Çok basit bakıyoruz, çok basit
düşünüyoruz, çok basit eyliyoruz. Çünkü kölelikten memnunuz. Gönüllü köleleriz,
efendilerimizi kaybetmekten ödümüz patlıyor. Efendi aramadığımızı, efendilere
karşı olduğumuzu haykırıyoruz ama bu haykırış ahmakça bir haykırış olmaktan
öteye gitmiyor, cehaletimizin hücceti oluyor. Zira filhakika efendisiz
olamıyoruz, bitevi efendiler arıyoruz. Ne efendilerin ne de kölelerin olmadığı
bir dünyayı yaratmayı düşleyemeyecek kadar zır cahiliz. Giydirilmiş odun
kütükleriyiz adeta. Yaşadığını sanan cahilleriz. Yaşadığımıza dair tek bir
emare gösteremeyiz ama yaşıyoruz deriz. Zira lanet kapitalizmin pezevenk
baronları yaşadığımızı sanalım diye her şeyi yapıyor. Yaşadığımız hayatın bile
farkında değiliz. Büyük olduğumuzu, büyük düşündüğümüzü, büyük işler
yaptığımızı sanıyoruz. Mal gibi yaşayınca böyle oluyor demek ki. Bilmiyoruz kardeşim
işte, bilmiyoruz. Görmüyoruz, hissetmiyoruz, anlamıyoruz. Bir türlü büyüyüp,
büyük oluşlara yol verip büyük oluşumlara tanıklık edemiyoruz. Ve bu gerçekten
çok üzücü ve can acıtıcı. Umursasan ayrı bir dert, umursamasan ayrı. Sussan yürek
sancısı, konuşsan baş ağrısı. Genele ait olanı münhasıran kendimize
aitmiş gibi addediyoruz ve herkesi, kendisine de ait olandan mahrum ediyoruz.
Sonra da herkesin, bizatihi kendisine de ait olan şeyden kopuşunu görünce
bağırıp çağırıyoruz ahmakça ama bir yandan da bağlanması için çağrı da
bulunuyoruz sahtekârca. Oysa genele ait olan bir şey, kuşattığı herkesi bir
araya getirip aynı hedefe kilitleyebilendir, kilitleyebilmelidir, ki ancak bu
şekilde muvaffak olunabilir. Bilakis genele ait olandaki karadelikler hiçbir
zaman kapanmaz ve genel olan her daim zaaflarıyla yaşamak ve her türlü tehlikeye
ve tehdide açık halde bulunmak zorunda kalır. Böylesi bir şeyde genele ait
olanı genele karşı olan sorumluluklarından uzaklaştırıp, tali şeylerle iştigal
etmesine yol açar ki, böylesi bir şey çok ciddi bir sorundur, sıkıntıdır ve
görünmez tehlikeleri tevlit eder ve gün gelir ki, genele ait olan ama
özelleştirilen şeyin inhitatı mukadderat olur ama geri dönüş kabil olmaz. Ki,
insanlık geri dönülmez yola çoktan girmiştir maalesef. Ne kafamız salim ne de gövdemiz
sağlam, böyle olunca da neticede çürük bir hayatımız oluyor işte. Lütfen artık
biraz sağduyu, akıl, vicdan. Niye akletmiyoruz, niye akletmiyorsunuz diye
bağırıp dururken her çağda? Ne edersek kendimize ediyoruz ve ne biçersek,
ektiğimizden başkası olmuyor. Suç ekiyorsak, suç biçeriz. Kötülük ekersek,
kötülük biçeriz. Niye böyleyiz biz ve böyle yapıyoruz niye? Oysa aklın da,
kalbin de yolu bir değil midir ve beraber var değil midir herkes aynı dünyada?
Kendimizi böyle mi anlatacağız yarınlar olan bugünlere, böyle mi kabullensin
istiyoruz insanlar bizi? Nasıl anlaşılacağız, nasıl anılacağız düşünüyor muyuz
hiç? Vallahi bir dakika bile düşünmüyoruz. Güya düşünüyormuşuz gibi nutuk
çekiyoruz. Çok iyi biliyoruz ki, her dediğimizi yutacak, attığımız oltaya hemen
takılacak muazzam bir sürü var karşımızda. Öyleyse çek bir nutuk! Önemli olan
biz miyiz yoksa bizi biz yapan şey mi? Böyle bir sorumuz var mı? Böylesi bir
soruyu üretecek zekamız var mı? Ölmüşüz de ağlayanımız yok maalesef. Hadi bizim tolere
edilmemiz önemli değil ya bizi biz yapanın tolere edilmemesinin bedellerinin ne
olacağını düşünüyor muyuz hiç? Böyle bir şeyin ihtimal dâhilinde
olması bile ürpertmiyor mu bizi? Yarınlarımız, hangi varlık bahçesinde varlıklarını
bakileştirebilecekler?
İNSANLIĞIN KURTULUŞ MANİFESTOSU...16...
Özgür DENİZ - 12.02.2026
Tarih: 12.02.2026
Okunma: 6
YORUMLAR
Yorumunuzu ekleyin.