Niye kendimizi eleştirmekten,
başkalarınca eleştirilmekten ve yanlışlarımızın, hatalarımızın yüzümüze söylenmesinden
korkuyoruz? Mal mıyız biz? Maalesef malın önde gideniyiz. Hayır insanız ve
yanlışımız olur, hata yapabiliriz, bu ahlaksızlık değil ki. Tanrı mısın ki her yaptığın,
her söylediğin doğru olacak? Kimsin, necisin lan sen? Kim olursan ol, neci
olursan ol, yanlışta yaparsın, hatada lan. Yaparsın ulan ahmak. Kim olduğunun
ne önemi var, etten, kemikten, duygudan, düşünden müteşekkil bir varlıksın. Çünkü
sen yanlışlarla, hatalarla varsın ve tedricen düzele düzele olgunluğa
erişeceksin. Senin fıtratın bu. An gelir önümde köpek olursun ama terfi edince
efendi olduğunu sanıp hizaya sokmaya çalışırsın. Muhtaçken geldiğinde, her
söylenene boyun bükersin; muhtaçlığın
bittiği an, boş kafanı dik tutmaya ve en küçük tenkitte Demoklesin Kılıcı olmaya
başlarsın. İşte en büyük yanlışın ve hatan da budur. Çünkü küçülüyorsun ve
düşük oluyorsun. Oysa önemli olan yanlışta ve hatada ısrarcı olmamaktır ve
yanlışımızı, hatamızı söyleyene kızmamaktır, bilakis sonsuz teşekkür etmek icap
eder. Öyle ya, bizim düzelmemizi ve kendimize gelmemizi sağlıyor. Layüsel değiliz
ki, yanlıştan, hatadan münezzeh olalım. Yanlışımız varsa bilip düzeltmekten
daha erdemli olan nedir? Ama hayır yanlışımız, hatamız olmaz bizim, olsa da söylenemez,
biz özeliz. Vay be, mallık gözlerinden fışkırıyor, alıklık paçalarından akıyor,
ahmaklık kulaklarından boşalıyor ama özel bizim oğlan. Özel falan değilsin lan,
malsın bizim oğlan. İnsan doğruyu görmekten, hatasını bilmekten hazer eder mi
ve doğruyu gösterene, hatasını söyleyene kızar mı? Belki hatamızın yüzümüze
söylenmesi acıdır ama başka ne yapabiliriz ki? Aksini yaparsak kaybeden kim
olur? Başkalarının hatasını ifşa etmekten, başkalarını eleştirmekten haz aldık
ama her zaman. Kendimize iğne batırmaktan ve batırılmasından korktukta,
başkasına çuvaldız saplamaktan zerre hicap duymadık. Düşük yaratıklarız be,
gerçekten düşük yaratıklarız, basit, sığ, kof, sıradan, alelade yaratıklarız. Ki,
bugünlere böyle gelmedik mi? Ne yani zayıfken eleştirmek hakta, güçlüyken
eleştirilmek suç mu? Demek ki, güç bozuyormuş o vakit. İnsan olanı bozmaz ama,
insan olamamışı elbette bozacaktır, bozar, bozmuştur da. Oysa böylesi bir
durumda, münhasıran birileri değil herkes kaybeder. Bizim tenimiz etten de,
başkalarının ki demirden mi? Ya da başkaları başka toplumdan mı? Birilerine
sorumluluk veriyoruz ve birileri bizim adımıza sorumluluk deruhte ediyor ama
bizim yönelteceğimiz her türlü eleştiriden de azade olmak istiyor. Yok ya, var
mı öyle üç kuruşa beş köfte? Ama çok fazla almaktan memnunsun, o vakit
yaşadığın hayatın bir bedeli de olacak ve katlanacaksın. Böyle bir dünya
olabilir mi ve böyle bir dünyanın yarınları olabilir mi? Tüm insanlara yazık,
günah be. Bir emanet vermişsem, günü geldiğinde o emanetin ahvalini sormak en
büyük hakkımdır. Ne yani emanetimi dilediğin gibi kullanacaksın ama nasıl
kullandığını, ne yaptığını sormayacağım öyle mi? Emanete ihanet var mı bizim kanunumuzda?
Bendeniz sana bir şey teslim ettiysem, o bir şeye hiçbir şey olmadan geri teslim
alabilmeliyim. Ki, senin adam olduğunu bilmeliyim. Bilakis hadi ordan pezevenk
demeliyim. Sormadığım zaman suçlu olurum ve hiçbir hak iddia edemem ve layık
görüldüğüm her şeye de sessiz kalmak zorunda kalırım. Bizler gerçekten iyi ve
onurlu bir yaşamı hak etmiyoruz! Etseydik zaten bulurduk! Zira o kalibrede, o
yükseklikte insanlar değiliz ve olmadığımızı da hal ve hareketlerimizle
kendimiz ortaya koyuyoruz. Küçük insanlarız biz ve bundan da zere şekva
etmiyoruz. Güya ediyormuşuz gibi yapıyoruz, onurumuzun ayakta olduğunu sansınlar
diye. Bilakis sonsuz memnunuz içinde bulunduğumuz halden ve ahvalden. Bunu tüm
kalbimle ve aklımla söylüyorum, söylemekten de zerre imtina etmiyorum ve hicap
duymuyorum. Çünkü safi hakikattir bu çıkarımım. Eğer yalan olan bendeniz
olsaydım, bunun mutlaka bir emaresi olması iktiza ederdi. Bizler, hakikatin
peşine düşen, hakikati sorgulayan ve hakikatli sorular sormaktan imtina etmeyen
gerçek düşün insanları olsaydık şayet, önümüze konulmuş ve hakikat diye
gösterilmiş her şeyi tartışmasız, sorgusuz, sualsiz tolere etmezdik. Ama ne
hazindir ki, bizler hakikati sorgulayan değilde önüne konulan yalanları hakikat
diye hap gibi yutan insanlar olarak yetiştirildik biat ettiklerimizce. Kuzu gibi
büyüttüler ki, koyun gibi güdebilelim diye. Çocukluğumuzda kuzuyduk, şimdi
koyun olduk ve güdülüyoruz mütemadiyen. Hakikat diye önüne konanları
sorgulayanlar ise daima telin edildi, hainlikle damgalandı ve nihayet susmak
zorunda kaldılar. Yazık, yemin ediyorum yazık! Hakikatten ve hürriyetten her ne
pahasına olursa olsun taviz vermeyin, vazgeçmeyin lütfen, yoksa karanlıkta
boğulursunuz da el uzatanınız olmaz, ömrünüzü acı çekerek, rezil bir şekilde
tüketirsiniz. Şeytan ve dostlarının kirli oyunlarına ve zehirli oyuncaklarına
kanmayın!
İNSANLIĞIN KURTULUŞ MANİFESTOSU...29...
Özgür DENİZ - 20.02.2026
Tarih: 20.02.2026
Okunma: 7
YORUMLAR
Yorumunuzu ekleyin.