Başlamadan bir soru sormak istiyorum. Bilindik gelebilir, kadim bir soru denilebilir, bu da soru mu şimdi gibi söylenebilir, binaenaleyh kuru lakırdı olarak görülebilir, tabi bu durum, bunları söyleyebilecek olanın, söylediklerinin, bilinç düzeyiyle mütenasip olması icap eder, bilakis olguyu ve olayı anlamayanın soruya karşı böylesi mukabelede bulunması, bumerang gibi kendini vurur, cehaletinin bizatihi kendi tarafından faş edilmesi olur. Yine de sormak istiyorum: MÜLK KİMİN? Şerefli bir soru, şerefli bir cevabı iktiza eder. Şerefsizlikle ve şerefsizle de işimiz olmaz. Cahillerle hiç işimiz olmaz. Bizim işimiz; bilen, hisseden, anlayan kafalarladır. Birgün mutlaka bu mevzuyu tüm boyutlarıyla sarahaten tetkik ve tahlil edeceğiz. Belki ettik kendi dünyamızda ama toplumsal düzlemde de gerekeni yapacağız. Çünkü bu soru kadim bir soru ve sorundur insanlık için ve izahı kolay değildir, izah edilse anlaşılması kolay değildir. Elbette bu olgu üzerine mülahazalarımızı serdettik ama sarahaten gerekeni yapmadık. Yapacağız mutlaka! Geçelim!
’’Suçumuz,
suçluların yüzlerine suçlarını vurmaktır.’’ İsmet Özel
‘’İnsanlığın
inandığı Allah’ı bilmem ama bendenizin inandığım Allah, birgün tüm insanlığa
paranın yenmeyecek bir şey olduğunu öğretecek.’’ Özgür Deniz
‘’Sonradan,
ilahi adalet diye, adaleti göklere çıkardılar ki, yeryüzünde ondan söz
edilmesin.’’ Ali Şeriati
‘’Göğün
altında niçin yoksulluk var? Rabbe ait olana; -bizim- dediğimiz için.’’ Muhammed İkbal
‘’Hissetmediğin
bir şeyi anlayamazsın.’’ Shakespeare
Yeryüzü toprakları, gerçekten, feci şekilde yoksulluk kokuyor, her
köşesinden sefalet akıyor. Çok acı ve hazin bir yoksulluk. Dünya dediğimiz
devasa yeryüzünde, bir uçtan bir uca yoksulluk kol geziyor ve bunu her an
hissediyorsunuz. Tabi bu meyanda, his, münhasıran, insan olanların malik
olabildiği bir şeydir. Çünkü zalimler da, hainler de, namussuzlar da, pezevenk
kompradorlar da, ahlaksız politikacılar da, hakikati tahrif eden şarlatanlarda
his bulunmaz. İnsanlığın en az yüzde doksan beşinin yoksulluğun pençesinde
yaşadığı dünyalılarız. İnsanlık bunu hak etmiyor, çünkü hak ettiği bir şey
olmadığı gibi, hak etmesine tek bir neden de bulunamaz. Ha, kendi cehaletinden
ve korkaklığından dolayı hak ediyor olabilir ancak. Azim ve şedit bir
adaletsizliğin ve lanet olasıca aşağılık sömürünün intaç ettiği bir netayiçtir
bu. Ve yoksulluğun kokusunu hiçbir çiçeğin kokusu bastıramıyor maateessüf;
üzerini de, kutsallaştırarak varlıkları sayesinde hayatları çalıp rızkları gasp
ettiğimiz hiçbir olgu örtemiyor. Olguları ne kadar kutsallaştırırsak, insan
hayatını da o kadar ucuzlatıyoruz. Çünkü hayatları, kutsallaştırdığımız olgular
uğruna harcanacak basit bir şey gibi görüyoruz. İnsan varsa olgular vardır,
olgular insanla anlamlıdır. Bunu biliyorlar ama kahpece istimal ediyorlar. Asıl
kutsal olan, bizatihi hayatın kendisidir ve olgular, hayatları hayatlandırmak
için birer vasıtadırlar. Peyderpey azaldığını düşündüğümüz, bitevi etkisinin
azaldığını hissettiğimiz, yok olmasından dolayı mütemadiyen acı çektiğimiz ne
kadar değer varsa hepsinin arka planında yoksulluk vardır. Yoksulluk, değerleri
bir bir öğüten zalim bir değirmen gibidir. Yoksulluk, her türlü suiistimale
açıktır ve suçların başat sebebidir. Yoksulluk insanlığın kökünü kurutucu,
ahlakını gasp edici bir olgudur. Zalimleri de güçlendiren ve güldüren bir
olgudur. Nice insanlar vardır çok çalışırlar ama az kazanırlar, nice insanlar
vardır az çalışıp hatta hiç çalışmadan çok kazanırlar. Zaten onlara insan
nazarıyla da bakamayız. Onlar başkalarının kanlarıyla, terleriyle, emekleriyle varolan
tufeylilerdir. Birileri sürekli tokken, birileri hiçbir zaman yeterince
doyamazlar hatta hep aç yaşarlar. Her toprakta ki küçücük bir azınlığın o
toprakta ki büyük çoğunluğun hakkına çöküp, kendileri hiçbir bedel ödemeden
madden zirvelerde bir hayat yaşarlarken, en büyük bedelleri ödeyenler aşağının
da aşağısında bir hayatın kıskacında can çekişmektedirler. Boş mide ile uyumak
ne demektir bilir misiniz? Çöplükten ekmek toplamanın manevi ağırlığını
hissedebilir misiniz? Çocuğunu aç yatıran bir annenin duygularını anlayabilir
misiniz? Beleşçilerin, yatarak kazananların, kan emicilerin, insanlık hakkını
gasp edenlerin, emek hırsızlarının domuz gibi yaşadığı topraklarda, ömrü kan
ter içinde çalışarak geçmiş birinin madden biteviye aynı yerinde sayması ne
demektir idrak edebilir misiniz? Yoksulluk, kader değildir ve kader olamaz.
