İNSANLIĞIN KURTULUŞ MANİFESTOSU...37...

Özgür DENİZ - 22.02.2026

Niçin yazıyorum? Kim için yazıyorum? İlk evvelde yaşamak için yazıyorum. Sonrasında, ezilenler, sömürülenler, mustazaflar için yazıyorum, daha sonra büyük insanlık ailesi içinde yaşadığım daha doğrusu yaşamak zorunda olduğum için büyük insanlık ailesi için yazıyorum. Evet büyük insanlık ailesi için ama o büyük insanlık ailesi içerisinde vahşi hayvan sürüsü gibi yaşayanlar için değil. Lanet olası kapitalizmle, kan emici emperyalizmle, elimden başka bir şey gelmediği için, çendan kalemimle kavgamı vermek için yazıyorum. Zira lanet olası kapitalizm ve kapitalist pezevenkler yok olana ve büyük insanlık kendi dünyasını kurana, kendine ait mülkü geri alana kadar bu kavga bitmeyecek. Zaten insanlık için bitmeyen, bitmeyecek bir kutsal kavgadır bu. İnsanlığın gerçek kavgasıdır. İnsanlığın onur kavgasıdır.

 

Geçelim!

 

Sorduğum, sorguladığım ya da böyle sanmalarım neticesinde farkına vardığımı düşündüğümü sandığım kadarıyla, bulunduğum anda yalnız olduğum ve yabancısı bulunduğum, karanlık ve zulüm dolu dünyaya bir başkaldırıdır, diriliş ve direniş manifestosudur manzumlarım ve mensurlarım. Var olmaya çabalamam ve var olma çabalarım istikametinde tahakkuk eden varoluş ve varkalış serüvenim; derin, büyük, muamma yüklü, benzerlerimce bitevi meçhul kalmış ve anlaşılmamış bir sancı, acı, ıstıraptır. Bulunduğum, bana yabancı olan ve yabancısı olduğum dünyada ki vazifem; bilinç denilen o muallakta ki muammanın varlığıyla farkına vardığım ve idrak ettiğim kadarıyla, yazınsal ve düşünsel arenada arz-ı endam yapmak, edebi bir kariyer ve karizma elde edip ün sahibi olmak, toplum düzeyinde şöhretin kapısını aralamaya zorlamak, devasa bir kapital terakümü temin ederek küçük dünyamda sahip olduğum çevre üzerinde egemenlik tesis etmek isteyen bir yazar olmak değildir. Mutlak, muhakkak ve yegâne ereğim; kendimi aramak, bulmak ve aradığım, bulduğum kendimin kendim olup olmadığını sorgulamak, aradığım, bulduğum kendimin kendim olduğundan emin olduğumda, kendi öz benliğimden ve uzamsal alanımdan başlayarak dünyanın değişmesine, dönüşmesine ve yaşanılabilecek bir yer olmasına katkıda bulunmaktır. Elbette ki, ömür denilen bu muvakkat armağan kifayet ederse ve muvaffak olabilirsem. Ki, surda bir gedik açsak o da kifayet eder bize, müzahir olur kavgamıza.

 

Geçelim!

 

