İNSANLIĞIN KURTULUŞ MANİFESTOSU...41...

Özgür DENİZ - 24.02.2026

‘’Biz, Allah’tan başka sahibi olmayanlarız.’’ Şehit doktor üstat Ali Şeriati böyle der ve mutlak bir inanışla, tertemiz bir niyetle, onurla örülmüş bir karakterle, yürüyen hürriyet olarak söyler bunu. O, bu dünyadaki yegane bağımsız yürekti. Tarafı yoktu, kölesi yoktu, efendisi yoktu. Gerçekten bağımsızdı, halkın ve hakikatin yanındaydı. Ömrü boyunca halk düşmanları ile savaştı, renkleri, kimlikleri, dilleri, dinleri, ideolojileri ne olursa olsun fark etmedi. Birilerini bir şeye inandırmak için, o şeyi tahrif ve tahrip etmeye tevessül edecek kadar basit ve sıradan biri olmadı hiçbir zaman. O, bulduğu, bildiği, inandığı gerçek neyse getirip onu herkesin önüne koyardı, herkes ondan ne almak istiyorsa onu alırdı ve aldığıyla ne olursa olurdu, orası onu ilgilendirmezdi. Bu dünyada mutlak hürdü. Bu yüzden evi zindanlardı. Ömrünü handiyse zindanlarda ikmal etti. Çünkü bir türlü rahat bırakmıyorlardı, bitevi takip altındaydı. Handiyse tamamını zindanlarda kaleme aldığı ‘’Yalnızlık Sözleri 1-2’’ kitabını behemehal okumanızı salık veririm. Hatırladığım kadarıyla iki kitap olarak 1200 sayfalık bir kitap ama tadına doyamayacağınız bir kitap. Onu daha teferruatlı olarak tanımak istiyorsanız da, Ali Rahnema’nın ‘’Müslüman Ütopyacı’’ isimli takriben 600 sayfalık fevkaladenin de fevkinde olan kitabını okumanızı şiddetle öneririm. İsme takılmadan okuyun. Ütopya mevhumunu da ciddi anlamda anlamadan önyargıyla hareket etmeyin. Tabi tüm bu ismi bahsedilen kitapları okuyabilmeniz, okuyunca anlayabilmeniz için muayyen bir alt yapıya malik olmanız icap eder kitap ve okumak bağlamında düşününce. Gölgesinden korkan pezevenklerin takibindeydi her an. Onun hürriyeti, aşağılık diktatörleri çıldırtıyordu. Diktartörlere kalemini satan ve diktatörlerin köpekliğini yapan aydın bozuntularını delirtiyordu. Onun da köpekleşmesini ve önüne atılan kemiklere eyvallah etmesini istiyorlardı. Çünkü diktatörlerin tenekeden saltanatlarını sarsıyor, aydın bozutunlarının kof laflarını ezip geçiyordu, ağzından çıkan her sözle ama sözle. Söz vardır, laf vardır. O söz adamıydı, insanıydı. O, sadece söz söyledi ömrü boyunca. O gerçek bir devrimciydi. Okudu, öğrendi, bildi, hissetti, anladı, yazdı, anlattı. O, insandı.

 

Geçelim!

 

Yazıya başlarken de söylediğimiz gibi, yeryüzüne hükmeden gücün mekanizması bir pramidin katmanları gibidir ve en tepe belirler her şeyi. Kimse kusura bakmasın ama bu dünyadaki niceleri sadece sıradan birer kukladan ibarettir. Münhasıran ellerinde ipleri tutanlar tarafından oynatılıp dururlar, akılları, vicdanları, iradeleri, yürekleri, cesaretleri, hürriyetleri ve tercihleri yoktur. Kendilerine sunulan imkanların bedelini öderler. Halklarını satarlar, dünyayı alırlar. Gerçek budur. Ne kadar kıvranırsanız kıvranın, tepinirseniz tepinin gerçek budur. Görüntüye inanırsanız aldanırsınız. Zaten gördükleriniz de ancak görebileceklerinizdir, görmeniz gerekmeyenleri asla göremezsiniz. Bunu bir zamanlar bir Yahudi’de izhar etmiş ve yok edilmişti. Üstat Ali Şeriati’den de bu sebeple bahsettim bu bölümün girişinde. Bu dünayda insan gibi yaşamanın ağır bedelleri vardır maalesef. Herkes insanca yaşamaktan bahseder ama hayvanca yaşar, bunu fark edenler fark edip ona göre tavır alırlar, fark etmeyenler ise bu türlerin kof laflarına bakıp onlara karşı tapınç içinde olurlar. Herkesin zirveye hizmet ettiği bir dünyada, halka hizmete adanmak çok büyük bir yürek ve soylu bir cesaret iktiza eder. Ya onurluca yaşamaktır yahut şehadettir ödülü.

 

Geçelim!

