Biz suçtan besleniyoruz. Toplum ne
kadar suç üretirse topluma o kadar hakim oluruz üzerinden hesaplar yapıyoruz,
taktikler geliştiriyoruz. Zira dolaylı olarak suçlu da size bağımlı hale geliyor
böyle olunca. Öyle ya bir suçlular zümresi varsa, bir de suçları ve suçluları
yönetenler zümresi vardır. Ve suçlar ve suçlular üzerinden egemenlik
kotaranlar, suçluları da kendilerine gebe bırakmak zorundadırlar. Bu yüzden
daha çok suç üreten ve üretilen suçu alıp kabul edip eyleme geçiren daha itibarlı
hale geliyor. Binaenaleyh, zımnen suça teşvik ediyoruz elbirliğiyle. Toplumun suçu
hazırlamasına ve suçlunun da suçu işlemesine imkan tanıyoruz, zemin
hazırlıyoruz. Suçla ilişiği olmayan insanları da bu tezgaha inandırıyoruz. Herkes
bir suçlu görüyor ve o suçlunun yakalanıp tecziye edilmesinden mutluluk duyuyor
ve suçluyu yakalayanı alkışlıyor, sitayişe boğuyor. Oysa her şey derin bir
tezgahın ürünü. Suç yaratılıyor, o suçu işleyen çıkıyor, suçluyu yakalıyoruz,
güya toplumsal huzuru sağlıyoruz, oysa arka planda kotarılan şeyler bambaşka ama
olayın gerçek yüzünü nasıl fark edecez? Gören gözümüz, hisseden kalbimiz,
anlayan beynimiz varsa çok kolay fark edebilmek, bilakis zorunda zoru. Kapitalizm
açık oynuyor haddizatında ama bizde düşmanımıza düşman olacak yürek ve cesaret
yok. Hatta düşmanımızın hayrına, birbirimize düşman oluyoruz. Kimse kusura
bakmasın ama, herkes kapitalizmin suç ortağı. Dürüst insanları, suçla
bağlantısı olmayan insanları, iyi iş yapanları sevmiyoruz, hemen ekarte
ediyoruz. Hayır buyurun yalan deyin, suç bile sayılmayacak bir şey yaparsınız
cehennem ateşine atılırsınız ama bir milletin ortak mülküne çökersiniz ve
anında onore edilir, taltif edilirsiniz. Hayır bu gerçeği herkes görmedi diye,
gören suçlu mu sayılacak? Böyle bir kahpelik olur mu? Dillerimizle iyilik
istiyoruz ama ellerimizle kötülük yapmaktan derin haz alıyoruz. Yanlışımız,
hatamız söylensin istiyoruz ama söylendiği vakit söyleyene kan kusturuyoruz. Yemin
ediyorum sevmiyoruz iyiliği, iyilik yapanları, suçsuz insanları ve bunları yok
etmek için ne gerekiyorsa yapıyoruz. Suçu, suçluyu zımnen sitayişe boğuyoruz. İyilik
daima örtülüyor, kötülük daima besleniyor. Suçsuzluk zımnen tecziye ediliyor,
suç teşvik ediliyor. Gerçekten sevmiyoruz güzel iş yapanları, temiz kalmayı
becerenleri. İlle bozan olacak, yıkan olacak, altını üstüne getiren olacak, acı
çektiren olacak, soyan olacak, talan eden olacak, kötülük eden olacak, pislik
eden olacak. Mahiriz böyle yapmakta, çok mahir. Başka türlü değil yaşamımız
zahir. Pislik içinde yaşıyoruz evvel ahir. Maateessüf, insançocukları olarak
becerebildiğimiz bir şey var; o da, hakikati haykıranları çemberin dışına
çıkarmak, onun tüm imkânlarını bloke etmek, onu haklarından mahrum etmek
oluyor. Hani iyiliği seviyorduk, hani toplumsal huzuru savunuyorduk, hani
kötülüğe düşmandık, hani suçu ve suçluyu azaltmak istiyorduk? Bu kadar zavallı,
basit, sefil, riyakar, küçük ve tiksindirici varlıklarız. Gerçekleri haykırınca
