ediyoruz? Niye haklarımızın çalınmasına göz yumuyoruz göre göre, bile bile? Hep birilerinin ağzına bakarak mı geçecek ömrümüz? Niye kendi aklımızı kullanarak, hayatlarımızla ilgili kararları kendimiz almıyoruz? Üstelikte hayatlarımızı esir alanların bizlere yalan söyledikleri aşikâr olduğu halde. Niye şöyle tüm yüreğinizle haykırıp; boş beleş kavgalarınızın kurbanı olmak, arada ezilmek, yaşanacak güzel günlerimizi yaşamadan geçirmek, hayallerimizi gerçekleştirmeden ölmek istemiyoruz kardeşim demiyorsunuz hayatınıza müdahale edenlere? Niye mülkünüze el koyan komprador pezevenklere hadlerini bildirmiyorsunuz? Gidin kendinize bir dünya bulun orada verin kirli kavgalarınızı demiyorsunuz tümüne birden? Hakkınız değil mi bu sizin? Neyinizi kaybedeceksiniz? Ne yani kardeşimiz dedikleriniz tarafından sömürülmek iyi bir şey midir, hakkınızın çalınması iyi bir şey midir yoksa kardeş kardeşi sömürmez de birlikte üretmek ve tüketmek için kavga mı verir? Elbette ki, kardeş kardeşin iyiliğini istemesi icap eder. Üç kuruşluk dünya menfaatlerinizi ve hiçbir işe yaramayan ve ancak köleliğinize sebep olan kazançlarınızı mı kaybedersiniz böyle olursa? Onurunu kaybedenin kaybedeceği başka neyi olabilir ki? Onurlu insanlar olarak yaşadığınızı mı düşünüyorsunuz yoksa? Duygularını açığa vuramayacaksın, düşünceni ifade edemeyeceksin, hakkını alamayacaksın, isyanını dile getiremeyeceksin, eleştiremeyeceksin, her türlü hakkın zımnen sözde yasalarla elinden alınacak ama onurlu yaşamış olacaksın, onuruna tüküreyim senin ahmak. Şerefle ikmal edilmesi gereken en kutsal şey hayat değil miydi? Birileri benim hayatımı planlayacak, ben sadece seyirci koltuğunda oturacam, duygularım ve düşünlerim olmayacak ve bu benim hayatım diyecem ve onurlu yaşadığım iddiasında olacağım öyle mi? Özne miyiz, figüran mı, bir karar vermeliyiz! Bu dünyaya kimseyle bitişik gelmedin, kimseyle bitişik gitmeyeceksin, herkesin kendine özel bir yaşamı var ve bu yaşam tek bir kez var, öyleyse lütfen onuruna sahip çık ve kavganı insanca, namusluca ver. Özel olduğunu bil ve bundan asla taviz verme. Verme ulan işte, bu hayat senin, pezevenkler vermedi ki bu hayatı sana, pezevenkler çizsinler yönünü, yolunu. Hayat yolculuğun yalnız başladı, gerekirse yalnız bitsin ama onurunu çiğnetme.

Tarih: 17.02.2026 Okunma: 6

YORUMLAR

Yorumunuzu ekleyin.

İsim: *

E-posta Adresiniz: *

* (E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.)

Yorum: *

Güvenlik Sorusu:
Türkiye'nin başkenti neresidir?