Niçin yazıyorum? Kim için yazıyorum? İlk evvelde yaşamak
için yazıyorum. Sonrasında, ezilenler, sömürülenler, mustazaflar
için yazıyorum, daha sonra büyük insanlık ailesi içinde yaşadığım daha doğrusu
yaşamak zorunda olduğum için büyük insanlık ailesi için yazıyorum. Evet büyük
insanlık ailesi için ama o büyük insanlık ailesi içerisinde vahşi hayvan sürüsü
gibi yaşayanlar için değil. Lanet olası kapitalizmle, kan emici emperyalizmle,
elimden başka bir şey gelmediği için, çendan kalemimle kavgamı vermek için
yazıyorum. Zira lanet olası kapitalizm ve kapitalist pezevenkler yok olana ve
büyük insanlık kendi dünyasını kurana, kendine ait mülkü geri alana kadar bu
kavga bitmeyecek.
Zaten insanlık için bitmeyen,
bitmeyecek bir kutsal kavgadır bu. İnsanlığın gerçek kavgasıdır. İnsanlığın
onur kavgasıdır.
Geçelim!
Sorduğum, sorguladığım ya da böyle sanmalarım neticesinde
farkına vardığımı düşündüğümü sandığım kadarıyla, bulunduğum anda yalnız
olduğum ve yabancısı bulunduğum, karanlık ve zulüm dolu dünyaya bir
başkaldırıdır, diriliş ve direniş manifestosudur manzumlarım ve mensurlarım.
Var olmaya çabalamam ve var olma çabalarım istikametinde tahakkuk eden varoluş
ve varkalış serüvenim; derin, büyük, muamma yüklü, benzerlerimce bitevi meçhul
kalmış ve anlaşılmamış bir sancı, acı, ıstıraptır. Bulunduğum, bana yabancı
olan ve yabancısı olduğum dünyada ki vazifem; bilinç denilen o muallakta ki
muammanın varlığıyla farkına vardığım ve idrak ettiğim kadarıyla, yazınsal ve
düşünsel arenada arz-ı endam yapmak, edebi bir kariyer ve karizma elde edip ün
sahibi olmak, toplum düzeyinde şöhretin kapısını aralamaya zorlamak, devasa bir
kapital terakümü temin ederek küçük dünyamda sahip olduğum çevre üzerinde
egemenlik tesis etmek isteyen bir yazar olmak değildir. Mutlak, muhakkak ve
yegâne ereğim; kendimi aramak, bulmak ve aradığım, bulduğum kendimin kendim
olup olmadığını sorgulamak, aradığım, bulduğum kendimin kendim olduğundan emin
olduğumda, kendi öz benliğimden ve uzamsal alanımdan başlayarak dünyanın
değişmesine, dönüşmesine ve yaşanılabilecek bir yer olmasına katkıda
bulunmaktır. Elbette ki, ömür denilen bu muvakkat armağan kifayet ederse ve
muvaffak olabilirsem. Ki, surda bir gedik açsak o da kifayet eder bize, müzahir
olur kavgamıza.
Geçelim!
Peki neye yarıyor? Neye yarayacaktı
ki? ‘’Şişeyi
doldur denize at, balık bilmezse Halîk bilir’’ demiş üstat Cemil Meriç.
Bizde öyle yapıyoruz. Şişeyi dolduruyoruz ve insanlık denizine fırlatıp
atıyoruz. Açan açar, açmayan kaçar. Ne yapabiliriz ki, herkesin hür iradesi. Hayır
yapmayalım mı, yazmayalım mı? Bir asalak gibi yaşayıp gidelim mi? Bir ölü gibi,
ha var ha yok gibi mi yaşayalım? Düşünüyorum da, yaşayabilmem için yazmamdan
başka bir çıkar yol göremiyorum, yoksa kafa uçuyor. Yazmayınca boğuluyorum, acı
çekiyorum, suçluluk hissediyorum, zira insanlığın acılarına çendan bu şekilde
duyarlı kalabiliyorum yahut onların acılarını bu şekilde paylaşarak ortak
olabiliyorum. Kabil olsa 365 gün 6 saat yazardım ve hiçte imtina etmez,
usanmaz, bıkmazdım bundan. Ki, yazmış olmak için yazmaktan da hazzetmiyorum,
böylesi bir şeyi kelimelere ihanet ediyormuşum gibi telakki ediyorum. Binaenaleyh
muayyen bir maksada matuf yazmam iktiza ettiği için epey zorlu bir süreç oluyor
bu serüven. Öyle ya istesem boş beleş şeyler yazar, zülfü yare dokunmaz, klavye
kahramanlığı yapar yine de yazmış olurdum ama böylesi bir şey bana göre değil. Çünkü
kelimelerin bana sadakatini ama uyarıcı sadakatini tüm benliğimle hissediyorum.
