İNSANLIĞIN KURTULUŞ MANİFESTOSU...24...

Özgür DENİZ - 19.02.2026

Ey insançocukları! İnsanlık ırmağı akıyor, insanlığı sarsan olaylar vuku buluyor, tarih yeniden yazılıyor ve bizler öylece bakıyoruz. Niye? Söyleyecek sözümüz yok diye. Oyunu kuran biz değiliz, rolleri biçen biz değiliz, stüdyoya egemen olan biz değiliz, yönetmen biz değiliz, yani sahnenin hiçbir yerinde yokuz, bakmaktan başka ne yapacaktık? Çünkü özümüzü kaybettik, özümüz kaybolunca sözümüz de kayboldu, nihayet kendimiz kaybolduk. Bizim bizde olmadığımız yerde, biz nerede olabiliriz ki? Birbirimizle kavga etmekten, dışımıza bakmaya zamanımız yok. Öyle değil mi, işimiz gücümüz birbirimizi yemek. Birbirimizle dalaşmaktan, başkalarına ayıracak zaman bulamıyoruz. El ele verip ortaya bir şeyler koyacağımıza, ortaya konulmuş ama artık bugün için fazla bir anlam ifade etmeyenlerle övünüp duruyoruz. Bir şey yapamıyoruz, başkalarının yaptıklarıyla övünüyoruz yani tam bir malız. Hicapta duymuyoruz bundan. Hicap duyacak yüz kalmamış ki, hangi yüzle hicap duyacağız öyle değil mi? Üzerimize ölü toprağı serpilmiş sanki. Gerçekten ar damarımız çatlamış, arsız olmuşuz, hicap duygumuzu kaybetmişiz. Malayani ile iştigaldeyiz hala. Küçük, ucuz, boş işlerle ömür tüketiyoruz. Hala rant peşindeyiz, hala küçük hesaplarla oyalanıyoruz, hala başkalarının kuyularını kazıp onları kazdığımız kuyulara düşürmek üzerine tertipler kuruyoruz. Gerçekten biz ne yapıyoruz, bunun için mi buradayız? Yarınları tehlikeye atmaktan hicap duymuyoruz. Bugünden yarınları çalıyoruz. Kirli, çorak ve yağmalanmış bir dünya bırakıyoruz yarınlara. Yağmur yağarken küpleri doldurma derdindeyiz. İğrenç, aşağılık, adi yaratıklarız. Bizim küpümüz dolsun da, altta kalanın canı çıksın diyoruz. Tam anlamıyla rezil bir Siyonist mantığı ama böyle bir mantıkla hareket etmekten ar edecek yüz kalmamış, sonra da  kuru kimlik edebiyatı yaparız. Tarihin akışında edilgen elemanlar gibiyiz, hiçbir müdahalede bulunamıyoruz. Nedendir, niçindir, sormuyor muyuz bunu kendi kendimize? Soru soracak zeka mı var ki de mi? Basiretimiz bağlanmış sanki, hiçbir şeyi öngöremiyoruz, ileriye matuf planlar ortaya koyamıyoruz, münhasıran akışa kapılmış gidiyoruz. Yapabileceğimiz başka bir şey yok ki, zekamız ancak buna kifayet ediyor. Hala insiyaki davranışlar sergiliyoruz, sanki aklımız tatile çıkmış gibi, sanki iradesiz robotlarmışız gibi. Gizli bir network tüm insanlığı sarmak için dünya krallığı peşinde sessizce netameli planlar yaparken bizler dünyalık çıkarlarımız peşinde bitkin düşmüşüz. Bizleri opsiyonsuz bırakmak ve kendi dikte ettikleri yaşama mahkûm kılmak için dört tarafımızdan ihata etmeye çalışıyorlar. Bizler aptalca şeylerle vakit öldürürken, birileri tüm insanlığı robotlaştırmak derdindeler. Ne zaman atacağız üzerimizdeki ölü toprağını? Ne zaman silkinip kalkıp yeter artık diye haykıracağız? Ne zaman insanlık namına çalışmaya başlayacağız? Ne zaman çıkarlarımızı geri plana atıp, ideallerimizi önümüze koyacağız. Tetebbu edip vakıf olmaktansa, taaccüp edebiliyoruz ancak, sonra da alıkça zırvalar geliyor peşi sıra. Kullanışlı elemanlar oluyoruz ondan sonra da. Bilek gösterisi yapabiliyoruz ancak ama aklımızı ortaya çıkaramıyoruz. Oysa hem yumruğun güçlü hem de aklın kuvvetli olacak ki, yazılan hayatı değil yazdığın hayatı yaşayabilesin. Dövüşebildiğin kadar düşünebileceksin de, işte o zaman yarabilirsin tüm kuşatmaları ve göğüsleyebilirsin tazyikatları, aşabilirsin barikatları. Bilakis, efendilerin badi gardı olabilirsin ancak. Artık değişelim ve değiştirelim, zamanı gelmedi mi değişimin? Niçin hala aldanıyoruz, aldatılıyoruz? Ne zaman silkinip, kendimize gelip, ayağa kalkıp hesap sormaya başlayacağız her şeyimizi ama her şeyimizi çalanlardan? Şeytanın Tanrı ile aldatmasına ne zaman dur diyeceğiz? Kapitalist pezevenklerin namussuzca, şerefsizce sömürülerine ne zaman başkaldıracağız? Ne zaman son bulacak kul hakkını acımasızca yemeler, ne zaman son bulacak sonsuz zulümler, ne zaman son bulacak hazinelerimizi yağmalamalar, ne zaman son bulacak dağlarımızı ve ovalarımızı tırmalamalar, ne zaman son bulacak denizlerimizi kirletmeler, ne zaman son bulacak açlık ve sefalet, ne zaman son bulacak kaynaklarımızı köküne kadar kurutmalar, ne zaman son bulacak esaret, ne zaman çözülecek zincirler, zalim savaşlar ne gün bitecek ve barış ne gün gelecek dünyamıza? Artık yeni bir yılda girdi, şimdi yeni bir insan olmanın vakti değil midir? Şimdi yeni bir hayata merhaba demenin vakti değil midir? Şimdi yeni bir dünya kurmanın vakti değil midir?

Tarih: 19.02.2026 Okunma: 6

YORUMLAR

Yorumunuzu ekleyin.

İsim: *

E-posta Adresiniz: *

* (E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.)

Yorum: *

Güvenlik Sorusu:
Türkiye'nin başkenti neresidir?