İNSANLIĞIN KURTULUŞ MANİFESTOSU...28...

Özgür DENİZ - 20.02.2026

Ey insançocukları! Bizler ‘’vehn’’e kapıldık. ‘’Vehn’’ ne midir? Her şeyi öğrenmek için nereye bakıyorsan, çendan oraya bak. Bakınız bunu dini bağlamda söylemiyorum, emin olun nesnel temellerde söylüyorum. O kadar cahiliz ki, önyargılarımızı kırıp her olguya ve olaya nesnel temellerde bakmayı bir türlü beceremiyoruz. Bir gerçekliği din mi söylüyor, hemen burun kıvırıyoruz ahmakça, Batı’dan mı geliyor kulağımıza sesler hemen kulak kesiliyoruz ve önemsiyoruz. Hayır madem din söylüyor diye burun kıvırıyorsun, o vakit buyur yalanla ki, gerçekten bir kafan ve o kafanın içinde bir beynin olduğunu anlayalım. Öyle ya, yalanlayamadığın şey gerçektir, doğrudur. Ne demek istediğimi anlayabiliyor musun yoksa bir alık gibi; şimdi ne diyor bu adam mı diyorsun? Gerçekten bu ne menem bir geri zekalılıktır, alıklıktır, bönlüktür? Yemin ederim süzme malız, geri zekalıyız. Her şeyi biliyoruz sanıyoruz. Cehaletimiz paçalarımızdan akıyor ama farkında bile değiliz, komik oluyoruz ama hissedecek ruhumuz yok. Ya hiç sevmediğim bir kelimeyi kullanayım diyorum ama yine de kullanamıyorum. Bir halttan çakmıyoruz ama çaktığımızı sanıyoruz. Hadi kullanayım bir kez; vallahi de, billahi de, tallahi de bir b.k bilmiyoruz. Münhasıran malız mal, süzme mal, tam mal, ham mal. Nerede nesnellik, nerede objektiflik, nerede tutarlılık, nerede gerçek karşısında onurlu duruş? Ya dine mesafeli misin ve bir gerçekliği din mi söylüyor, o vakit başka kaynaklardan nasıl alabiliyorsan doneleri, dini de onlar gibi gör ve al, almak için tolere etmek zorunda değilsin ki, yoksa korkuyor musun? Korkuyorsan bu sularda hiç yüzme bebeğim! Çünkü bu sular çocuklara göre değil. Bu sularda yüzmek yürek ve cesaret işidir hatta beyin işidir. Yüreğin, beynin ve cesaretin yoksa ancak komik kalırsın, boğulursun, mal olursun.

 

Geçelim!

 

