İNSANLIĞIN KURTULUŞ MANİFESTOSU...31...

Özgür DENİZ - 21.02.2026

Fil dişi kulelerinde oturup insanlığa tepeden bakan, plazaların ardında büyük insanlığın nasıl yaşadığından bihaber yaşayan, ezip sömürdükleri insanlığın acılarına karşı metresleriyle birlikte şuh kahkahalar eşliğinde şampanyalarını patlatan, münhasıran efendilerinin emirlerine amade bekleyen, kendi postlarına bürünmüş, insanlığın acılarına gözlerini kapayıp kulaklarını tıkamış kibirli pezevenkleri gözümüzle görmediğimiz için hayatta her şey normalmiş gibi algılıyoruz. Öylesi bir yaşamın onların hakları olduğunu sanıyoruz. Hayır bir de üstüne o yaşamlara özeniyoruz ve onlar gibi yaşamaya çalışıyoruz ve tam da burada tuzağa düşüyoruz ama ne yaptığımızın farkında bile olmuyoruz. Zira kalbimiz ve beynimiz ölmüş. Oysa hangi haklardan çalarak o hayatlara ulaştıklarını fark etmiyoruz. Başka haklara ve hayatlara ipotek koyarak öylesi bir yaşam yaşadıklarını düşünemiyoruz, hissedemiyoruz, anlayamıyoruz. Kendi yaşamak sevinçleri için tüm insanlığın yaşamak sevinçlerini nasıl zehirlediklerini çok iyi biliyoruz. Evet bunu biliyoruz. Sarahaten tüm teferruatlarıyla izah ve izhar edemesekte biliyoruz. Dünyayı yaşadığımız evimizden ibaret sanıyoruz. Dünyaya tek bir pencereden bakmaya çalışıyoruz. Kalbimiz ve beynimiz küçülmüş. Eskilerde, ağaların, tüm dünyayı, içindekilerle birlikte sahip oldukları kendi köylerinden ibaret sandıkları gibi. İnsanlığın onursuzca yaşamasını istiyorlar, insanlığın nasıl yaşadıklarını umursamıyorlar, insanlığın acılarıyla dalga geçiyorlar. Münhasıran kendi hayatlarını düşünüyorlar. Efendileri, yallarını mebzul miktarda verdikleri için, efendilerinden gelecek talimatları beklemekten başka hiçbir şey yapmıyorlar. Hayatlarında biraz eksilme olsa dünyayı ayağa kaldırırlar. Onları biliyoruz, çok iyi tanıyoruz. Milletin üç kuruşla yaşamaya çalıştığı, kan ağladığı yerde milyonlarla yaşayamadığını söyleyen pezevenklerdir onlar. Ağababaları ülkeleri talan ediyorlar, yağmalıyorlar, kendileri de ülkelerde yaşayan insanları eziyor, sömürüyor ve onursuzca yaşatıyorlar. Küresel emperyalizmin yerli görünen yabancı köpekleridirler onlar. Dışarıda boyunlarına tasmayı takıyorlar, doğdukları toprağa bırakıveriyorlar ama kendi halkları için değil tasmayı takan efendileri için havlıyorlar. Bizim dışımızda bir dünya, bir hayat yok sanıyoruz. Bilincimiz iğdiş edilmiş, dumura uğratılmış, eşekleştirilmiş. Tam da burada şehit doktor üstat Ali Şeriati’nin ‘’Bilincin Eşekleştirilmesi’’ kitabını behemehal okumanızı salık veririm. Oysa insanlar nasıl hayatlar yaşıyorlar farkında bile değiliz. Herkes yaşam kavgası veriyor, kim nasıl kavga veriyor nereden bilecez? Gözümüzün önündeki Filistin’e, Gazze’ye bile körüz, sağırız, hissiziz. Onlar hayvan mı? Onların nasıl yaşadıkları hakkında bir fikrimiz, bir duygumuz var mı? Bilmediğimiz içinde her şey normalmiş gibi geliyor. Vahşi bir hayvan gibi kendi postumuza bürünmüşüz ve münhasıran kendi hayatımıza odaklanmışız. Çünkü insanlık onuruna seza yaşamak ne demek bilmiyoruz. Bizim dışımızda büyük bir insanlığın var olduğunu algılayamıyoruz. Gündüz gidiyoruz çalışıyoruz, akşam gelince yemek önümüze hazır geliyor, sonra televizyon başında saçma sapan programların başına mıh gibi çakılıyoruz ya da gidip geceye kadar içiyoruz, yılda bir zor bela ve üç kuruşun hesabını yaparak güya tatil yapıyoruz, ay başında maaşta geliyorsa tamamdır her şey, biz yaşıyoruz diye düşünüyoruz. Herkes aynı, her yer aynı, her toplumsal yapı aynı. Hatta toplumsal yapılarda emperyalistlerin güdümünde maalesef. Deyata girmeye lüzum yok, netameli yerler. Herkes dışarı da olduğu vakit karşı çıktığı şeyi içeriye girdiğinde sahipleniyor ve devran böylece dönüp gidiyor. Körler sağırlar birbirini ağırlar misali yaşayıp gidiyoruz. Renkler farklı olsa da duygular, düşünler, hedefler aynı. Zaten emperyalistin rengi farklı olsa da gittiği yol, varmak istediği hedef aynıdır yani son tahlilde; emperyalist emperyalisttir. Onun için bir kendisi vardır, birde sömüreceği ülkeler ve halklar. Kimse de çıkıp böylesi bir tenakuz nasıl olur diye soramıyor. İşte bizim aldandığımız ve aldatıldığımız temel noktalardan birisi de burasıdır. Dışarıdayken dava, içerideyken rant ama dışarıda kalanlara davayı yürütmek adına rant şart diyoruz ve böylece nefsi hesaplarımızı ahmaklara yutturuyoruz dava maskesiyle. Her taraf bir davadır tutturmuş gidiyor ama neyin davası bu dava denilen diye şöyle bir dakika durup sormayı akıl edemiyoruz. Güya her ideolojinin bir davası var ama o dava kimin davası belli değil. Ya emperyalizmin davası ise…

Tarih: 21.02.2026 Okunma: 12

YORUMLAR

Yorumunuzu ekleyin.

İsim: *

E-posta Adresiniz: *

* (E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.)

Yorum: *

Güvenlik Sorusu:
Türkiye'nin başkenti neresidir?