Fil dişi kulelerinde oturup insanlığa
tepeden bakan, plazaların ardında büyük insanlığın nasıl yaşadığından bihaber yaşayan,
ezip sömürdükleri insanlığın acılarına karşı metresleriyle birlikte şuh
kahkahalar eşliğinde şampanyalarını patlatan, münhasıran efendilerinin
emirlerine amade bekleyen, kendi postlarına bürünmüş, insanlığın acılarına
gözlerini kapayıp kulaklarını tıkamış kibirli pezevenkleri gözümüzle
görmediğimiz için hayatta her şey normalmiş gibi algılıyoruz. Öylesi bir yaşamın
onların hakları olduğunu sanıyoruz. Hayır bir de üstüne o yaşamlara özeniyoruz
ve onlar gibi yaşamaya çalışıyoruz ve tam da burada tuzağa düşüyoruz ama ne
yaptığımızın farkında bile olmuyoruz. Zira kalbimiz ve beynimiz ölmüş. Oysa hangi
haklardan çalarak o hayatlara ulaştıklarını fark etmiyoruz. Başka haklara ve
hayatlara ipotek koyarak öylesi bir yaşam yaşadıklarını düşünemiyoruz,
hissedemiyoruz, anlayamıyoruz. Kendi yaşamak sevinçleri için tüm insanlığın
yaşamak sevinçlerini nasıl zehirlediklerini çok iyi biliyoruz. Evet bunu
biliyoruz. Sarahaten tüm teferruatlarıyla izah ve izhar edemesekte biliyoruz. Dünyayı
yaşadığımız evimizden ibaret sanıyoruz. Dünyaya tek bir pencereden bakmaya
çalışıyoruz. Kalbimiz ve beynimiz küçülmüş. Eskilerde, ağaların, tüm dünyayı, içindekilerle
birlikte sahip oldukları kendi köylerinden ibaret sandıkları gibi. İnsanlığın onursuzca
yaşamasını istiyorlar, insanlığın nasıl yaşadıklarını umursamıyorlar,
insanlığın acılarıyla dalga geçiyorlar. Münhasıran kendi hayatlarını
düşünüyorlar. Efendileri, yallarını mebzul miktarda verdikleri için,
efendilerinden gelecek talimatları beklemekten başka hiçbir şey yapmıyorlar. Hayatlarında
biraz eksilme olsa dünyayı ayağa kaldırırlar. Onları biliyoruz, çok iyi
tanıyoruz. Milletin üç kuruşla yaşamaya çalıştığı, kan ağladığı yerde milyonlarla
yaşayamadığını söyleyen pezevenklerdir onlar. Ağababaları ülkeleri talan
ediyorlar, yağmalıyorlar, kendileri de ülkelerde yaşayan insanları eziyor,
sömürüyor ve onursuzca yaşatıyorlar. Küresel emperyalizmin yerli görünen
yabancı köpekleridirler onlar. Dışarıda boyunlarına tasmayı takıyorlar,
doğdukları toprağa bırakıveriyorlar ama kendi halkları için değil tasmayı takan
efendileri için havlıyorlar. Bizim dışımızda bir dünya, bir hayat yok
sanıyoruz. Bilincimiz iğdiş edilmiş, dumura uğratılmış, eşekleştirilmiş. Tam da
burada şehit
doktor üstat Ali Şeriati’nin ‘’Bilincin Eşekleştirilmesi’’ kitabını
behemehal okumanızı salık veririm. Oysa insanlar nasıl hayatlar yaşıyorlar
farkında bile değiliz. Herkes yaşam kavgası veriyor, kim nasıl kavga veriyor
nereden bilecez? Gözümüzün önündeki Filistin’e, Gazze’ye bile körüz, sağırız,
hissiziz. Onlar hayvan mı? Onların nasıl yaşadıkları hakkında bir fikrimiz, bir
duygumuz var mı? Bilmediğimiz içinde her şey normalmiş gibi geliyor. Vahşi bir
hayvan gibi kendi postumuza bürünmüşüz ve münhasıran kendi hayatımıza
odaklanmışız. Çünkü insanlık onuruna seza yaşamak ne demek bilmiyoruz. Bizim dışımızda
büyük bir insanlığın var olduğunu algılayamıyoruz. Gündüz gidiyoruz
çalışıyoruz, akşam gelince yemek önümüze hazır geliyor, sonra televizyon
başında saçma sapan programların başına mıh gibi çakılıyoruz ya da gidip geceye
kadar içiyoruz, yılda bir zor bela ve üç kuruşun hesabını yaparak güya tatil
yapıyoruz, ay başında maaşta geliyorsa tamamdır her şey, biz yaşıyoruz diye
düşünüyoruz. Herkes aynı, her yer aynı, her toplumsal yapı aynı. Hatta toplumsal
yapılarda emperyalistlerin güdümünde maalesef. Deyata girmeye lüzum yok,
netameli yerler. Herkes dışarı da olduğu vakit karşı çıktığı şeyi içeriye
girdiğinde sahipleniyor ve devran böylece dönüp gidiyor. Körler sağırlar birbirini
ağırlar misali yaşayıp gidiyoruz. Renkler farklı olsa da duygular, düşünler,
hedefler aynı. Zaten emperyalistin rengi farklı olsa da gittiği yol, varmak
istediği hedef aynıdır yani son tahlilde; emperyalist emperyalisttir. Onun için
bir kendisi vardır, birde sömüreceği ülkeler ve halklar. Kimse de çıkıp böylesi
bir tenakuz nasıl olur diye soramıyor. İşte bizim aldandığımız ve
aldatıldığımız temel noktalardan birisi de burasıdır. Dışarıdayken dava,
içerideyken rant ama dışarıda kalanlara davayı yürütmek adına rant şart diyoruz
ve böylece nefsi hesaplarımızı ahmaklara yutturuyoruz dava maskesiyle. Her taraf
bir davadır tutturmuş gidiyor ama neyin davası bu dava denilen diye şöyle bir
dakika durup sormayı akıl edemiyoruz. Güya her ideolojinin bir davası var ama o
dava kimin davası belli değil. Ya emperyalizmin davası ise…
İNSANLIĞIN KURTULUŞ MANİFESTOSU...31...
Özgür DENİZ - 21.02.2026
Tarih: 21.02.2026
Okunma: 12
YORUMLAR
Yorumunuzu ekleyin.