Başınız önde eğik yürüseniz, kafanızı kaldırmasanız,
efendileri kızdırmasanız, her denene eyvallah etseniz, düşünmeseniz,
sormasanız, sorgulamasanız, her söylenene inansanız, gerçek acaba şöyle miydi
demeseniz, eleştirmeseniz, biat ve itaat etseniz, efendilerin önünde el pençe
divan dursanız, doğru ve dürüst olmaya çalışmasanız ne olur? Ki, zaten
böyleyizde, neyse. Efendilerimizde böyle olmamızı istiyorlar ve bekliyorlar
zaten. En muteber, en iyi, en namuslu, en şerefli insan siz olursunuz. Hatta böyle
olduktan sonra, namussuzda olsanız, şerefsizde olsanız, yalancı da olsanız,
dalkavukta olsanız, düzenbaz, sahtekar, riyakar da olsanız hiç farketmez. Yine en
muteber siz olursunuz ve sizinde her dediğiniz kahir ekseriyetle olur. Hele bi
de maddi gücünüz falan varsa tamamdır, dünyanın en ahlaksızı da olsanız bir
dediğiniz iki edilmez böyle bir karakterle. Maalesef çok kötü yaşıyoruz ama çok
iyi yaşadığımızı sanıyoruz. Niye böyle? Çünkü cahiliz, hem de öyle böyle değil,
saf, ham, tam cahiliz. Biz insançocukları, yanlışa yanlış, doğruya doğru
demedikçe ve gerçeğin peşine düşmedikçe hiçbir zaman gerçek anlamıyla insan
olmanın ve insanca yaşamın tadına varamayacağız. Zaten olmak ve varmak isteyen
kim de mi? Gerçekten, niye korkarız ki gerçekten? Çünkü gerçek rahatsız edici
ve konfor bozucudur. Her devirde gerçeğin yanında yer alsak kazanan kendimiz
olacağız oysa ama bunu bile bile gerçeğe ya kör kalıyoruz ya da sağır oluyoruz.
Niye? Gerçeğin kaybettireceğini düşünüyoruz da ondan. Tarihsel süreçte gördük
ki, gerçeğe dost olan dünyanın düşmanı; dünyanın dostu olan gerçeğin düşmanı
oluyor. Bu yüzden de gerçekten olabildiğince uzaklara kaçıyoruz, gerçek bizi
görmesin, biz gerçeği görmeyelim diye. Bazen her şeyin alt üst olacağından
korktuğumuz için, bazen yalancılar bizden diye, bazen gerçek bize kaybettirir
diye gerçekten kaçıyoruz. Çünkü menfaatimize öyle geliyor. Dünya menfaat
dünyası malum. Oysa kendi menfaatlerimizin peşine düşmeyeceğiz münhasıran,
herkesin menfaatinin peşine düşeceğiz ve öyle de olması icap ediyor. Çünkü
bencillik çok büyük bir felakettir. Bencilliğin derin ve buzlu sularında yüzerken,
insanlığın da donmasına sebep oluyoruz. Gerçek görülmez ama hissettirir
kendisini, hissettirdiği zamanda acımaz. Hep kötülüğün ya da acının ucu bize
dokununca feryat ediyoruz ama feryat edenlere bunun haricinde hep kör ve sağır
kalıyoruz. Bugüne kadar hangi feryada kulak kesildik ve yapmamız gereken bir
şey varsa yapmak için gayret ettik? Hiçbir zaman empati yapmıyoruz. Kötülük hiç
kimseye dokunmasın demiyoruz, böyle desek ve buna göre hareket etsek kimseye
dokunmayacak ve kimse de kötülük yapmaya cesaret edemeyecek ama biz kötülük
bizden uzak kalıp başkalarına yakın olunca sessiz ve tepkisiz kalıyoruz,
kendimize gelince de bağırıp duruyoruz. Zira başkalarının başına gelen kötülüğe
sevinecek kadar ucuz, basit, sıradan yaratıklarız. Yani başkalarına ulaşan
kötülükten memnun oluyoruz, zira ancak öyle rahatlayabiliyoruz. Oysa bencil
davrandığımız müddetçe kötülüklerin bizi de birgün gelip bulacağı aşikârdır,
fakat zekâmız kifayet etmiyor bunu algılamaya ve anlamaya. Menfaatimiz hep baki
kalacak zannıyla hareket ediyoruz ve düşenlere el vermekten imtina ediyoruz.
Bunu da bile isteye yapıyoruz. Ama öyle bir vakit geliyor ki, elinden tutmadıklarımız, biz
düştüğümüz vakit elimizden tutmadıkları için şerefsiz, namussuz oluveriyorlar
birden. Niye peki? Ektiğimizi biçiyoruz oysa, niye şekva ediyoruz ki? Ne
verdiysen hayata, hayatta onu geri veriyor sana işte, ne güzel değil mi? Diken ektiğin
yollardan yürümek niçin zor geliyor pezevenk? Başkası düşünce ve sürününce iyi
de, aynı şey senin başına gelince kötü mü? Zamanında insan olmuyorsun, insanlık
aklına gelince herkes insan gibi olsun istiyorsun. İnsanlık eden
insanlık bulacaktır, insanlık eken insanlık biçecektir, hayatın kanunudur bu
bebeğim, unutma! Hayvan olmak kolay gelmesin, sonra insanlık arıyorsun…
İNSANLIĞIN KURTULUŞ MANİFESTOSU...33...
Özgür DENİZ - 21.02.2026
Tarih: 21.02.2026
Okunma: 6
YORUMLAR
Yorumunuzu ekleyin.