İNSANLIĞIN KURTULUŞ MANİFESTOSU...29...

Özgür DENİZ - 20.02.2026

Niye kendimizi eleştirmekten, başkalarınca eleştirilmekten ve yanlışlarımızın, hatalarımızın yüzümüze söylenmesinden korkuyoruz? Mal mıyız biz? Maalesef malın önde gideniyiz. Hayır insanız ve yanlışımız olur, hata yapabiliriz, bu ahlaksızlık değil ki. Tanrı mısın ki her yaptığın, her söylediğin doğru olacak? Kimsin, necisin lan sen? Kim olursan ol, neci olursan ol, yanlışta yaparsın, hatada lan. Yaparsın ulan ahmak. Kim olduğunun ne önemi var, etten, kemikten, duygudan, düşünden müteşekkil bir varlıksın. Çünkü sen yanlışlarla, hatalarla varsın ve tedricen düzele düzele olgunluğa erişeceksin. Senin fıtratın bu. An gelir önümde köpek olursun ama terfi edince efendi olduğunu sanıp hizaya sokmaya çalışırsın. Muhtaçken geldiğinde, her söylenene  boyun bükersin; muhtaçlığın bittiği an, boş kafanı dik tutmaya ve en küçük tenkitte Demoklesin Kılıcı olmaya başlarsın. İşte en büyük yanlışın ve hatan da budur. Çünkü küçülüyorsun ve düşük oluyorsun. Oysa önemli olan yanlışta ve hatada ısrarcı olmamaktır ve yanlışımızı, hatamızı söyleyene kızmamaktır, bilakis sonsuz teşekkür etmek icap eder. Öyle ya, bizim düzelmemizi ve kendimize gelmemizi sağlıyor. Layüsel değiliz ki, yanlıştan, hatadan münezzeh olalım. Yanlışımız varsa bilip düzeltmekten daha erdemli olan nedir? Ama hayır yanlışımız, hatamız olmaz bizim, olsa da söylenemez, biz özeliz. Vay be, mallık gözlerinden fışkırıyor, alıklık paçalarından akıyor, ahmaklık kulaklarından boşalıyor ama özel bizim oğlan. Özel falan değilsin lan, malsın bizim oğlan. İnsan doğruyu görmekten, hatasını bilmekten hazer eder mi ve doğruyu gösterene, hatasını söyleyene kızar mı? Belki hatamızın yüzümüze söylenmesi acıdır ama başka ne yapabiliriz ki? Aksini yaparsak kaybeden kim olur? Başkalarının hatasını ifşa etmekten, başkalarını eleştirmekten haz aldık ama her zaman. Kendimize iğne batırmaktan ve batırılmasından korktukta, başkasına çuvaldız saplamaktan zerre hicap duymadık. Düşük yaratıklarız be, gerçekten düşük yaratıklarız, basit, sığ, kof, sıradan, alelade yaratıklarız. Ki, bugünlere böyle gelmedik mi? Ne yani zayıfken eleştirmek hakta, güçlüyken eleştirilmek suç mu? Demek ki, güç bozuyormuş o vakit. İnsan olanı bozmaz ama, insan olamamışı elbette bozacaktır, bozar, bozmuştur da. Oysa böylesi bir durumda, münhasıran birileri değil herkes kaybeder. Bizim tenimiz etten de, başkalarının ki demirden mi? Ya da başkaları başka toplumdan mı? Birilerine sorumluluk veriyoruz ve birileri bizim adımıza sorumluluk deruhte ediyor ama bizim yönelteceğimiz her türlü eleştiriden de azade olmak istiyor. Yok ya, var mı öyle üç kuruşa beş köfte? Ama çok fazla almaktan memnunsun, o vakit yaşadığın hayatın bir bedeli de olacak ve katlanacaksın. Böyle bir dünya olabilir mi ve böyle bir dünyanın yarınları olabilir mi? Tüm insanlara yazık, günah be. Bir emanet vermişsem, günü geldiğinde o emanetin ahvalini sormak en büyük hakkımdır. Ne yani emanetimi dilediğin gibi kullanacaksın ama nasıl kullandığını, ne yaptığını sormayacağım öyle mi? Emanete ihanet var mı bizim kanunumuzda? Bendeniz sana bir şey teslim ettiysem, o bir şeye hiçbir şey olmadan geri teslim alabilmeliyim. Ki, senin adam olduğunu bilmeliyim. Bilakis hadi ordan pezevenk demeliyim. Sormadığım zaman suçlu olurum ve hiçbir hak iddia edemem ve layık görüldüğüm her şeye de sessiz kalmak zorunda kalırım. Bizler gerçekten iyi ve onurlu bir yaşamı hak etmiyoruz! Etseydik zaten bulurduk! Zira o kalibrede, o yükseklikte insanlar değiliz ve olmadığımızı da hal ve hareketlerimizle kendimiz ortaya koyuyoruz. Küçük insanlarız biz ve bundan da zere şekva etmiyoruz. Güya ediyormuşuz gibi yapıyoruz, onurumuzun ayakta olduğunu sansınlar diye. Bilakis sonsuz memnunuz içinde bulunduğumuz halden ve ahvalden. Bunu tüm kalbimle ve aklımla söylüyorum, söylemekten de zerre imtina etmiyorum ve hicap duymuyorum. Çünkü safi hakikattir bu çıkarımım. Eğer yalan olan bendeniz olsaydım, bunun mutlaka bir emaresi olması iktiza ederdi. Bizler, hakikatin peşine düşen, hakikati sorgulayan ve hakikatli sorular sormaktan imtina etmeyen gerçek düşün insanları olsaydık şayet, önümüze konulmuş ve hakikat diye gösterilmiş her şeyi tartışmasız, sorgusuz, sualsiz tolere etmezdik. Ama ne hazindir ki, bizler hakikati sorgulayan değilde önüne konulan yalanları hakikat diye hap gibi yutan insanlar olarak yetiştirildik biat ettiklerimizce. Kuzu gibi büyüttüler ki, koyun gibi güdebilelim diye. Çocukluğumuzda kuzuyduk, şimdi koyun olduk ve güdülüyoruz mütemadiyen. Hakikat diye önüne konanları sorgulayanlar ise daima telin edildi, hainlikle damgalandı ve nihayet susmak zorunda kaldılar. Yazık, yemin ediyorum yazık! Hakikatten ve hürriyetten her ne pahasına olursa olsun taviz vermeyin, vazgeçmeyin lütfen, yoksa karanlıkta boğulursunuz da el uzatanınız olmaz, ömrünüzü acı çekerek, rezil bir şekilde tüketirsiniz. Şeytan ve dostlarının kirli oyunlarına ve zehirli oyuncaklarına kanmayın!

Tarih: 20.02.2026 Okunma: 7

YORUMLAR

Yorumunuzu ekleyin.

İsim: *

E-posta Adresiniz: *

* (E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.)

Yorum: *

Güvenlik Sorusu:
Türkiye'nin başkenti neresidir?