 

Bir önceki yazımızda olguların orijininden bahsetmiştik malum. Şimdi fazla detaya girmeden demokrasi olgusunun orijinini teşrih masasına yatıralım. Zira en dip detaylar her daim netamelidir. Zamanımızda şiddetle apolojisi yapılan demokrasi denilen şeyi defaatle izah ve izhar ettik hem de bayağı detaylı olarak. Burada da, çendan, dünyada, çağımızda egemen olan bir zihniyet bağlamında tolere edilen demokrasiyi yeniden teşrih masasına yatıralım. Genel olarak, şu anda dünyaya egemen olan demokrasi olgusuna baktığınız zaman halklara özgür olduklarının söylendiği, kendi kendilerinin yönetiminin kendi ellerinde olduğu bir şey olarak anlatılır. Yerseniz! Ama gerçekte en ağır zulüm ve diktartörlük içerisinde yönetildikleri ve asla özgür olmadıkları, serbest takılan köleler oldukları bir şeydir. Ruhun esareti, bedenin esaretinden daha ıstıraplıdır ve acıklıdır. Çünkü mevcut demokrasi cehaletin dikte edildiği bir düzenin adıdır. Halklar cahilleştikçe, körleştikçe, sağırlaştıkça demorkasiye taparlar. Nasıl olduğunu, mahiyetini, muhtevasını asla sorgulamazlar. Çünkü insançocuklarının özbenliklerine ve izzetinefislerine sessizce en ağır darbelerin indirildiği bir düzendir bu. Hissedecek kalpten ve idrak edecek beyinden yoksunsan yapacak bir şeyim yok. Sahip olunan özgürlük sanal bir özgürlüktür, gerçeklikle ilintisi yoktur. Fasılalı olarak başka dünyalara demokrasi götürdüğünü ifade eden ve insanlığın gerçek katili olan Coni’yi aklınıza getirin. Ne de demokrat de mi? Milyonlarca insanı toplu şekilde imha ederek demokrasiyi ihraç ediyor. İnsanlığın mülkünü üç beş komprador pezevenge devretmenin adı demokrasi oluyor. Ne güzel bir şeymiş bu demokrasi denilen de mi? Haddizatında insanlığın çok kolay bir şekilde ifsat edildiği bir düzenin adıdır. Çünkü, insanlığın aklına ve kalbine ipotek konulur mevcut demokraside. Gerçek bir demokrasi nasıldır, nasıl olur, olmalıdır orası ayrı bir yazı konusu, birgün onu da analiz ederiz. Dünya globaldir ve tüm dünya tek noktadan dizayn edilir, zira sarsılmaz bir ilişki ağına tabidir her şey, çünkü bir yerde bir çıkara darbe vuruldu mu, bu her yerdeki çıkara vurulmuş bir darbe olarak görülür, zira ortak çıkar ağı vardır. Coni’nin dün yaptıklarını anımsayın lütfen. Dolayısyla anında müdahale yapılır. Münhasıran bir iki yemdir insanlığın ağzına atılan. Misal; biz demokrasiyle her şeyin daha güzel olacağını sanırız ama demokraside olsa düzenin adı, son tahlilde; her şeyi belirleyen, tayin eden en tepedir. Sınırlar çizilmiştir, adamlar ve kadınlar tayin edilmiştir, kanunlar tanzim edilmiştir, hayat sessizce dizayn edilmektedir ama adı demokrasidir. İnsan tüm boyutlarıyla, tüm yönlerden ihata edilmiştir. Elini nereye uzatsa, kolunu kaptırmıştır. Herkes boynunda kölelik tasmasıyla dolaşır ama hür olduğunu düşünür. Halklar sadece kendilerini daha özgür sanmaktadırlar, istediklerini güya yapmaktadırlar, oysa mutlak esaret altındadırlar ve ancak kendilerine çizilmiş sınırlar dahilinde bir şeyler yapabilmektedirler, velakin iğdiş edilmiş zihninlerin bunu idrak etmesi kabil olmamaktadır, dolayısıyla her şey normalmiş gibi görünmektedir. Ancak sağlam bir kalbin varsa gördüğünün ardındaki görmediğini görebilirsin. Görebilecek göz yoktur çünkü. O göz kör edilmiştir. Bakan gözle de he rşey görülmez ki. Zira saf gerçeği görebilmek için bakar kör olmamak icap eder. Gerçek, baktığın yerde değildir. Demokrasi, istediğin bir hayatı tesis etmek için çok güzel bir araçtır. Tabi egemenler için geçerlidir bu. Suya sabuna dokunmadan, zahmete girmeden, yorulmadan, masrafsız olarak sessiz hegomanyanı kurmaktır. Öyle de olmaktadır. Pramidin tepesindekileri aptal mı sandınız? Tüm insanlığa hükmedenler mi aptaldır, onların yörgüngelerine gönüllü olarak girip köleliği tolere edip, sürü gibi