Biz, okumuyoruz ve düşünmüyoruz ey
insançocukları! Okuduğunu ve düşündüğünü sananlar da işi ciddiye almıyorlar ve
bihakkın okuyup düşünmüyorlar. Bir veri mi lazım? Hiç lüzum yok, gözünüz
görüyorsa, kulaklarınız duyuyorsa. Evet fasılasız okuyalım demiyoruz, okumanın
sancılı ve zorlu olduğunu da ifade ettik defaatle ama behemehal okumanın da
şart olduğu bir hakikattir. Tabi biz herkes ama herkes okusun, okumalı, okumak
zorunda demiyoruz. Kuşkusuz okumayanlar da, okuyamayanlar da olacak ama bir de
gerçekten okumak zorunda olanlar var. İşte bizim mevzumuzun meselesi de
orasıdır. Velakin herkesin bir tarafı var ve herkes kendi tarafına göre
yaşamaya çalışıyor hayatın her boyutunda. Çünkü artık alıştığımız bir yaşam var
ve o yaşamın içinde kaybolmuşuz. Okumakla aramızda bu dünya ile öte dünya
arasındaki mesafeden daha uzak bir mesafe var maalesef. Kendi sessimizi,
sözümüzü, beynimizi, ruhumuzu kaybetmişiz. Bizim en büyük nakısamız ve
kusurlarımızdan biri budur. Meseleyi vuzuha kavuşturmalıyız ve hastalığı teşhis
etmeliyiz ki, tedavisi kabil olabilsin ve ilaç bulunabilsin hastalığımıza. Ama sanki
kül olmadan yeniden varoluşumuz muhal gibi. Zira iyileşme ihtimalimiz
görülmüyor zevahire göre. Bitevi reculiyet gösterisi yapabiliyoruz ama bir
türlü akıl gösterisi yapamıyoruz. Çünkü biz hamasetle ömür tüketmişiz, aklını
kullananların ise ürettiklerini. Velakin dünya da kuru cesaretle ve boş
hamasetle yürümüyor, akıl olmayınca cesaret anlamsız, hamaset faydasız kalıyor.
Hatta akılsız hamaset ve cesaret bizleri küçültüyor, basitleştiriyor,
komikleştiriyor. Artık öyle bir zaman geliyor ki, silahlar bile kifayetsiz
kalıyor, ki elan yaşıyoruz bu gerçekliği, velakin hala ders almıyoruz inanın.
Çünkü akıldan korkuyoruz. Cehaletten besleniyoruz biz. Halkı bile cahil
bırakmak için elimizden geleni ardımıza koymuyoruz. Zira yegane besin membaımız
cehaletten başka hiçbir şey değil. Üstelikte ilime, bilime en büyük değeri
veren yüce kutsallar tavassutu ile cahil bırakıyoruz insançocuklarını. Yemin
ediyorum gerçektir bu. Ki, halkın cehaletinden kazandığımız bunun en büyük
hüccetidir. Çünkü okuyan, bilen, anlayan insanları kandıramayacağımızı,
aldatamayacağımızı, onlara yalanlarımızı yutturmayacağımızı çok iyi biliyoruz.
Söyleyin bana, bu toplum gerçekten aklını kullansaydı, kendisi üzerinden
kazananlara bu kadar boyun eğer, onlara aldanır, kendisinin sömürülmesine sükût
eder, ıvır zıvır işlerle iştigal edenlere eyvallah eder miydi? Mesela, bir
bütünün küçücük bir cüzü olan, üstelikte bütünden kopmuş olan ve kafası da
çürük olan birinin yaptığını bütüne hamletmek ve bu sebeple bütünü tecziye
etmek ne kadar zekicedir, bu sizleri sömürmeye alışmış ve sizleri kandırmaya
teşne olanların işine gelmez mi? Hala mı kandırılacaksınız? Kendileri kokuşmuş
olanlar birilerinin de kokuşmuş olduklarını söylüyorlar, oysa kokuşmuş olan
yenilendikten sonra niçin ona kokuşmuş gözüyle bakalım ki ve yeniyken kokuşmuş
olana niçin itibar edelim ki? Niye anlayamayan bir toplum olduk? Hiç soruyor
muyuz bunu kendi kendimize? Sorgulamadığımız hayatlardır yaşadığımız hayatlar.
Buna nasıl katlanabiliyoruz? Büyükler küçüklere anlamıyorlar diye kızarlar, ya
kendileri anlıyorlar mı? Vallahi asıl idraksizler kendileridirler. Bahusus
literati kesimidir hiçbir şeyden çakmayanlar ve anlamayanlar. Ya bugün aydın
bildiklerimiz, âlim bildiklerimiz neyi anlıyorlar ki, zavallı avam anlayacak?
Sadece anladığımızı sanıyoruz ama hiçbir şeyden anlamadığımız eylemlerimizde
ortaya dökülüveriyor. Ama biz düşünmüyoruz, sadece düşündüğümüzü sanıyoruz, bu
yüzden de şeylerden hiçbir şey anlayamıyoruz. Yani Descartes’in dediği gibi düşünüyorum öyleyse
varım demiyoruz, Heidegger’in dediği gibi düşündüğümüzü düşünüyoruz yani
düşündüğümüzü zannediyoruz. Oysa biz gerçekten düşünmeliyiz artık,
çünkü vakit düşünme ve bir yön, yol bulma ve dahi varolma vaktidir. Yarın çok
geç olabilir!
İNSANLIĞIN KURTULUŞ MANİFESTOSU...27...
Özgür DENİZ - 20.02.2026
Tarih: 20.02.2026
Okunma: 13
YORUMLAR
Yorumunuzu ekleyin.