İNSANLIĞIN KURTULUŞ MANİFESTOSU...12...

Özgür DENİZ - 09.02.2026

Olguların gerçek anlamlarına, öz mahiyetlerine hiç merak salmayız, sonrada nasıl olaylaştıklarını umursamayız, böylece sefaletin türküsünü terennüm eder dururuz mütemadiyen. Çünkü olguların cahili olmak, hayatın fakiri olarak yaşamak ve ölücanlar olmak demektir. Olgular sonsuz önemlidir velakin olguların önemli oluşundan daha önemli bir şey vardır; olguların gerçek anlamları, öz mahiyetleri. Olguların gerçek anlamlarını, öz mahiyetlerini bilmek, hissetmek, anlamak hayat memat meselesidir. Olgularla ya uyutuluruz ya da uyandırılırız. Ya aldatılırız ya da aldatılmaya karşı gardımızı alırız. Ya onursuzca yaşama mahkum oluruz ya da onurumuzla yaşarız. Zira hayat, olguların olaylaşmaları temelinde şekillenmektedir. Olguların olaylaşmaları; ya yaşamak sevincimize yahut yaşamımızın zehirlenmesine neden olur. Misal; adalet olgusunun gerçek anlamını ve öz mahiyetini anlamış olsak, nasıl olaylaşmakta olduğunu da, nasıl olaylaşması gerektiğini de anlamış oluruz, eğer yanlış olaylaşıyorsa doğru olaylaşması için mücadele veririz, eğer doğru olaylaşıyorsa da doğru şekilde olaylaşmasını sağlayana şükran duyarız. Adalet olgusuna bakalım ve basit bir çözümleme yapalım; her şeyin yerli yerinde olması demektir adalet. İnsan haysiyetine saygıdır adalet. İnsan onuruna seza yaşamak demektir adalet. Ter kurumadan ücretin tahsis edilmesidir adalet. Yerin ve göğün direğidir adalet. Her şey yerli yerinde değilse, insan haysiyetine saygı yoksa, insan onuru yerlerde sürünüyorsa, ter kuruduktan sonra bile ücret tahsis edilemiyorsa, yer ve gök ağlıyorsa insanın çaresizliğine, işte orada adalet olgusu gerçek anlamı minvalinde, öz mahiyeti temelinde, bihakkın olaylaşmıyor demektir. Eğer, yararlanabileceğinden fazlasını tekeline alıyorsan, aldıklarını yığıyorsan, yığdıklarınla güç devşirip devşirdiğin güçle insanlık üzerinde egemenlik kuruyorsan ve bu egemenliği dönüşümlü olarak sömürü aracı olarak görüyorsan, milyonlarca insan açlıktan ölürken ve yoksullara ölümden başka yol görünmezken ve tüm bunlar yasalarla, kanunlarla desteklenirken adaletten bahsetmek kabil olmuyorsa işte orada adalet olgusu bihakkın, gerçek anlamıyla, öz mahiyetiyle olaylaşmamaktadır. Ve işte adalet olgusunu gerçek anlamıyla, öz mahiyetiyle bilirsen, hissedersen ve anlarsan, tüm bunların farkına varırsın ve doğayı gasp edip, hayvanlar dünyasının coğrafyasını işgal edip, insanların dünyasını sınırlara bölüp, havayı-suyu ve denizi kirletip dünyayı cehenneme çeviren komprador pezevenklere karşı dimdik durup, onurlu bir şekilde mücadele edersin. Zira anlarsın ki, insanlığı bin parçaya bölsen de, dünyayı sınırlarla ayırsan da, tüm varlığı egemenlik uğruna her zerresiyle yok etmeye çalışsan da, tüm mülke malik olsan da elli metre genişliğinde, bir metre uzunluğunda bir çukura atılacaksın. İşte olguları hissetmek ve anlamak, yaşamakla ölmek gibidir. Olguları gerçek anlamlarıyla ve öz mahiyetleriyle anlarsanız yaşama merhaba dersiniz, bilakis yaşam size elveda der. Hülasa; olguların gerçek mahiyetlerini bilirsek, doğru mu yoksa yanlış mı olaylaştıklarını da doğru bir şekilde ölçebiliriz ve gereken tepkiyi, gerektiği gibi, gereken zamanda verebiliriz ve aldatılmaktan da, sömürülmekten de, ezilmekten de kendimizi korumuş oluruz ama bunu yapmayız bir türlü, sonrada sahtekarca ağlarız, nedamet getiririz. Olgu nedir, ne değildir, mahiyetine mukabil nasıl olaylaşmalıdır, nasıl olaylaşmamalıdır