Gerçekten çok acayip varlıklarız. Hayır
usturuplu bir üslupla söylüyoruz da, haddizatında amorf varlıklarız. Ne olduğumuz,
kim olduğumuz, niçin yaşadığımız, nasıl yaşadığımız belirsiz. Tutunduğumuz bir
değer var mı yok mu belli değil. Nerden geldik nereye gidiyoruz bilmiyoruz. Bir
yandan pisliğe tükürürken, diğer yandan pisliğin içinde yüzen varlıklarız. Şerefsize
küfrediyoruz ama bir de bakıyoruz ki, şerefsizin önde gideni biziz. Birbirimizin
açığını arıyoruz, oradan nasıl dalarız diye taktikler düşünüyoruz. Bu kadar
düşük ve düşkün varlıklarız işte. Bitevi birbirimizi düşürme tezgâhlarıyla
hemhâl oluyoruz. Anlayan beri gelsin, bu nasıl bir iştir söylesin. İşimize nasıl
gelirse öyle davranıyoruz. Bunun da farkında değiliz ha. Gerçekten geri zekalı
varlıklarız. Okumuş olmak hiçbir şeyi değiştirmiyor. Hissedemeyen ve anlayamayan
kütükler olduktan sonra istersek bin yıl okuyalım ne değişir? Bir okul bitirmek
sadece diploma sahibi yapıyor. Güya düşmana küfrediyor ama diğer yandan tamamen
düşman bellediğinin yaşamını yaşıyor, onun gibi düşünüyor, onun gibi konuşuyor,
onun gibi hareket ediyor. Otokontrol yok, muhasebe yok, murakabe yok. Ne var? Öküz
gibi yaşamak var. Ulan bir şeyden tiksiniyorsan, o şeyi senin yapmaman lazım
yahut tiksindiğin şeye zımnen müzahir olmaman lazım ama yapıyorsun ve
oluyorsun. Bu ne menem bir iştir ahmak? Siyonizm'e düşmansan, Siyonist gibi
yaşayamaz, düşünemez, konuşamaz ve hareket edemezsin. Siyonizm'in değirmenine su
taşıyamazsın. Siyonizmin işini kolay kılacak eylemler yapamazsın. Keza kapitalizme
düşmansan, kapitalizmin kapı köpeği olamazsın, kapitalizmin duvarına taş
koyamazsın. Sonra da boş boş konuşamazsın. Çocuk oyuncağımı yaşam dediğimiz
şey? Öylesine konuşuyoruz, öylesine yaşıyoruz. Boş konuşuyoruz, boş yaşıyoruz. Laf
olsun işte, aptal aptal hareketler, ahmakça düşünceler, cahilce konuşmalar. Oysa
ne cennet ucuz ne de fikre ulaşmak kolaydır. Cenneti ucuz görüyoruz, fikri
çocuk oyuncağı sanıyoruz. Münhasıran kuru ve boş söylemlerle cenneti hayal
edecek kadar aptal varlıklarız. Üç beş kelime öğrendik diye fikir sahibi
olduğumuzu düşünecek kadar cahiliz. Ahlaksızca yaşıyoruz ama ahlak satıyoruz. Haram
helal demeden yutuyoruz ama güya kötülüklerden şekvacıyız. Her şeyi bozuyoruz
ama dünyanın gidişatından hazzetmiyoruz. Her şeyi kendi ellerimizle yapıyoruz
ama sonucu beğenmiyoruz. Ne bekliyordun pezevenk? Ektiğini biçecek, ettiğini
bulacak, yaşattığını yaşayacaksın. Başkasının hakkını göz göre göre yiyoruz ama
bir de o kişiden sevgi, saygı bekliyoruz. Biz nasıl yaratıklarız gerçekten? Samimi,
temiz, doğru amelin ve sağlam, sahih, hakikatli bilgin yoksa doğru yaşamak
nasıl olacak bebeğim? Üstelikte henüz düşünmeyi bile bilmeyen ama düşündüğünü
sananların kahir ekseriyeti teşkil ettiği insanlık toprağında. Ne hazindir ki, bu
ülkede, bir yerde, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanların ülkesi değil
midir maalesef? Sadece konuşan ama hiçbir şey yapmayanların ülkesi değil midir
maalesef? Soytarılık ve şaklabanlık yapmaya, kıvırtmaya, boş boş
konuşmaya lüzum yoktur, gerçek budur; bilgisiz fikirsizlerin, fikirsiz beyinsizlerin ülkesiyiz. Eylemle
ilgisi bulunmayan kof nutukçuların ülkesiyiz. Bu yüzden de mallara
inanan mallarız maalesef. Size gerçeği söyleyen kaç kişi gösterebilirsiniz
lütfen söyleyebilir misiniz; politik arenada, gazete köşelerinde, sanat camiasında,
bilim dünyasında, sözde aydınların saflarında, alim görünen malumatfuruşların
katında? Saf gerçek bundan başka bir şey değildir. Söyleyin bana hangi
politikacıdan zekâ fışkırmaktadır? Yekpare dünyaya efendilik yapmaya çalışan, bitevi
deniz aşırı ülkelere talimatlar yağdıran, ültimatomlar veren, korku
imparatorluğu kurmaya çalışan, başka bir ülkenin liderini yatağından kaçıran
Coni’nin zeka düzeyi nedir misal? Dünyanın gözü önünde soykırım yapan Siyonist