güdülenler mi aptaldır? Her şeyi olağan göstererek yapabilmektir zaten marifette. Halk olan biten her şeyin normal olduğunu sanmaktadır doğal olarak. Çünkü düşünmeyi unutmuştur. Sorusu bitmiştir, sorgulamak haddi aşmaktır. Yerinde durunca da, durduğu yerden her şey normal görünmektedir. Sandıklar kurulmakta, oylar göz önünde sayılmakta, halkın istediği olmakta, güya her şey meşruiyet temelinde ilerlemektedir. Kimse bir şey çakmaz, her şey çok normalmiş gibi ilerler. Nutuklar atılmış, vaatler verilmiş, dışarıdan bakınca tertemizlik görüntüsü yansıtılmış, halka hizmet algısı yaratılmıştır. O zaman dikensiz gül bahçesinde diledğin gibi yürüyebilirsin. Diken batmaz, ayak kanamaz, gövde yorulmaz, kalp acımaz, baş ağrımaz. Kalbi ve kafası olmayan halkın hiçbir şeyi fark etmemesi normaldir zaten. Her zaman böyle olur, halkta her zaman değişim olduğunu sanır. Her şeyin değişeceğine inanır sıradan bir değişimle. Oysa hiçbir şey değişmemekte, her şey aynı kalmaktadır, münhasıran kavramlar farklılaşmakta, yüzler farklıymış gibi gelmekte, nutuklar boyut değiştirmektedir. Bir renk silinir, silinen rengin yerine yeni bir renge boyanır dünya, başka bir şey değildir olan biten. Halk meclisi aktiftir, gazetelerde eleştiriler gırla gider, televiyonlarda akademisyenler, profösörler, sözde aydınlar tartışır, hukuk suçluları tecziye etmektedir, sözde muhalefet denilen yapı kendince sert açıklamalar yapar ve başka bir yol gösterir, dışarıdan baktığınızda nasıl görünür böylesi bir dünya? Her şey gerçekçi bir şekilde yapılır, oyuna gerçeklik kazandırılır, zira halkı inandırmak iktiza eder. Her şeyin sağlıklı bir şekilde ilerlediğini, hayatın çok güzel olduğunu, hiçbir sorun olmadığını, her şeyin sıradan bir süreç içerisinde geliştiğini sanırsınız. Oysa perde arkasında çok dikkatli, derin, ince ve küçük hamlelerle insanlık muazzam bir şekilde yönetilmektedir, istendik yöne kanalize edilmektedir, rantlar kasalara akmaktadır, halklar merhametsizce sömürülmektedir, zararı daima halklar görmekte ama düzeneği kuranlar hiç kaybetmeden daima kazanmaktadırlar. Topluma hem umut aşılanır, hem hayal kurdururulur hem de toplum sessizce hizaya sokulur. Zahmetsiz olmuş ve bitmiştir her şey, ne güzel değil mi? Halklardan çalınanlar yine faklı başlıklar altında halkın en çaresiz kesimine dağıtılır iyilik görüntüsü ardında. Her şey sosyal devlet kılıfı ardında yapılır. Yaşamak sevincini çalmak için kılıf yapılan devlet kanunlarını gözlerden kaçırmak için mideler hedef alınır ve sözde yardımlarla bu sefer göze girilmeye çalışılır. Kanunlar örümcek ağı gibidir, zayıflar takılır, servetliler, kudretliler, devletliler delip geçer. Bu düzende büyükler biribirlerine müzahir olurlar, olmak zorundadırlar, çünkü onlar kardeş olmuşlardır ve kardeşlik kanununda birbirine ihanet olmaz, olursa ihanet eden diskalifiye olur yani oyundan çıkarılır ama ölü olarak. Kardeşlik kanununda son nefese kadar kardeşine hizmet etmek, onun çıkarlarını korumak vardır. Kardeşlik kanunu, halktan önce gelir. Halklar sürüden farksızdırlar ama kardeşler özgür birer bireydirler ve her biri sürüyü kontrol etmekle görevlidir. Neyse daha fazla dibe inmek karanlığı çoğaltmaktan başka bir şey olmayacak. İşte bunun adı demokratik düzendir. Daha sayfalarca yazılabilir ama anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna bile az. Belki birgün sadece demokrasiyi tüm teferruatıyla sarih olarak tetkik, tahlil, tahkik ve analiz eder toplumun önüne koyarız. Ve toplum gerçekle sahtesini tefrik edecek düzeye gelirse, neyin ne olduğunu algılayıp, anlayabilir.


Tarih: 24.02.2026 Okunma: 8

YORUMLAR

Yorumunuzu ekleyin.

İsim: *

E-posta Adresiniz: *

* (E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.)

Yorum: *

Güvenlik Sorusu:
Türkiye'nin başkenti neresidir?