Suç üreten ve suçlu kovalayan bir
toplum olduk. Tedricen yozlaşıyoruz, soysuzlaşıyoruz. Sessizce ve derinden. Hissedebilirseniz anlayabilirsiniz!
Zaten bu yüzden, gerçeği apaçık haykıranlar, lanet olası düşmanlar (!)
oluyorlar ya. Çünkü cahilleşen toplum neyle hissedecek, neyle anlayacak, kalp
ve beyin mi kaldı ki? Ya en namuslu, en ahlaklı, suçtan ve suçludan en şikayetçi
olduklarını ya da olabileceklerini sandıklarınız bile size düşman oluyorlar
gerçeği haykırdığınız için. İşte böyle ahmak ve mal bir toplum olduk. Bu yüzden kimse gerçeği
anlatmasın, herkes kendisi anlasın deniliyor karanlığın ardından. Zira
biliniyor, netameli tezgahları ve kirli tuzakları, anlayacak, anlayabilecek kalibrede
kimsenin olmadığı. Öyle ya, bu toplumu, beyinsiz ve ruhsuz bıraktığımızı çok
iyi biliyoruz. Bu yüzden de, olguları ve olayları, sarih ve beliğ olarak izah
eden düşman ilan ediliyor, hain ilan ediliyor. Ve hiç ummadıklarınız düşman ve
hain biliyor. Sonra da ağlaşıyoruz toplu şekilde. Timsah gözyaşları döküyoruz. İğrenç ve aşağılık mahluklarız.
Sonra bu toplumun kimliği olsa kaç yazar, dini olsa kaç yazar, ideolojisi olsa
kaç yazar.
Geçelim!
Suç o kadar normal hale geldi ki,
tertemiz hanelerimizi bile esir aldı. Rüyalarımız suça bulandı, hayallerimiz
suçla kirlendi, düşlerimizde bile suç görür olduk. Gecemiz gündümüz suç oldu. Düşünsenize,
kanalizasyonlardan hapçı çapulcular, toplu katlimacılar evimizin içine,
çocuklarımızın beynine ve kalbine girdi. Hadi çıkarında göreyim! Ben hainim
öyle mi kim olduğu, kimden olduğu belli olmayan pezevenk, şeytanın sefil
kuklası?
Geçelim!
Suçtan ve suçludan geçiniyoruz. Fabrikalarında
(((kanalizasyon
kanallarında))), şehirlerin ışıltılı sokaklarında, sözde ilim yuvası
olan üniversitelerinde hatta kutsalımız olarak bildiğimiz aile yuvalarımızda
dahi suç ve suçlu üretiyoruz. Suç üretenlerin hiçbir şey umurlarında değil, çünkü
suçlular onlardan değil. Onlar suçu üretip toplum tarlasına atıyor, gerisi suça
teşne olan alt tarafa yani onlar nezdinde hiçbir değeri olmayan tarafa kalmış. Suçun
ve suçlunun, üretene zerre zararı yok. Her şeyin semeresini de, ceremesini de
alt taraf çekiyor. Haddizatında suç ve suçlu olguları, sessizce toplumu
yönetmenin de yoludur. Sadece bu cümleyi (((Haddizatında suç ve suçlu olguları, sessizce toplumu
yönetmenin de yoludur.))) açsanız sayfalarca izahı olur.
Geçelim!
Cahil bir toplum için önemli olan sadece
önüne konulan ve onun nefsini okşayan yemeklerdir. Yemek gösterişli olsun,
nefse dokunsun da isterse zehirli olsun ne farkeder. O zehri içelim,
kendimizden geçelim, gerisi neyse olsun diyen bir toplumdur cahil toplum. Gerçekten
cahil bir toplumuz. Bir şeyler biliyoruz, hayatımızı idame ettiriyoruz diye
kendimizi akıllı sanıyoruz ama aklın gramı bile yok, tabi aklımız olmadığı için
bunu anlayamayız, anlayamadığımız içinde hakaret sayarız ama hakaret için
söylemiyoruz ki, hakikati izhar ediyoruz. Tabi ne söylesen boş, çünkü algılayacak
ve anlayacak beyin yok. Sessizce suç üretiyoruz, haddizatında gürültüyle suç
üretiyoruz ama toplumu cahilleştirdiğimiz için bunu hissedecek, fark edecek,
anlayacak kalibrede değiliz.
Geçelim!
Sabah suç üretiyoruz, ikindin suç
üretiyoruz, akşam suç üretiyoruz. Sonra da toplum nasıl bu hale geldi diye
soruyoruz. Gerçekten ahlaksız ve şerefsiziz. Yemin ederim ayağımızla, gövdemizle,
başımızla süzme malız, geri zekalıyız, cahiliz. Televizyonla eğitilen bir
toplum olduk. Gündüz cinayet, öğlen ihanet, akşam katliam. Yalan mı ulan soysuz
piç kurusu? Sonra öküz gibi böğürme. Önce yalanla, sonra gel vur. Hani Arthur Schopenhauer
demiş ya; ‘’BAN
VUR AMA BENİ DİNLE!’’