İNSANLIĞIN KURTULUŞ MANİFESTOSU...27...

Özgür DENİZ - 20.02.2026

Biz, okumuyoruz ve düşünmüyoruz ey insançocukları! Okuduğunu ve düşündüğünü sananlar da işi ciddiye almıyorlar ve bihakkın okuyup düşünmüyorlar. Bir veri mi lazım? Hiç lüzum yok, gözünüz görüyorsa, kulaklarınız duyuyorsa. Evet fasılasız okuyalım demiyoruz, okumanın sancılı ve zorlu olduğunu da ifade ettik defaatle ama behemehal okumanın da şart olduğu bir hakikattir. Tabi biz herkes ama herkes okusun, okumalı, okumak zorunda demiyoruz. Kuşkusuz okumayanlar da, okuyamayanlar da olacak ama bir de gerçekten okumak zorunda olanlar var. İşte bizim mevzumuzun meselesi de orasıdır. Velakin herkesin bir tarafı var ve herkes kendi tarafına göre yaşamaya çalışıyor hayatın her boyutunda. Çünkü artık alıştığımız bir yaşam var ve o yaşamın içinde kaybolmuşuz. Okumakla aramızda bu dünya ile öte dünya arasındaki mesafeden daha uzak bir mesafe var maalesef. Kendi sessimizi, sözümüzü, beynimizi, ruhumuzu kaybetmişiz. Bizim en büyük nakısamız ve kusurlarımızdan biri budur. Meseleyi vuzuha kavuşturmalıyız ve hastalığı teşhis etmeliyiz ki, tedavisi kabil olabilsin ve ilaç bulunabilsin hastalığımıza. Ama sanki kül olmadan yeniden varoluşumuz muhal gibi. Zira iyileşme ihtimalimiz görülmüyor zevahire göre. Bitevi reculiyet gösterisi yapabiliyoruz ama bir türlü akıl gösterisi yapamıyoruz. Çünkü biz hamasetle ömür tüketmişiz, aklını kullananların ise ürettiklerini. Velakin dünya da kuru cesaretle ve boş hamasetle yürümüyor, akıl olmayınca cesaret anlamsız, hamaset faydasız kalıyor. Hatta akılsız hamaset ve cesaret bizleri küçültüyor, basitleştiriyor, komikleştiriyor. Artık öyle bir zaman geliyor ki, silahlar bile kifayetsiz kalıyor, ki elan yaşıyoruz bu gerçekliği, velakin hala ders almıyoruz inanın. Çünkü akıldan korkuyoruz. Cehaletten besleniyoruz biz. Halkı bile cahil bırakmak için elimizden geleni ardımıza koymuyoruz. Zira yegane besin membaımız cehaletten başka hiçbir şey değil. Üstelikte ilime, bilime en büyük değeri veren yüce kutsallar tavassutu ile cahil bırakıyoruz insançocuklarını. Yemin ediyorum gerçektir bu. Ki, halkın cehaletinden kazandığımız bunun en büyük hüccetidir. Çünkü okuyan, bilen, anlayan insanları kandıramayacağımızı, aldatamayacağımızı, onlara yalanlarımızı yutturmayacağımızı çok iyi biliyoruz. Söyleyin bana, bu toplum gerçekten aklını kullansaydı, kendisi üzerinden kazananlara bu kadar boyun eğer, onlara aldanır, kendisinin sömürülmesine sükût eder, ıvır zıvır işlerle iştigal edenlere eyvallah eder miydi? Mesela, bir bütünün küçücük bir cüzü olan, üstelikte bütünden kopmuş olan ve kafası da çürük olan birinin yaptığını bütüne hamletmek ve bu sebeple bütünü tecziye etmek ne kadar zekicedir, bu sizleri sömürmeye alışmış ve sizleri kandırmaya teşne olanların işine gelmez mi? Hala mı kandırılacaksınız? Kendileri kokuşmuş olanlar birilerinin de kokuşmuş olduklarını söylüyorlar, oysa kokuşmuş olan yenilendikten sonra niçin ona kokuşmuş gözüyle bakalım ki ve yeniyken kokuşmuş olana niçin itibar edelim ki? Niye anlayamayan bir toplum olduk? Hiç soruyor muyuz bunu kendi kendimize? Sorgulamadığımız hayatlardır yaşadığımız hayatlar. Buna nasıl katlanabiliyoruz? Büyükler küçüklere anlamıyorlar diye kızarlar, ya kendileri anlıyorlar mı? Vallahi asıl idraksizler kendileridirler. Bahusus literati kesimidir hiçbir şeyden çakmayanlar ve anlamayanlar. Ya bugün aydın bildiklerimiz, âlim bildiklerimiz neyi anlıyorlar ki, zavallı avam anlayacak? Sadece anladığımızı sanıyoruz ama hiçbir şeyden anlamadığımız eylemlerimizde ortaya dökülüveriyor. Ama biz düşünmüyoruz, sadece düşündüğümüzü sanıyoruz, bu yüzden de şeylerden hiçbir şey anlayamıyoruz. Yani Descartes’in dediği gibi düşünüyorum öyleyse varım demiyoruz, Heidegger’in dediği gibi düşündüğümüzü düşünüyoruz yani düşündüğümüzü zannediyoruz. Oysa biz gerçekten düşünmeliyiz artık, çünkü vakit düşünme ve bir yön, yol bulma ve dahi varolma vaktidir. Yarın çok geç olabilir!

Tarih: 20.02.2026 Okunma: 13

YORUMLAR

Yorumunuzu ekleyin.

İsim: *

E-posta Adresiniz: *

* (E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.)

Yorum: *

Güvenlik Sorusu:
Türkiye'nin başkenti neresidir?