Ey insançocukları! İnsanlık ırmağı
akıyor, insanlığı sarsan olaylar vuku buluyor, tarih yeniden yazılıyor ve bizler
öylece bakıyoruz. Niye? Söyleyecek sözümüz yok diye. Oyunu kuran biz değiliz,
rolleri biçen biz değiliz, stüdyoya egemen olan biz değiliz, yönetmen biz
değiliz, yani sahnenin hiçbir yerinde yokuz, bakmaktan başka ne yapacaktık? Çünkü
özümüzü kaybettik, özümüz kaybolunca sözümüz de kayboldu, nihayet kendimiz
kaybolduk. Bizim bizde olmadığımız yerde, biz nerede olabiliriz ki? Birbirimizle
kavga etmekten, dışımıza bakmaya zamanımız yok. Öyle değil mi, işimiz gücümüz
birbirimizi yemek. Birbirimizle dalaşmaktan, başkalarına ayıracak zaman
bulamıyoruz. El ele verip ortaya bir şeyler koyacağımıza, ortaya konulmuş ama
artık bugün için fazla bir anlam ifade etmeyenlerle övünüp duruyoruz. Bir şey
yapamıyoruz, başkalarının yaptıklarıyla övünüyoruz yani tam bir malız. Hicapta
duymuyoruz bundan. Hicap duyacak yüz kalmamış ki, hangi yüzle hicap duyacağız
öyle değil mi? Üzerimize ölü toprağı serpilmiş sanki. Gerçekten ar damarımız
çatlamış, arsız olmuşuz, hicap duygumuzu kaybetmişiz. Malayani ile iştigaldeyiz
hala. Küçük, ucuz, boş işlerle ömür tüketiyoruz. Hala rant peşindeyiz, hala
küçük hesaplarla oyalanıyoruz, hala başkalarının kuyularını kazıp onları
kazdığımız kuyulara düşürmek üzerine tertipler kuruyoruz. Gerçekten biz ne
yapıyoruz, bunun için mi buradayız? Yarınları tehlikeye atmaktan hicap
duymuyoruz. Bugünden yarınları çalıyoruz. Kirli, çorak ve yağmalanmış bir dünya
bırakıyoruz yarınlara. Yağmur yağarken küpleri doldurma derdindeyiz. İğrenç,
aşağılık, adi yaratıklarız. Bizim küpümüz dolsun da, altta kalanın canı çıksın
diyoruz. Tam anlamıyla rezil bir Siyonist mantığı ama böyle bir mantıkla
hareket etmekten ar edecek yüz kalmamış, sonra da kuru kimlik edebiyatı yaparız. Tarihin
akışında edilgen elemanlar gibiyiz, hiçbir müdahalede bulunamıyoruz. Nedendir,
niçindir, sormuyor muyuz bunu kendi kendimize? Soru soracak zeka mı var ki de
mi? Basiretimiz bağlanmış sanki, hiçbir şeyi öngöremiyoruz, ileriye matuf
planlar ortaya koyamıyoruz, münhasıran akışa kapılmış gidiyoruz. Yapabileceğimiz
başka bir şey yok ki, zekamız ancak buna kifayet ediyor. Hala insiyaki
davranışlar sergiliyoruz, sanki aklımız tatile çıkmış gibi, sanki iradesiz
robotlarmışız gibi. Gizli bir network tüm insanlığı sarmak için dünya krallığı
peşinde sessizce netameli planlar yaparken bizler dünyalık çıkarlarımız peşinde
bitkin düşmüşüz. Bizleri opsiyonsuz bırakmak ve kendi dikte ettikleri yaşama
mahkûm kılmak için dört tarafımızdan ihata etmeye çalışıyorlar. Bizler aptalca
şeylerle vakit öldürürken, birileri tüm insanlığı robotlaştırmak derdindeler.
Ne zaman atacağız üzerimizdeki ölü toprağını? Ne zaman silkinip kalkıp yeter
artık diye haykıracağız? Ne zaman insanlık namına çalışmaya başlayacağız? Ne
zaman çıkarlarımızı geri plana atıp, ideallerimizi önümüze koyacağız. Tetebbu
edip vakıf olmaktansa, taaccüp edebiliyoruz ancak, sonra da alıkça zırvalar
geliyor peşi sıra. Kullanışlı elemanlar oluyoruz ondan sonra da. Bilek
gösterisi yapabiliyoruz ancak ama aklımızı ortaya çıkaramıyoruz. Oysa hem
yumruğun güçlü hem de aklın kuvvetli olacak ki, yazılan hayatı değil yazdığın
hayatı yaşayabilesin. Dövüşebildiğin kadar düşünebileceksin de, işte o zaman
yarabilirsin tüm kuşatmaları ve göğüsleyebilirsin tazyikatları, aşabilirsin
barikatları. Bilakis, efendilerin badi gardı olabilirsin ancak. Artık değişelim
ve değiştirelim, zamanı gelmedi mi değişimin? Niçin hala aldanıyoruz,
aldatılıyoruz? Ne zaman silkinip, kendimize gelip, ayağa kalkıp hesap sormaya
başlayacağız her şeyimizi ama her şeyimizi çalanlardan? Şeytanın Tanrı ile
aldatmasına ne zaman dur diyeceğiz? Kapitalist pezevenklerin namussuzca,
şerefsizce sömürülerine ne zaman başkaldıracağız? Ne zaman son bulacak kul
hakkını acımasızca yemeler, ne zaman son bulacak sonsuz zulümler, ne zaman son
bulacak hazinelerimizi yağmalamalar, ne zaman son bulacak dağlarımızı ve
ovalarımızı tırmalamalar, ne zaman son bulacak denizlerimizi kirletmeler, ne
zaman son bulacak açlık ve sefalet, ne zaman son bulacak kaynaklarımızı köküne
kadar kurutmalar, ne zaman son bulacak esaret, ne zaman çözülecek zincirler,
zalim savaşlar ne gün bitecek ve barış ne gün gelecek dünyamıza? Artık yeni bir
yılda girdi, şimdi yeni bir insan olmanın vakti değil midir? Şimdi yeni bir
hayata merhaba demenin vakti değil midir? Şimdi yeni bir dünya kurmanın vakti
değil midir?
İNSANLIĞIN KURTULUŞ MANİFESTOSU...24...
Özgür DENİZ - 19.02.2026
Tarih: 19.02.2026
Okunma: 6
YORUMLAR
Yorumunuzu ekleyin.