Yoksulluk, insanlığın ortak mülküne çökerek devasa sermaye terakümü elde eden
bir avuç azınlığın, büyük çoğunluğu yaşamsal gereksinimlerini bile karşılayamaz
duruma getirerek onları gayr-i insani bir yaşama mahkûm ettikleri ve bu yoldan
onlar üzerinde ahlaksızca tahakküm kurdukları zalim sondur. Tıpkı bugünlerde
yaşadığımız yeryüzü emperyalizminin jandamarlığını yapan katil ve aşağılık
Coni’nin yaptığı gibi. Şaka gibi bir eylemle bir ülkenin hazinesine çöktü ve
orada yaşayan milletin kaderinin tayin edicisi oldu. Bugün, yoksulluk, kıtaları
dolaşmaktadır ve insanlığı ezip geçmektedir. Kim bilir kaç çocuk şu an ölümü
beklemektedir ve ölmekte olan her çocuğun da bir ailesi vardır. Yoksulluk,
hayallerin katilidir ama asıl katiller, caniler yoksulluğu yaratanlardır. Bugün
kaç çocuk münhasıran yoksulluk nedeniyle okuyamamaktadır ve kaç çocuk açlıktan
dolayı ağır ağır kanı çekilerek ölmektedir biliyor musunuz? Siz hiç almak
istediği kitabın parasını öğrendikten ve etrafa mahcup bakışlar gönderdikten
sonra başını eğip sessizce kitapçıyı terkeden çocuğa şahit oldunuz mu? Nedir
acaba böylesi bir mahkûmiyetin sebebi? Kimdir suçlu? Nice topraklarda dinin
bile yanlış anlaşılıp, adeta büyük suçlara temel teşkil etmesinin arka planında
bile yoksulluk bulunmaktadır. İnsanları şiddete sevkeden en güçlü etken
yoksulluktur. Her türlü terörizmi gerçekte besleyen en önemli etken yoksulluğun
ta kendisidir. Namusların pazar malı haline gelmesinin ardında yatan en büyük
sebeplerden biri nedir düşündünüz mü hiç? Gencecik evlatlarımızın henüz çocuk
bile demeyeceğimiz yaşlarda en değerli hazinelerini pazar malı gibi ortalığa
bırakması niçindir düşündünüz mü hiç? Yoksulluk, maalesef insanlık dünyasına
ait bir şeydir ve vicdanı tükenmiş insanlığın ruhsuz çocuğudur. Doğan her
çocuğun yaşamak ve okumak hakkı vardır ama her çocuk, zalim pazarların,
merhametsiz ve adaletsiz piyasanın ucuz birer işgücü derekesine
düşürülmüşlerdir. Çünkü yoksulluk onlara başka bir opsiyon bırakmamıştır.
Dünyada hükümran olan vahşi kapitalist sistem yerle yeksan edilmedikçe ve
yerine büyük insanlığın gönencini erek edinmiş insani bir sistem ikame
edilmedikçe yoksulluk yok olmayacaktır ve hep kader olarak görülecektir. Ve
insanlıkta kader nazarıyla bakıp yoksulluğuna boyun eğecektir. Yoksul olarak
yuvalarından ayrılanlar vazifelerini ifa ettikten sonra yine yoksul olarak
dönerler yuvalarına. Doğmuş olmakla nice güzellikleri hak etmiş olanlar, hak
ettikleri güzellikleri hiçbir zaman yaşayamazlar, çünkü boyunlarında
yoksulluğun ağır zincirleriyle yaşarlar. Yoksulluğun, dili, dini, vatanı, milliyeti
yoktur, o ortak kaderidir yoksullaştırılanların. Acı, hüzün, huzursuzluk,
mutsuzluk, uykusuzluk, cehalet, esaret, sefalet, düş kırıklığı, dünyayı
sırtlamak, dinlenmeden çalışmak ve kahır ve keder içinde ölmek,
yoksullaştırılmışların ortak kaderleridir maalesef. Ama her şeye rağmen
dünyanın yönünü değiştirebilecek gücü de bünyelerinde bulunduranlar da velakin
taşıdıkları devasa gücünde farkında olmadan yaşayıp gidenlerde onlardırlar.
Sadece uyanmaları iktiza ediyor sadece ve gerçeği görmeleri. İşte o vakit
seyreyleyin âlemi! Dizi neymiş, nasıl çekilirmiş görün bakın izleyin…
EVET; sadece insan
olanların ve insanlık onuruna layık bir yaşam için savaşanların avukatıyım ve
bu bir şereftir bendeniz için. Hayvan olmak isteyen ve hayvanca bir yaşam
sürmek isteyenlere elbette bir şey diyemeyiz, bu çok kolay, insanlığın
acılarına yüzünü dön ve sadece kendi postuna değer ver. Öyle ya hayat bir
tercihtir.
BİR
ÖNERİ:
KEFERNAHUM diye bir film
var. Mutlaka ama mutlaka, olabildiğince dikkatle ve farkındalıkla ve saf
bilinçle ve elbette mevcutsa kalbinizdeki hisle izlemenizi şiddetle öneririm
naçizane.
SON
SÖZ:
‘’İnsan
olan erkekler ve kadınlar, insanca yaşamak için bedel ödemeye hazır halde
olmalıdırlar her an.’’ Özgür Deniz