İNSANLIĞIN KURTULUŞ MANİFESTOSU...25...

Özgür DENİZ - 20.02.2026

Bildiğimiz kadar değil, söyleyebildiğimiz kadar izah yapabiliriz ancak ve böyle yapıyoruz, çaresizlik en büyük azap. Yaratılıştan sonraki yaşam sürecindeki en ağır, en acı, en katı, en sert gerçeklik budur. Düşünüyorsunuz, merak ediyorsunuz, okuyorsunuz, öğreniyorsunuz, biliyorsunuz ama suskuya mahkum olmak zorunda kalıyorsunuz. Oysa insan susmamalı, hem bilmeli hem de bildiklerini insanlık toprağına serpebilmeli. Ya da hiç bilmemeli. Ama insan bu, bilmek istiyor, şüphe ediyor, soruyor ve sorguluyor. Çünkü sahip olduğu ve yaşamak zorunda kaldığı bir hayatın sahibi. Neresi burası, nasıl bir yer, niye okuyorsun, niye öğreniyorsun, niye hissediyorsun, niye anlıyorsun? Doğru olmak zorundasın, dürüst olmak zorundasın, tutarlı olmak zorundasın, bulduğun gerçekleri haykırmak zorundasın ama olamıyorsun, yapamıyorsun? Niye ama niye? Fakat yaşadığın hayattan mesulsün? Garip bir dilemma! Ya cahil kalacaksın ya da hissedip anladıklarını haykıracaksın. İkisi de felaketin habercisi. Oysa ulaştığımız hakikatleri izah ve izhar edebilmeliyiz, gerek saf hakikatleri, gerekse dünya bağlamında hayatımızla ilgili hakikatleri. Tabi bizim burada kastettiğimiz hakikat, dünya bağlamında hayatımızla, dünyayla, insanlıkla, varlıkla, varlık alemindeki olgu ve olaylarla ilgili olan hakikatlerdir. Ama maalesef bu tür hakikatlerin izahı ve izharı kabil olamamaktadır. Kendim için söylersem, varlık aleminde ki her şeyi ama her şeyi sorgulatan bir gerçekliktir bendeniz için bu, aklım benim farkıma, ben aklımın farkına vardığım günden beri böyle bu, tehlikeli ve cevapsız kalan sorular, tehlikeli sorgular. Ciğerleri sızlatan, gövdeyi sarsan, beyni zonklatan, vicdanı ezen ve her gün kahreden bir acıdır bu. Pamuk gibi görünen ama çelik kadar sert ve dağ gibi büyük bir gerçekliktir bu. Sussan yürek acısı, konuşsan baş ağrısı, biz de ne acısın ne de ağrısın tadında bir şeyler yapabiliyoruz ancak. Bazen derine insekte, kahir ekseriyetle sığ sularda yüzmek zorunda kalıyoruz. Çünkü biz kapitalist pezevenklerle kavga ettiğimiz de, onlar bizimle uğraşmıyorlar, bizimle uğraşanlar onların besledikleri oluyorlar yani bizden sandığımız ama kendilerine ve bize yabancı olan beslemeler. Hülasa; kendi mazlumların ve dünya mazlumları için dövüşmene bile izin yok. Nihayetinde kendiniz ve ülkeniz sessizce vartanın eşiğine gelirsiniz ve bir de bakmışsınız ülkenizle birlikte yok olup gitmişsiniz. Bakınız bugün Amerika ve Batı güya yükseldiklerini, dünyaya egemen olduklarını sanıyorlar ve milletleri de bundan gurur duyuyorlar, oysa bilmiyorlar ki, sessizce tükeniyorlar ve birgün tek dokunuşla yok olup gidecekler. Hayır bunu sizin havsalanızın alması değil önemli olan, böyle bir gerçekliğin olduğudur, çünkü her şey siz varken olacak ve sizde olan bitenleri göreceksiniz, siz tanıklık etmezseniz öyle bir gerçeklik olmayacak diye bir şey yok. Siz gerçekliği tolere etmeseniz de, o orada öylece durmaya devam edecektir. Her şey muayyen bir sürece tabidir ve süreç içerisinde bunu yapmak kimin üzerine düşecekse o yapacak bunu. Sizin göreviniz elinizden gelen mücadele ne ise namusluca mücadele yapmak ve aynı zamanda kolektif mücadelede ve tüm bu mücadeleler neticesinde tesis edilecek yeni dünyada muhkem bir tuğla olmaktır. Öyle ya, bir zincirin halkaları olan insanlık, kırılmaz, bükülmez, sökülmez, yok edilemez, sağlam ve büyük bir zincir olmadıktan sonra söylediklerimiz nasıl kabil olabilir? Geçelim!

Tarih: 20.02.2026 Okunma: 6

YORUMLAR

Yorumunuzu ekleyin.

İsim: *

E-posta Adresiniz: *

* (E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.)

Yorum: *

Güvenlik Sorusu:
Türkiye'nin başkenti neresidir?