Olguların gerçek anlamlarına, öz mahiyetlerine
hiç merak salmayız, sonrada nasıl olaylaştıklarını umursamayız, böylece
sefaletin türküsünü terennüm eder dururuz mütemadiyen. Çünkü olguların cahili
olmak, hayatın fakiri olarak yaşamak ve ölücanlar olmak demektir. Olgular sonsuz
önemlidir velakin olguların önemli oluşundan daha önemli bir şey vardır;
olguların gerçek anlamları, öz mahiyetleri. Olguların gerçek anlamlarını,
öz mahiyetlerini bilmek, hissetmek, anlamak hayat memat meselesidir. Olgularla ya uyutuluruz
ya da uyandırılırız. Ya aldatılırız ya da aldatılmaya karşı gardımızı alırız. Ya
onursuzca yaşama mahkum oluruz ya da onurumuzla yaşarız. Zira hayat,
olguların olaylaşmaları temelinde şekillenmektedir. Olguların olaylaşmaları; ya yaşamak sevincimize
yahut yaşamımızın zehirlenmesine neden olur. Misal; adalet olgusunun
gerçek anlamını ve öz mahiyetini anlamış olsak, nasıl olaylaşmakta olduğunu da,
nasıl olaylaşması gerektiğini de anlamış oluruz, eğer yanlış olaylaşıyorsa
doğru olaylaşması için mücadele veririz, eğer doğru olaylaşıyorsa da doğru
şekilde olaylaşmasını sağlayana şükran duyarız. Adalet olgusuna bakalım ve basit bir çözümleme
yapalım; her şeyin yerli yerinde olması demektir adalet. İnsan haysiyetine
saygıdır adalet. İnsan onuruna seza yaşamak demektir adalet. Ter kurumadan
ücretin tahsis edilmesidir adalet. Yerin ve göğün direğidir adalet. Her
şey yerli yerinde değilse, insan haysiyetine saygı yoksa, insan onuru yerlerde
sürünüyorsa, ter kuruduktan sonra bile ücret tahsis edilemiyorsa, yer ve gök
ağlıyorsa insanın çaresizliğine, işte orada adalet olgusu gerçek anlamı
minvalinde, öz mahiyeti temelinde, bihakkın olaylaşmıyor demektir. Eğer,
yararlanabileceğinden fazlasını tekeline alıyorsan, aldıklarını yığıyorsan, yığdıklarınla
güç devşirip devşirdiğin güçle insanlık üzerinde egemenlik kuruyorsan ve bu
egemenliği dönüşümlü olarak sömürü aracı olarak görüyorsan, milyonlarca insan
açlıktan ölürken ve yoksullara ölümden başka yol görünmezken ve tüm bunlar
yasalarla, kanunlarla desteklenirken adaletten bahsetmek kabil olmuyorsa işte
orada adalet olgusu bihakkın, gerçek anlamıyla, öz mahiyetiyle
olaylaşmamaktadır. Ve işte adalet olgusunu gerçek anlamıyla, öz mahiyetiyle
bilirsen, hissedersen ve anlarsan, tüm bunların farkına varırsın ve doğayı gasp
edip, hayvanlar dünyasının coğrafyasını işgal edip, insanların dünyasını
sınırlara bölüp, havayı-suyu ve denizi kirletip dünyayı cehenneme çeviren
komprador pezevenklere karşı dimdik durup, onurlu bir şekilde mücadele edersin.
