Böylece, Çağrı, Profesör Doktor Irvin Yalom'un, Güneşe Bakmak-Ölümle Yüzleşmek? adlı eserini okudu.
Kitap son derece düşündürücü, sorgulamaya yönlendirici, ufuk açıcıydı. Yalom, esas olarak ?ölüm korkusu'nu ele almış. Terapi verdiği birçok hastasından yola çıkarak, insanların çoğunluğunda ölüm korkusu olduğunu, bununla başa çıkma ve hatta giderme yollarını anlatmaya çalışmıştı!
Oysa, Çağrı'nın gözlemlerine göre, insanlarda, öyle pek de büyük bir ölüm korkusu yoktu? Ta ki yoğun bakıma düşene kadar? İşte, ölüm korkusunun yaşandığı yer orasıydı: Hastanelerin Yoğun Bakım bölümleri! Dr. Yalom, 109'ncu sayfada, yalnızlık ölüm acısını büyük ölçüde artırır? diyor. Nitekim yoğun bakıma hastayı yalnız başına bırakmak zorunda kalıyorsunuz! Orada, ölüm korkusu veya düşüncesi hem hastayı hem de yakınlarını sarıyor. Dolayısıyla, okuduğu kitap hiç yoğun bakım konusuna girmediği halde, Çağrı onu, yoğun bakımla ilişkilendirdi. Bütün şikâyet ve sıkıntılarını bitirmese de Yalom'un satırları onu epeyce rahatlattı.
Bununla beraber, elinden tutmak ve elini bırakmak? düşüncesi, suçluluk duygusu peşini bitürlü bırakmıyordu.
* * *
Öykü, 2 yaşını biraz geçince, evin yakınındaki bir yuvaya verildi. Burada sabahtan akşama kadar kalabilecekti. Bu durumda, anneanne ve dedenin İstanbul'da işi kalmıyordu. İzmir'e döndüler.