Dünyaya o kadar bağlanmışız ki, dünya bizi beyinsiz yapmış, ruhsuz bırakmış yani düşünemeyecek ve hissedemeyecek hale koymuş. Alıklaştırmış, bönleştirmiş, mallaştırmış, mankurtlaştırmış. Gerçekten düşünemiyoruz. Çünkü gerçekten bir beynimiz yok. Sorumuzun ve sorgumuzun olmaması bu gerçeği faş ediyor. Oysa sorusu  ve sorgusu olmayanlar ölülerdir. Dirilerin mutlaka ama mutlaka sorusu vardır, olur, olmak zorundadır. Zira yaşıyor musun ve bu dünyada mısın, sorun ve sorgun olmak zorunda. Öyle ya, acısı, tatlısı, derdi, kederi, oturması, kalkması, uyuması, uyanması, yaşaması, ölmesi, sevinmesi, üzülmesi, kazanması, kaybetmesi, sevmesi, nefret etmesi vb. olan bir dünyadasın. Düşünen beynin varsa, soran bir aklın mutlaka olur, sana dokunan mezkur yaşamsal gerçekler muvacehesinde. Yoksa bir sorun vardır. Beynin yoktur, aklın yoktur, ruhun yoktur. Binaenaleyh düşünce bize çok ağır gelir olmuş, öyle ya dünyanın önünde eğilmek için beynini öldürmen gerek. Beyin yoksa düşünce yük olur. Düşünemediğimiz için soracak soru bulamıyoruz, kendimizi ve hiçbir kimseyi sigaya çekemiyoruz. Ancak ait olabiliyoruz ve önümüze gelene biat ediyoruz. Sorgusuz sualsiz, şeksiz şüphesiz ve koşulsuz biat etmekten başka gösterdiğimiz bir meziyetimiz maalesef yok. Hem de öyle bir biat ki bu, kör kütük bir biat, zaten bu yüzden soramıyor ve sorgulayamıyoruz. Karşımızdakileri layüsel görüyoruz. Filhakika Tanrı’ya ihanet gibi görüyoruz kendimiz gibi olanları sorgulamayı. Oysa kim ki onlar ya, bizler gibi birer insan ama gerçekte insan mıdırlar yoksa başka şey midirler belli değil. Hatta çok belli ve açıkça da ifade edelim; insan değiller. Olgulara yabancı, olaylara tepkisiziz bu yüzden. Hiçbir olayı doğru çözümleyebilecek zihni kapasiteye malik değiliz. Beynimiz yok ki, zekamız olsun. Hıyar gördük mü tuzluğu alıp koşuyoruz. Doğrularımızı ve yanlışlarımızı teşrih masasına yatırıp tefrik edemiyoruz ve kendimizle hesaplaşamıyoruz, korkuyoruz hesaplarımızın ağır geleceğinden ve hayatımızın hesabını veremeyeceğimizden. Ki, düşünenden de korkuyoruz, sadece düşünmekten değil. Oysa üstat Cemil Meriç ne demişti? ‘’Düşünceden değil, düşüncesizlikten; kitaptan değil, kitaspzılıktan korkmalıyız; düşünceye hürriyet, sonsuz hürriyet’’ demişti. Kitap niçin yasak olur ya da kitaptan konuşmak niçin tehlikeli olur aksi takdirde? Yahut okuyun diye haykıranlar, okumalar sonucunda anlaşılanları haykırmayı niçin yasaklarlar? Lütfen şöylesi bir durum çok büyük bir sahtekârlık ve düzenbazlık değil de nedir; okuyun deyip düşünün dememek ve düşünenin düşüncesini de beynine hapsetmek. Bu nasıl bir paradokstur lütfen? Okumayan, düşünmeyen, düşündüğünü söylemeyen, eleştiri de bulunmayan bir insandan, toplumdan hangi hayır gelebilir lütfen? Eleştirinin olmadığı bir toplumun ölüden ne farkı vardır? Eleştirisi olmayan insanın ottan farkı nedir? Tenekeden saltanatları sarsar ama değil mi, düşünmek, sormak, sorgulamak? Düşünen ve soran rahatsız eder. Velakin eleştirisi olmayan bir toplumun geleceği olabilir mi? Böylesi bir toplum tedenniden kurtulup terakki kaydedebilir mi? Eleştirinin olmadığı yerde çürüme olur, tefessüh etme olur, zihinsel sefalet olur, toplumsal felaket olur, ruhsal çöküş olur. Böyle bir toplumun insanları tekâmül edebilirler mi, tekâmül edemeyen insanlar toplumlarına yol ve yön gösterebilirler mi? Böylesi insanlara ve topluma sahip olmayan devlet kudretli olabilir mi? Ne ediyorsak kendi kendimize ediyoruz ama bunu bile idrak edecek çapta değiliz yemin ediyorum. Lütfen artık silkinelim, üzerimizde ki ölü toprağını atalım, kendimize gelelim ve bir karar verelim; ne yapacağız, nasıl yapacağız, niçin yapacağız, kim için yapacağız?


Tarih: 20.02.2026 Okunma: 10

YORUMLAR

Yorumunuzu ekleyin.

İsim: *

E-posta Adresiniz: *

* (E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.)

Yorum: *

Güvenlik Sorusu:
Türkiye'nin başkenti neresidir?