* * *
Çağrı'nın çocukluğunda, bayramlar, düğünler, Hıdrellez gibi özel günlerde ?davetler? olurdu. Bu davetler, genellikle, anne tarafında ayrı, baba tarafında ayrı, ziyafet şeklinde gerçekleşirdi. Sülaleler genişti ve bazen bu davetler, çoluk-çocuk 30-40 akrabanın toplanmasına vesile olurdu. Aynı kasabada, belki aylardır görüşmeyen kimi akrabalar bir araya gelir, tatlı tatlı sohbetler edilirdi. Çağrı, bunları özlüyordu.
Yakında Sandıklı'ya gidecekti. ?Anneme söyleyeyim, akrabaları biz toplayalım? diye düşündü. O böyle düşünürken, Sandıklı'dan acı bir haber geldi. Dayı oğlu Teoman'ın eşi, daha yaşı 55'i bulmadığı halde, birdenbire hayatını kaybetmişti.
Apar topar Sandıklı'ya gitti. Memleketine akşam saatlerinde varabilmişti. Cenaze kaldırılmıştı. Annesi cenaze evindeydi. O da oraya gitti. Başta dayıoğlu, bütün yakınlarına başsağlığı diledi. Acılarını paylaştı. Genç bir insanın, ani kaybı? Üzüntü sonsuzdu. Ağızlar, diller laldi.
Ertesi gün tekrar gelmek üzere, gece yarısına doğru, annesiyle birlikte evlerine gittiler.
Sabah, kahvaltıdan sonra, çaylarını içerken, annesine;
- Eski davetler ne güzeldi. Artık bitti, akrabalar bir araya gelemiyor, dedi. Annesi;
- Öyle, kimse kimseyi görmüyor.
- Biz başlatalım, daveti biz yapalım. Senin tarafını ayrı, baba tarafını ayrı çağıralım. Meselâ, uzun zamandır bir araya gelmediğimiz Çağla Abla'yı falan çağırmak istiyorum.
- Olur, yapalım, dedi annesi.