Peki neye yarıyor? Neye yarayacaktı ki? ‘’Şişeyi doldur denize at, balık bilmezse Halîk bilir’’ demiş üstat Cemil Meriç. Bizde öyle yapıyoruz. Şişeyi dolduruyoruz ve insanlık denizine fırlatıp atıyoruz. Açan açar, açmayan kaçar. Ne yapabiliriz ki, herkesin hür iradesi. Hayır yapmayalım mı, yazmayalım mı? Bir asalak gibi yaşayıp gidelim mi? Bir ölü gibi, ha var ha yok gibi mi yaşayalım? Düşünüyorum da, yaşayabilmem için yazmamdan başka bir çıkar yol göremiyorum, yoksa kafa uçuyor. Yazmayınca boğuluyorum, acı çekiyorum, suçluluk hissediyorum, zira insanlığın acılarına çendan bu şekilde duyarlı kalabiliyorum yahut onların acılarını bu şekilde paylaşarak ortak olabiliyorum. Kabil olsa 365 gün 6 saat yazardım ve hiçte imtina etmez, usanmaz, bıkmazdım bundan. Ki, yazmış olmak için yazmaktan da hazzetmiyorum, böylesi bir şeyi kelimelere ihanet ediyormuşum gibi telakki ediyorum. Binaenaleyh muayyen bir maksada matuf yazmam iktiza ettiği için epey zorlu bir süreç oluyor bu serüven. Öyle ya istesem boş beleş şeyler yazar, zülfü yare dokunmaz, klavye kahramanlığı yapar yine de yazmış olurdum ama böylesi bir şey bana göre değil. Çünkü kelimelerin bana sadakatini ama uyarıcı sadakatini tüm benliğimle hissediyorum. Zira yazmanın da bir gayesi olması gerekir diye düşünüyorum. Sanki yücelerden bir buyrukmuş gibi hissediyorum. İlk evvelde kalplerini açtıkları ve tüm büyüleyicilikleriyle dünyasına hoş geldikleri bendenizin hayatımı kontrol etmiyorlarsa, sonra da şuurlandırmıyorlarsa, bilinç zerk etmiyorlarsa, direnişe sevk etmiyorlarsa, insanca bir yaşam nasıl olur izah etmiyorlarsa, karanlık dünyamı aydınlatmıyorlarsa, cehalete darbe vurmuyorlarsa, namussuzları ve pezevenkleri ifşa etmiyorlarsa niye vardır ki kelimeler ve niye kullanılsınlar ki haybeye? Laf olsun diye kelimelerden istifade etmek, onları malayani için istimal etmek, onlara ihanettir ve bendeniz bu ihaneti yapamam. Birgün, ardımda bırakıp gideceğim ve giden tek bir kimsenin dönmediği gibi, dönüşün de zaten imkânsız olduğu bir dünyada yaşıyorum. Öyleyse kelimeleri onurlu yaşama giden yolda yoldaş biliyorum ve onlara ihanet edemem ve dilediğim gibi kullanıp soysuzlaştıramam onları. Öyleyse ne yapmalıyım? Ardımda kelimelerle örülmüş bir dünya bırakayım istiyorum. Toplumdan kaçmak için yazıya iltica ediyorum belki de. Çünkü toplum seni sarmaya görsün, kirlenmekten yana asla kurtuluşun olmuyor. Toplum, senin kendi yüzünle kendi yüzüne bakmanı istemiyor. İstiyor ki maske tak ve maskeli baloya katıl. Benim dönen çarklarıma takoz olma, bilakis o çarkları döndürmek için yaşa yaşayacaksan diyor. Öyleyse kaçıyorum kelimelerin sıcaklığına, samimiyetine, yalansızlığına, dürüstlüğüne, güzelliğine, sahiciliğine. Çendan kelimelerle istediğin gibi hemhal olabiliyor, muhabbet edebiliyorsun, onlarla dövüşebiliyorsun, onlar sana kızmıyorlar gerçeği söylediğin için, hatan varsa düzeltiyorlar ve sen hatalarını düzeltmek için yine onlara iltica ediyorsun. Yüreklere dokunan, kafaları ağrıtacak, rahatları bozacak bir dünya kalsın benden geride diyorum. Kim bilir, kim görür, kim girer bilemem o dünyaya ama ıpıssız olarakta kalsa, öyle bir dünya varolsun istiyorum. Çendan varolduğumun gerçekliğinin hücceti olması babında. Öleceğim dünyada ölü gibi yaşamak bana göre değil, bunu tolere edemiyorum. Sessizce terk edip gideceğim dünyada sesli kalacak ve ara da bir seslenecek dünyam kalsın istiyorum. Kimseyle de bir alıp veremediğim yok. Daha önce dediğim gibi kimsenin de düşmanı değilim yalandan başka ve dost değilim gerçekten başka kimseye de. Gerçeklerle dost olanların dostlarıyım belki de. Gerçekten korkmadım hiç ve korkanlardan da kaçtım hep. Çünkü yalanların saltanatında kaybettim insanlığımı, onurumu, yaşamak sevincimi, cennetimi ve kelimelerime inancımı bile kaybetmeye yüz tutum handiyse. Kelimelerimi tutsak kılmayın, dünyama dokunmayın, ne haliniz varsa görün. Ha bu meyanda kelimelerim elbette sizlere dokunabilir, ona da tahammül edin ya da insan olun soysuzlar çetesi. Birgün kelimelerim hepinize kan kusturacak, mutlaka korkun! Korkun mutlaka, geliyor gelmekte olan ve kaçamayacaksınız bilin! Yemin olsun kelimlerimin ateşinde yanacaksınız!


Tarih: 22.02.2026 Okunma: 10

YORUMLAR

Yorumunuzu ekleyin.

İsim: *

E-posta Adresiniz: *

* (E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.)

Yorum: *

Güvenlik Sorusu:
Türkiye'nin başkenti neresidir?