* * *
Cenaze işlemleri bittikten sonra, Çağrı İstanbul'a döndü. Sandıklı'da, cenaze işleri, gelen-gidenlerle sohbet, anıları tazeleme, babası için gelen taziye telefonları onu meşgul etmiş, düşünmeye, sorgulamaya hatta üzülmeye vakti olmamıştı.
Şimdi, kalabalık dağılmış, yalnız kalmıştı. Bol bol düşünüyor, sorguluyordu. Huzursuz oluyordu. Vicdanî bir rahatsızlık duyuyordu. Bir suçluluk duygusu içini kemiriyordu.
Son akşam görüştüklerinde babası elini niçin sımsıkı tutmuştu? Çağrı neden babasının yanında biraz daha kalmamıştı? Kolunu kurtarmaya mecbur muydu? Babası, sanki, ben, ömür boyu senin elinden tuttum. Sen benim elimi bıraktın.? diyordu.
Öte yandan, babasının 25 gün boyunca yoğun bakım bölümünde kalmak zorunluluğu ve sonunda vefatı, onda, yoğun bakım meselesine karşı çok yoğun bir ilgi ve hassasiyet uyandırmıştı. Yoğun bakım biriminde gördüğü bakımsızlık, hastaya kötü muamele, bu muameleden dolayı kendi payına düştüğünü zannettiği ?suçluluk duygusu?, zihnen ve ruhen büyük bir sarsıntı meydana getirdi.