Bizim hastalığımız, çocukluktan
çıkamayışımız. Hayatımızın o evresinde bir sıkıntı, sorun var. O evreden
kurtulup bir türlü ileri evreye geçiş yapamamışız. İleri evreye bir geçiş
yapıversek belki de kurtulup gidecekmişiz yani hayatın doğal sürecine girebilecekmişiz
ama işte orada bir aksaklık olmuş. Hayatın çocukluk evresinde takılıp kalmışız,
oradan bir türlü kurtulamamışız. Hala çelik çomak oyunlarıyla yaşamaya
çalışıyoruz. Elimize tutuşturdukları topla, şekerle öylece kalakalmış bir haldeyiz.
Ayağımızda top, elimizde şeker, bir de telden yapılmış teker ve çocuksu
hallerle yaşayıp gidiyoruz. Büyümemişiz, belki büyütülmemişiz, belkide büyümeyi
istememişiz. Birinde hariçten ihanete uğramışız, diğerinde kendimize ihanet
etmişiz, nihayetinde bir şekilde ihanete uğramışız ve büyümeyi teğet geçmişiz.
Yani klinik bir vakayız. Her şeye çocukça bakıyoruz, yaklaşıyoruz. Çocuk gibi
yaşıyoruz. Çocuksu hareketler sergiliyoruz. Böyleyiz, kimse kusura bakmasın,
gördüğümüz, bildiğimiz, algıladığımız, hissettiğimiz, anladığımız yani karşımızda
duran resim bu. Her zaman dikkat çekmek için saçma sapan hareketler yapan
çocuklar gibiyiz. Şımarık, aptal, şapşal, akılsız çocuklar gibi. Hala çocuk
gibiyiz, her şeyimiz çocuk gibi. Düşünlerimiz, duygularımız, sevinmelerimiz,
ağlamalarımız, küsmelerimiz, barışmalarımız, hülasa; tüm eylemlerimiz çocuk
gibi. İsabetli ifadeyle, çocukluk, konforlu alan bizim için, sorumluluk yok,
çalışmak yok, düşünmek yok, ağlayınca, zırlayınca yardım hazır. Başkası
giydirecek, yedirecek, içirecek, yatıracak, uyutacak, kaldıracak, buna
alışmışız ve hep böyle olsun istiyoruz. Toprak ananın üzerinde, devlet babanın
gölgesinde yaşamak ne de kolay de mi? Büyümeyi, yetişkin olmayı, sorumluluk
almayı beceremiyoruz. Böyle olunca her şeye eyvallah ediyoruz. Hesap
soramıyoruz, hakkımız olduğunu bilmediğimiz için hakkımızı arayamıyoruz, her
şey hazır verildiği için geri alındığında niye alıyorsun diyemiyoruz. Kazanmayı,
kaybetmeyi bilmiyoruz. Kavga etmeyi, yenilmeyi, yenmeyi bilmiyoruz. Karşılıksız
sevildiğimiz için kötülükler karşısında nefret edemiyoruz. Bazı şeyleri artık
bırakmamız gerektiğini öğrenmeliyiz ama bunca zaman öğrenmeyince şimdi yük gibi
geliyor. Oysa baba evde lazım, ana evde lazım, o da bir yere kadar lazım. Çünkü
babalarda, analarda gider, gidiyor. Sen evlat olarak nasıl varolacaksın onu
düşünmelisin. Yetişmeyi, yetişkin olmayı bilmelisin. Her şeye yetiş baba, yetiş
ana, beni kurtar baba, beni kurtar ana diye bakamazsın. Sürekli kurtarılmayı
beklemeye alışmışsın, bu alışkanlığı bırakmalısın. Beni kurtar deme, kendini
kurtarmayı dene. Öyle ya birgün kendini kurtarman gerekecek, bu gerçekle
yüzleşeceksin eninde sonunda, o zaman ne yapacaksın düşündün mü hiç?
Çocukluktan çık birey ol. Babanın, ananın gölgesinde yaşamaya alışma, gölgeden
çık, sorumluluk al, kendini yönetmeyi öğren. Bilakis, insanca yaşamayı bile
beceremiyorsun ve hayvan gibi eğitiliyorsun, öğretiliyorsun, nihayet güdülüyorsun.
İNSANLIĞIN KURTULUŞ MANİFESTOSU...38...
Özgür DENİZ - 23.02.2026
Tarih: 23.02.2026
Okunma: 9
YORUMLAR
Yorumunuzu ekleyin.