Zira yazmanın da bir gayesi olması gerekir diye düşünüyorum. Sanki yücelerden
bir buyrukmuş gibi hissediyorum. İlk evvelde kalplerini açtıkları ve tüm
büyüleyicilikleriyle dünyasına hoş geldikleri bendenizin hayatımı kontrol
etmiyorlarsa, sonra da şuurlandırmıyorlarsa, bilinç zerk etmiyorlarsa, direnişe
sevk etmiyorlarsa, insanca bir yaşam nasıl olur izah etmiyorlarsa, karanlık
dünyamı aydınlatmıyorlarsa, cehalete darbe vurmuyorlarsa, namussuzları ve
pezevenkleri ifşa etmiyorlarsa niye vardır ki kelimeler ve niye kullanılsınlar
ki haybeye? Laf olsun diye kelimelerden istifade etmek, onları malayani için
istimal etmek, onlara ihanettir ve bendeniz bu ihaneti yapamam. Birgün, ardımda
bırakıp gideceğim ve giden tek bir kimsenin dönmediği gibi, dönüşün de zaten
imkânsız olduğu bir dünyada yaşıyorum. Öyleyse kelimeleri onurlu yaşama giden yolda
yoldaş biliyorum ve onlara ihanet edemem ve dilediğim gibi kullanıp
soysuzlaştıramam onları. Öyleyse ne yapmalıyım? Ardımda kelimelerle örülmüş bir
dünya bırakayım istiyorum. Toplumdan kaçmak için yazıya iltica ediyorum belki
de. Çünkü toplum seni sarmaya görsün, kirlenmekten yana asla kurtuluşun
olmuyor. Toplum, senin kendi yüzünle kendi yüzüne bakmanı istemiyor. İstiyor ki
maske tak ve maskeli baloya katıl. Benim dönen çarklarıma takoz olma, bilakis o
çarkları döndürmek için yaşa yaşayacaksan diyor. Öyleyse kaçıyorum kelimelerin
sıcaklığına, samimiyetine, yalansızlığına, dürüstlüğüne, güzelliğine,
sahiciliğine. Çendan kelimelerle istediğin gibi hemhal olabiliyor, muhabbet
edebiliyorsun, onlarla dövüşebiliyorsun, onlar sana kızmıyorlar gerçeği
söylediğin için, hatan varsa düzeltiyorlar ve sen hatalarını düzeltmek için
yine onlara iltica ediyorsun. Yüreklere dokunan, kafaları ağrıtacak, rahatları
bozacak bir dünya kalsın benden geride diyorum. Kim bilir, kim görür, kim girer
bilemem o dünyaya ama ıpıssız olarakta kalsa, öyle bir dünya varolsun istiyorum.
Çendan varolduğumun gerçekliğinin hücceti olması babında. Öleceğim dünyada ölü
gibi yaşamak bana göre değil, bunu tolere edemiyorum. Sessizce terk edip
gideceğim dünyada sesli kalacak ve ara da bir seslenecek dünyam kalsın
istiyorum. Kimseyle de bir alıp veremediğim yok. Daha önce dediğim gibi
kimsenin de düşmanı değilim yalandan başka ve dost değilim gerçekten başka
kimseye de. Gerçeklerle dost olanların dostlarıyım belki de. Gerçekten
korkmadım hiç ve korkanlardan da kaçtım hep. Çünkü yalanların saltanatında
kaybettim insanlığımı, onurumu, yaşamak sevincimi, cennetimi ve kelimelerime
inancımı bile kaybetmeye yüz tutum handiyse. Kelimelerimi tutsak kılmayın,
dünyama dokunmayın, ne haliniz varsa görün. Ha bu meyanda kelimelerim elbette
sizlere dokunabilir, ona da tahammül edin ya da insan olun soysuzlar çetesi.
Birgün kelimelerim hepinize kan kusturacak, mutlaka korkun! Korkun mutlaka,
geliyor gelmekte olan ve kaçamayacaksınız bilin! Yemin olsun kelimlerimin ateşinde yanacaksınız!