da hep birlikte haykırana saldırıyoruz. Hiçbir eleştiriye gelemiyoruz,
eleştiriyle varlıklarını ispatlayanların aksine. Oysa eleştirinin olmadığı
yerde tarihte donup kalmak, tarihin dışına atılmak, sahanın dışına çıkmak
vardır ve bu büyük tehlikedir. Gerçekleri söyletmezsek elimize ne geçer,
söylemekten imtina edersek kazancımız ne olur? Eleştiri olmayınca da kör
kuyuların karanlığında çırpınıyoruz, çünkü her yanlışımızı doğru biliyoruz ve
doğru diye bildiğimiz yanlışlarımız çoğaldıkça da tedricen çürüyüp gidiyoruz,
başkalarının ışığına muhtaç kalıyoruz nihayetinde. Öyle ya yanlışlarımızı doğru
bilirsek, bitevi o yanlışı yapmaya devam ederiz. Devam ettikçe de, yanlışlarımız
mütemadiyen birikir ve gün gelir dağ olup bizi altında bırakır. Bu da bizi
birgün baş aşağı ve alaşağı eder. Birgün nadimler olsakta son nedametler fayda
etmez. Kendi ışığımızı söndürürken zerre hicap duymuyoruz ama ışık dilenmekten
de vazgeçmiyoruz. Ne büyük insanlar çıkarabiliyoruz, ne büyük eserler
verebiliyoruz, ne de büyük icatların mucitleri olabiliyoruz bu şekilde
yaşayınca. Çünkü büyük değerleri büyük yaşamlar üretir, büyük insanları büyük
yaşamlar çıkarır. Başkalarının ürettiklerine muhtaç zavallı tüketiciler
oluyoruz. Zira kompleksli, kıskanç, alık ve bön yaratıklarız ve bizim dışımızda
doğan tüm ışıkları söndürmeyi vazife addetmişiz. Ondan sonrada bir şeyler var
olsun, payidar olsun diye beka safsatasına sığınıyoruz. Biz, birbirimizin
kuyusunu kazmaktan ve bizi eleştirenleri susturmaktan başka hiçbir şey yapmıyoruz.
Başkalarına hayranlıkla ömür çürütüyoruz. Bir şeyleri çoğaltıyoruz ama
çoğalmaya nazaran azalıyoruz, çünkü çoğalan şeylerde kalıp var lakin öz nakıs.
Bizim neyimiz eksik dediğiniz an hedefe konuluyor ve taşlanıyorsunuz, oysa o
kadar masum bir şeyi dile getirmekten başka hiçbir şey yapmıyorsunuz. Zira içinde
bulunulan halden muzdaripsiniz. İçinizde dışınıza çıkaramadığınzı sessiz bir
çığlık var. Duyan kulak, hisseden kalp nerede? Kafadan karşı olunca eleştiriye,
söylenenlerin mahiyetini bile algılayıp anlayamıyoruz, belki de bizi düzlüğe
çıkaracak şeyler söylenmektedir ama ne fayda. Varsa yoksa bazı susturucu
mefhumlara sığınarak, muayyen bir düşman hedef belirlemek ve herkesi birden
susturup, kendi arkamızı konsolide etmek. Oysa eleştirmek, karanlıkta bir
kıvılcım çakmaktır ve bunun değerini de ancak düşünen kafalar, işleyen
zihinler, hisseden kalpler, gören gözler idrak edebiliriler. Var mıdır böyleleri?
Arada bul! Arananların
bulunmadığı, bulunanların da aranmadığı bir çağdayız maalesef. Ve bu
yüzden tökezleyip durmaktayız, yerimizde saymaktayız, koşanlara bakmaktayız
arkaları sıra, bu gidişle de hep bakanlar olacağız, eskiyi yıkıp yeniyi kuranlar
ve yeni bir çağı başlatanlar değil. Çünkü bizden olmaz kardeşim. Olsaydı,
olacağı varsaydı, mutlaka belli olurdu. Yazık!
İNSANLIĞIN KURTULUŞ MANİFESTOSU...15...
Özgür DENİZ - 12.02.2026
Tarih: 12.02.2026
Okunma: 8
YORUMLAR
Yorumunuzu ekleyin.