Bildiğimiz kadar değil,
söyleyebildiğimiz kadar izah yapabiliriz ancak ve böyle yapıyoruz, çaresizlik en
büyük azap. Yaratılıştan
sonraki yaşam sürecindeki en ağır, en acı, en katı, en sert gerçeklik budur. Düşünüyorsunuz,
merak ediyorsunuz, okuyorsunuz, öğreniyorsunuz, biliyorsunuz ama suskuya mahkum
olmak zorunda kalıyorsunuz. Oysa insan susmamalı, hem bilmeli hem de bildiklerini
insanlık toprağına serpebilmeli. Ya da hiç bilmemeli. Ama insan bu, bilmek
istiyor, şüphe ediyor, soruyor ve sorguluyor. Çünkü sahip olduğu ve yaşamak
zorunda kaldığı bir hayatın sahibi. Neresi burası, nasıl bir yer, niye
okuyorsun, niye öğreniyorsun, niye hissediyorsun, niye anlıyorsun? Doğru olmak
zorundasın, dürüst olmak zorundasın, tutarlı olmak zorundasın, bulduğun
gerçekleri haykırmak zorundasın ama olamıyorsun, yapamıyorsun? Niye ama niye? Fakat
yaşadığın hayattan mesulsün? Garip bir dilemma! Ya cahil kalacaksın ya da
hissedip anladıklarını haykıracaksın. İkisi de felaketin habercisi. Oysa ulaştığımız
hakikatleri izah ve izhar edebilmeliyiz, gerek saf hakikatleri, gerekse dünya
bağlamında hayatımızla ilgili hakikatleri. Tabi bizim burada kastettiğimiz
hakikat, dünya bağlamında hayatımızla, dünyayla, insanlıkla, varlıkla, varlık
alemindeki olgu ve olaylarla ilgili olan hakikatlerdir. Ama maalesef bu tür
hakikatlerin izahı ve izharı kabil olamamaktadır. Kendim için söylersem, varlık
aleminde ki her şeyi ama her şeyi sorgulatan bir gerçekliktir bendeniz için bu,
aklım benim farkıma, ben aklımın farkına vardığım günden beri böyle bu,
tehlikeli ve cevapsız kalan sorular, tehlikeli sorgular. Ciğerleri sızlatan,
gövdeyi sarsan, beyni zonklatan, vicdanı ezen ve her gün kahreden bir acıdır
bu. Pamuk gibi
görünen ama çelik kadar sert ve dağ gibi büyük bir gerçekliktir bu. Sussan
yürek acısı, konuşsan baş ağrısı, biz de ne acısın ne de ağrısın tadında bir
şeyler yapabiliyoruz ancak. Bazen derine insekte, kahir ekseriyetle sığ sularda
yüzmek zorunda kalıyoruz. Çünkü biz kapitalist pezevenklerle kavga ettiğimiz
de, onlar bizimle uğraşmıyorlar, bizimle uğraşanlar onların besledikleri
oluyorlar yani bizden sandığımız ama kendilerine ve bize yabancı olan
beslemeler. Hülasa; kendi mazlumların ve dünya mazlumları için dövüşmene bile
izin yok. Nihayetinde kendiniz ve ülkeniz sessizce vartanın eşiğine gelirsiniz
ve bir de bakmışsınız ülkenizle birlikte yok olup gitmişsiniz. Bakınız bugün
Amerika ve Batı güya yükseldiklerini, dünyaya egemen olduklarını sanıyorlar ve
milletleri de bundan gurur duyuyorlar, oysa bilmiyorlar ki, sessizce
tükeniyorlar ve birgün tek dokunuşla yok olup gidecekler. Hayır bunu sizin
havsalanızın alması değil önemli olan, böyle bir gerçekliğin olduğudur, çünkü
her şey siz varken olacak ve sizde olan bitenleri göreceksiniz, siz tanıklık
etmezseniz öyle bir gerçeklik olmayacak diye bir şey yok. Siz gerçekliği tolere
etmeseniz de, o orada öylece durmaya devam edecektir. Her şey muayyen bir sürece
tabidir ve süreç içerisinde bunu yapmak kimin üzerine düşecekse o yapacak bunu.
Sizin göreviniz elinizden gelen mücadele ne ise namusluca mücadele yapmak ve
aynı zamanda kolektif mücadelede ve tüm bu mücadeleler neticesinde tesis
edilecek yeni dünyada muhkem bir tuğla olmaktır. Öyle ya, bir zincirin
halkaları olan insanlık, kırılmaz, bükülmez, sökülmez, yok edilemez, sağlam ve
büyük bir zincir olmadıktan sonra söylediklerimiz nasıl kabil olabilir? Geçelim!
İNSANLIĞIN KURTULUŞ MANİFESTOSU...25...
Özgür DENİZ - 20.02.2026
Tarih: 20.02.2026
Okunma: 6
YORUMLAR
Yorumunuzu ekleyin.