Zira anlarsın ki, insanlığı bin parçaya bölsen de, dünyayı sınırlarla ayırsan
da, tüm varlığı egemenlik uğruna her zerresiyle yok etmeye çalışsan da, tüm
mülke malik olsan da elli metre genişliğinde, bir metre uzunluğunda bir çukura
atılacaksın. İşte
olguları hissetmek ve anlamak, yaşamakla ölmek gibidir. Olguları gerçek
anlamlarıyla ve öz mahiyetleriyle anlarsanız yaşama merhaba dersiniz, bilakis
yaşam size elveda der. Hülasa; olguların gerçek mahiyetlerini
bilirsek, doğru mu yoksa yanlış mı olaylaştıklarını da doğru bir şekilde ölçebiliriz
ve gereken tepkiyi, gerektiği gibi, gereken zamanda verebiliriz ve
aldatılmaktan da, sömürülmekten de, ezilmekten de kendimizi korumuş oluruz ama
bunu yapmayız bir türlü, sonrada sahtekarca ağlarız, nedamet getiririz. Olgu nedir, ne
değildir, mahiyetine mukabil nasıl olaylaşmalıdır, nasıl olaylaşmamalıdır ama
nasıl olaylaşmaktadır bilmek elzemdir, aldanmamak ve insan gibi yaşamak, onurumuzu,
şerefimizi ve namusumuzu korumak için. Bizler küçük insanlar
olduğumuz için, bu kadar büyük işlerle iştigal etmeyiz, böyle yapmayı salaklık
addederiz, gideriz küçük işlerle iştigal ederiz. Önümüze gelene inanmaktan ve
onun tarafından onun adamı sayılmaktan ve ona karşı diğer insanları
jurnallemekten gizli bir haz duyarız. Bu kadar basitiz ve işe yaramayız işte
biz. Yani biz onun bunun adamı olabiliriz ancak her devirde ve günümüzü
kurtarma derdine düşeriz, başka da hiçbir şey yapamayız mevcut zihniyetimizle
ve ruh halimizle, zaten istesekte yapamayız. Beyinsizliğimizle ve
ruhsuzluğumuzla da kendimizi insandan sayarız. Ne kadar kolaymış insan olmakta,
bizim haberimiz yokmuş değil mi? Oysa istesek neleri başarabiliriz ama
istemeyiz. Çünkü konforumuz bozulmasın isteriz, rahatımız kaçmasın, keyfimize
limon sıkılmasın isteriz. Tarihten ders almayı, örneklerden ders çıkarmayı
tercih edeceğimize, tarihle aptalca övünmekle ve örneklerden işimize geldiği
zamanda ve yerde örnekler vermekle ama yan gelip yatmakla iktifa ediyoruz ve
bunu da marifet sanıyoruz. Ter, kan, yaş dökmeden her şey önümüze hazır gelsin
istiyoruz. Zamanımızı göz göre göre israf ve heba ediyoruz. Birlikte iyi işler
başarmayı deneyeceğimize ve birbirimizin iyi yeteneklerini keşfedip gereken
yerde sahaya süreceğimize, kendi başımıza debelenip duruyoruz. Benden olsun da
isterse hiçbir şeyden anlamasın, hiçbir şey yapmasın, velakin yeter ki bana
sadık kalsın diye düşünüyoruz. Yemin ediyorum nice yetenekleri göz göre göre
harcıyoruz, onlardan istifade edeceğimize. Ama lafa geldi mi de, kaliteli ve
kalifiye insan arıyoruz. Sahtekarız, münafığız. Oysa bu topraklar şahsi
kanaatimce hem hazine babında hem de zeka babında muazzam kafalarla,
yeteneklerle ve gizli servetlerle lebalep ama kullanmak işimize gelmiyor. Zira
kendi ışığımız yoksa, başka ışıkların yanmasına da lüzum yok diye düşünüyoruz,
bir de güç bizdeyse tamamdır, bırakalım yetenek yerinde yok olsun gitsin,
hazinede bizim kasamıza aksın diyoruz. Gerçekten ama gerçekten çok tiksinti
verici, rezil ve iğrenç yaratıklarız. İçler acısı bir hali var insanın ve
insanlığımızın maalesef. Sadece derin düşünemediğimiz ve olgulara bigane kaldığımız için
farkına varamıyoruz. Üzerimize pislik yağıyor ama hissedemiyoruz. Farkına
varanlar konuştuklarında da onları susturmayı marifet sanıyoruz. Bizler böyle
mi tedenniden kurtulup terakki kaydedeceğiz büyük insanlık olarak ve böyle mi
tekâmül edeceğiz insantekleri olarak? Kadim bir medeniyetin varisleriyiz ve onu
yeniden şahlandıracağız öyle mi? Sanmaklarla gerçek olsaydı her şey, şimdi çok
farklı zamanlarda ve dünyalarda çok farklı insanlar olmamız gerekirdi değil mi?
Ama öyle değiliz maalesef, basit, sıradan, kof tipleriz, küçük insanlarız. Bizden
hiçbir şey olmaz ve badema da olmayacak! Çünkü görünen köy ve gören göz
kılavuza ihtiyaç duymaz. Hayır bu kendine inançsızlık değildir, hayır bu
kendini küçük görmek demek değildir, hayır bu umutsuzluk zerketmek değildir,
zaten yukarıda söylediklerimizde buna hüccettir ve anlayan kafaların işidir
anlamak. Kafan
yoksa da gideceksin top oynayacaksın bebeğim! Boyundan büyük işlerle iştigal
etmeyeceksin!
İNSANLIĞIN KURTULUŞ MANİFESTOSU...12...
Özgür DENİZ - 09.02.2026
Tarih: 09.02.2026
Okunma: 7
YORUMLAR
Yorumunuzu ekleyin.