ama nasıl olaylaşmaktadır bilmek elzemdir, aldanmamak ve insan gibi yaşamak, onurumuzu, şerefimizi ve namusumuzu korumak için. Bizler küçük insanlar olduğumuz için, bu kadar büyük işlerle iştigal etmeyiz, böyle yapmayı salaklık addederiz, gideriz küçük işlerle iştigal ederiz. Önümüze gelene inanmaktan ve onun tarafından onun adamı sayılmaktan ve ona karşı diğer insanları jurnallemekten gizli bir haz duyarız. Bu kadar basitiz ve işe yaramayız işte biz. Yani biz onun bunun adamı olabiliriz ancak her devirde ve günümüzü kurtarma derdine düşeriz, başka da hiçbir şey yapamayız mevcut zihniyetimizle ve ruh halimizle, zaten istesekte yapamayız. Beyinsizliğimizle ve ruhsuzluğumuzla da kendimizi insandan sayarız. Ne kadar kolaymış insan olmakta, bizim haberimiz yokmuş değil mi? Oysa istesek neleri başarabiliriz ama istemeyiz. Çünkü konforumuz bozulmasın isteriz, rahatımız kaçmasın, keyfimize limon sıkılmasın isteriz. Tarihten ders almayı, örneklerden ders çıkarmayı tercih edeceğimize, tarihle aptalca övünmekle ve örneklerden işimize geldiği zamanda ve yerde örnekler vermekle ama yan gelip yatmakla iktifa ediyoruz ve bunu da marifet sanıyoruz. Ter, kan, yaş dökmeden her şey önümüze hazır gelsin istiyoruz. Zamanımızı göz göre göre israf ve heba ediyoruz. Birlikte iyi işler başarmayı deneyeceğimize ve birbirimizin iyi yeteneklerini keşfedip gereken yerde sahaya süreceğimize, kendi başımıza debelenip duruyoruz. Benden olsun da isterse hiçbir şeyden anlamasın, hiçbir şey yapmasın, velakin yeter ki bana sadık kalsın diye düşünüyoruz. Yemin ediyorum nice yetenekleri göz göre göre harcıyoruz, onlardan istifade edeceğimize. Ama lafa geldi mi de, kaliteli ve kalifiye insan arıyoruz. Sahtekarız, münafığız. Oysa bu topraklar şahsi kanaatimce hem hazine babında hem de zeka babında muazzam kafalarla, yeteneklerle ve gizli servetlerle lebalep ama kullanmak işimize gelmiyor. Zira kendi ışığımız yoksa, başka ışıkların yanmasına da lüzum yok diye düşünüyoruz, bir de güç bizdeyse tamamdır, bırakalım yetenek yerinde yok olsun gitsin, hazinede bizim kasamıza aksın diyoruz. Gerçekten ama gerçekten çok tiksinti verici, rezil ve iğrenç yaratıklarız. İçler acısı bir hali var insanın ve insanlığımızın maalesef. Sadece derin düşünemediğimiz ve olgulara bigane kaldığımız için farkına varamıyoruz. Üzerimize pislik yağıyor ama hissedemiyoruz. Farkına varanlar konuştuklarında da onları susturmayı marifet sanıyoruz. Bizler böyle mi tedenniden kurtulup terakki kaydedeceğiz büyük insanlık olarak ve böyle mi tekâmül edeceğiz insantekleri olarak? Kadim bir medeniyetin varisleriyiz ve onu yeniden şahlandıracağız öyle mi? Sanmaklarla gerçek olsaydı her şey, şimdi çok farklı zamanlarda ve dünyalarda çok farklı insanlar olmamız gerekirdi değil mi? Ama öyle değiliz maalesef, basit, sıradan, kof tipleriz, küçük insanlarız. Bizden hiçbir şey olmaz ve badema da olmayacak! Çünkü görünen köy ve gören göz kılavuza ihtiyaç duymaz. Hayır bu kendine inançsızlık değildir, hayır bu kendini küçük görmek demek değildir, hayır bu umutsuzluk zerketmek değildir, zaten yukarıda söylediklerimizde buna hüccettir ve anlayan kafaların işidir anlamak. Kafan yoksa da gideceksin top oynayacaksın bebeğim! Boyundan büyük işlerle iştigal etmeyeceksin!

Tarih: 09.02.2026 Okunma: 7

YORUMLAR

Yorumunuzu ekleyin.

İsim: *

E-posta Adresiniz: *

* (E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.)

Yorum: *

Güvenlik Sorusu:
Türkiye'nin başkenti neresidir?