Ey insançocukları! Bizler ‘’vehn’’e
kapıldık. ‘’Vehn’’
ne midir? Her şeyi öğrenmek için nereye bakıyorsan, çendan oraya bak. Bakınız bunu
dini bağlamda söylemiyorum, emin olun nesnel temellerde söylüyorum. O kadar
cahiliz ki, önyargılarımızı kırıp her olguya ve olaya nesnel temellerde bakmayı
bir türlü beceremiyoruz. Bir gerçekliği din mi söylüyor, hemen burun
kıvırıyoruz ahmakça, Batı’dan mı geliyor kulağımıza sesler hemen kulak
kesiliyoruz ve önemsiyoruz. Hayır madem din söylüyor diye burun kıvırıyorsun, o
vakit buyur yalanla ki, gerçekten bir kafan ve o kafanın içinde bir beynin
olduğunu anlayalım. Öyle ya, yalanlayamadığın şey gerçektir, doğrudur. Ne demek
istediğimi anlayabiliyor musun yoksa bir alık gibi; şimdi ne diyor bu adam mı
diyorsun? Gerçekten bu ne menem bir geri zekalılıktır, alıklıktır, bönlüktür? Yemin
ederim süzme malız, geri zekalıyız. Her şeyi biliyoruz sanıyoruz. Cehaletimiz paçalarımızdan
akıyor ama farkında bile değiliz, komik oluyoruz ama hissedecek ruhumuz yok. Ya
hiç sevmediğim bir kelimeyi kullanayım diyorum ama yine de kullanamıyorum. Bir halttan
çakmıyoruz ama çaktığımızı sanıyoruz. Hadi kullanayım bir kez; vallahi de,
billahi de, tallahi de bir b.k bilmiyoruz. Münhasıran malız mal, süzme mal, tam
mal, ham mal. Nerede nesnellik, nerede objektiflik, nerede tutarlılık, nerede gerçek
karşısında onurlu duruş? Ya dine mesafeli misin ve bir gerçekliği din mi
söylüyor, o vakit başka kaynaklardan nasıl alabiliyorsan doneleri, dini de onlar
gibi gör ve al, almak için tolere etmek zorunda değilsin ki, yoksa korkuyor
musun? Korkuyorsan bu sularda hiç yüzme bebeğim! Çünkü bu sular çocuklara göre
değil. Bu sularda yüzmek yürek ve cesaret işidir hatta beyin işidir. Yüreğin,
beynin ve cesaretin yoksa ancak komik kalırsın, boğulursun, mal olursun.
Geçelim!
Dünyaya o kadar bağlanmışız ki, dünya
bizi beyinsiz yapmış, ruhsuz bırakmış yani düşünemeyecek ve hissedemeyecek hale
koymuş. Alıklaştırmış, bönleştirmiş, mallaştırmış, mankurtlaştırmış. Gerçekten
düşünemiyoruz. Çünkü gerçekten bir beynimiz yok. Sorumuzun ve sorgumuzun
olmaması bu gerçeği faş ediyor. Oysa sorusu ve sorgusu
olmayanlar ölülerdir. Dirilerin mutlaka ama mutlaka sorusu vardır, olur, olmak
zorundadır. Zira yaşıyor musun ve bu dünyada mısın, sorun ve sorgun olmak
zorunda. Öyle ya, acısı, tatlısı, derdi, kederi, oturması, kalkması, uyuması,
uyanması, yaşaması, ölmesi, sevinmesi, üzülmesi, kazanması, kaybetmesi,
sevmesi, nefret etmesi vb. olan bir dünyadasın. Düşünen beynin varsa, soran bir
aklın mutlaka olur, sana dokunan mezkur yaşamsal gerçekler muvacehesinde.
Yoksa bir sorun vardır. Beynin yoktur, aklın yoktur, ruhun yoktur. Binaenaleyh
düşünce bize çok ağır gelir olmuş, öyle ya dünyanın önünde eğilmek için beynini
öldürmen gerek. Beyin yoksa düşünce yük olur. Düşünemediğimiz için soracak soru
bulamıyoruz, kendimizi ve hiçbir kimseyi sigaya çekemiyoruz. Ancak ait
olabiliyoruz ve önümüze gelene biat ediyoruz. Sorgusuz sualsiz, şeksiz şüphesiz
ve koşulsuz biat etmekten başka gösterdiğimiz bir meziyetimiz maalesef yok. Hem
de öyle bir biat ki bu, kör kütük bir biat, zaten bu yüzden soramıyor ve
sorgulayamıyoruz. Karşımızdakileri layüsel görüyoruz. Filhakika Tanrı’ya ihanet
gibi görüyoruz kendimiz gibi olanları sorgulamayı. Oysa kim ki onlar ya, bizler
gibi birer insan ama gerçekte insan mıdırlar yoksa başka şey midirler belli
değil. Hatta çok belli ve açıkça da ifade edelim; insan değiller. Olgulara
yabancı, olaylara tepkisiziz bu yüzden. Hiçbir olayı doğru çözümleyebilecek
zihni kapasiteye malik değiliz. Beynimiz yok ki, zekamız olsun. Hıyar gördük mü
tuzluğu alıp koşuyoruz. Doğrularımızı ve yanlışlarımızı teşrih masasına yatırıp
tefrik edemiyoruz ve kendimizle hesaplaşamıyoruz, korkuyoruz hesaplarımızın
ağır geleceğinden ve hayatımızın hesabını veremeyeceğimizden. Ki, düşünenden de
korkuyoruz, sadece düşünmekten değil. Oysa üstat Cemil Meriç ne demişti? ‘’Düşünceden değil, düşüncesizlikten; kitaptan
değil, kitaspzılıktan korkmalıyız; düşünceye hürriyet, sonsuz hürriyet’’ demişti.
Kitap niçin yasak olur ya da kitaptan konuşmak niçin tehlikeli olur aksi takdirde?
Yahut okuyun diye haykıranlar, okumalar sonucunda anlaşılanları haykırmayı
niçin yasaklarlar? Lütfen şöylesi bir durum çok büyük bir sahtekârlık ve
düzenbazlık değil de nedir; okuyun deyip düşünün dememek ve düşünenin
düşüncesini de beynine hapsetmek. Bu nasıl bir paradokstur lütfen? Okumayan,
düşünmeyen, düşündüğünü söylemeyen, eleştiri de bulunmayan bir insandan,
toplumdan hangi hayır gelebilir lütfen? Eleştirinin olmadığı bir toplumun
ölüden ne farkı vardır? Eleştirisi olmayan insanın ottan farkı nedir? Tenekeden
saltanatları sarsar ama değil mi, düşünmek, sormak, sorgulamak? Düşünen ve
soran rahatsız eder. Velakin eleştirisi olmayan bir toplumun geleceği olabilir
mi? Böylesi bir toplum tedenniden kurtulup terakki kaydedebilir mi? Eleştirinin
olmadığı yerde çürüme olur, tefessüh etme olur, zihinsel sefalet olur,
toplumsal felaket olur, ruhsal çöküş olur. Böyle bir toplumun insanları tekâmül
edebilirler mi, tekâmül edemeyen insanlar toplumlarına yol ve yön gösterebilirler
mi? Böylesi insanlara ve topluma sahip olmayan devlet kudretli olabilir mi? Ne
ediyorsak kendi kendimize ediyoruz ama bunu bile idrak edecek çapta değiliz
yemin ediyorum. Lütfen artık silkinelim, üzerimizde ki ölü toprağını atalım,
kendimize gelelim ve bir karar verelim; ne yapacağız, nasıl yapacağız, niçin
yapacağız, kim için yapacağız?