katilin zeka düzeyi nedir? Hangi politikacı mucittir? Hangi politikacı da halk
için çalışacak şeref ve namus vardır? Hangi politikacı da ahlakın zerresi
vardır? Bu yüzden, herkes, kendi fikrine ve ideolojisine, muhalifinden daha
fazla zarar vermekte değil midir? Politik arenada ki dönemsel savrulmaların
arka planında felsefesizlik, fikirsizlik, ilkesizlik, kopkoyu cehalet yoksa ne
vardır lütfen? Kendini doğru anlatamamanın, fikrini izah edememenin, insanların
kalplerine girmeyi becerememenin arka planında ne vardır lütfen? Şöyle bakın
lütfen, herhangi bir ideolojiye kendi müntesibi mi, yoksa muhalifi mi en ağır
darbeleri indirmektedir? Çünkü insanlık toprağında fikir yoktur bebeğim, dehşetli
bir çoraklık ve kuraklık vardır, münhasıran rant vardır, çıkar vardır ve herkes
farklı yerlerde duruyormuş gibi olsalar da filhakika aynı yerde durmaktadırlar
ve aynı yerden aynı hedefe yönelmiş olanlar birbirlerine hizmet etmektedirler (((kapitalizmin
rengi farklı olsa da gayesi aynıdır))), arada kalan, ezilen ve
aptalca bunlara yani kendilerini aldatanlara sitayişler düzenlerde gariban halk
çocuklarıdırlar maalesef. Cahilliklerine doymasınlar. Söyleyin lütfen, büyük
vurgunlar vuran politikacılar ne sunmaktadırlar size, sizleri neye layık
görmektedirler ve tabi ki de layıksınız kusura bakmayın, layık olmasanız layık
olmadığınızı mutlaka bir şekilde gösterirsiniz, bilakis layık olduğunuzu bir
şekilde gösteriyorsunuz. Zaten neye layık görüldüğünüz de belli, söylemeye
lüzum yok, zira sakıncalı. Dünyanın her yerinde ezilen ve sömürülen insanlığın
ne layık görüldüğü, nasıl yaşatıldığı malumdur ve malumu ilama lüzum yoktur. Söylemeyelim
mi bu yaralayıcı, acıtıcı, katı ve sert hakikati? Kimse kusura bakmasın hakikatin
özüdür bu söylediğimiz, yekpare insanlık ailesi özelinde. İnsanlık toprağında
bir ideoloji sahibi olanların kahir ekseriyeti bilgisiz fikir sahiplerinden
müteşekkildir, binaenaleyh muayyen bir ilkeden de yoksundurlar bunlar. Zaten
böyle oldukları için bir kaosa mahkûm değil midirler ve ne yapacaklarını
bilememekte değil midirler? Zira bir fikrin varsa bir ilken de olmalıdır ama
var mıdır? Maalesef yoktur. Hareketsiz bereket olur mu? Eylem olmadan zafer
tacı giymek kabil midir? Zafere dikensiz yollardan varılır mı? Ama biz özü
kirli kalıbı görkemli amellerle cenneti, ıvır zıvır enformasyonlarla fikri elde
edebileceğimizi, bilgiden mahrum kof ve temelsiz fikirlerimizle gönülleri
kazanabileceğimizi zannediyoruz. Yani ikisini de çok kolay görüyoruz. Çünkü
karşılarında kendilerine kolayca inanabilen bir sürü görüyorlar, öttürdükleri
düdüğe uyum sağlayacak, kadim ve ortak değerler önlerine koyulduğunda inanacak,
atılan oltaya kolayca takılacak bir sürü. İkisinin de büyük bedeller
istediğinden, acılardan acılara sürgünlüğü gerektirdiğinden, ezalara, cefalara
sabırla katlanmayı önkoşul kıldığından bihaberiz. Yani her şey bedavadan olsun
istiyoruz, yan gelip yatalım ama her türlü nimetleri de kapalım istiyoruz. Bizler,
yağmur yağarken küplerimizi doldurmaya çalışan asalaklarız. Daha kendimizi
okuyamayan biz, ülkesinden ve dünyadan bihaber olan biz, olguların gerçekliğiyle
irtibatı olmayan ve olayları isabetli olarak çözümleyemeyen biz, kolayca
cenneti umuyor, fikir sahibiymiş gibi tavırlara giriyor, insanmışız gibi
dolaşıyoruz. Haddizatında çok komik oluyoruz ama artık hep komediye dönüşmüş
bir hayatın sahipleri olduğumuz için yüzümüz hiç kızarmıyor. Bir yüzümüz var
mıdır orası da meçhuldür zaten. Çünkü yüz özü, öz sözü, söz de onurlu eylemi
tevlit eder, tabi mevcutsa her biri silsile halinde. Gerçekler acıdır ve acıtır, kötü kanatır
bebeğim! Şeytan,
sizi kirli oyunlarıyla ve zehirli oyuncaklarıyla aldatmasın!
İNSANLIĞIN KURTULUŞ MANİFESTOSU...13...
Özgür DENİZ - 10.02.2026
Tarih: 10.02.2026
Okunma: 6
YORUMLAR
Yorumunuzu ekleyin.