Turgut Bey'in yatışının yirminci gününde, yoğun bakım bölümünde, ona kötü muamele edildiği, küçük oğlu Tuğrul tarafından fark edilmiş ve Tuğrul, durumu hastanenin başhekimine iletmişti. Başhekim, lâkayt davranmış, 20 gündür yoğun bakımda yatan hastanın ölmediğine şükredin? diyerek, hissiz, ruhsuz olduğunu, insan hayatını önemsemediğini kanıtlayan bir cevap vermişti. Tabii Turgut Bey'in bütün yakınları bu muameleye ve başhekimin bu tutumuna çok üzülmüşler, hastanın yeri değiştirildiği, ona daha iyi bakılmaya başlandığı halde, bir ?çaresizlik? hissetmişlerdi. Zaten o şikâyetten 4-5 gün sonra da babaları ölmüştü.
Hastanedeki kötü muamele, ilgili makamlara bildirildi. Fakat tatmin edici bir cevap alınamadı, hastane ve yetkililer hakkında da herhangi bir işlem yapılmadı.
Bu sonuç, Çağrı'nın çaresizlik duygusunu biraz daha artırdı. Bu duygu, vefatın üzerinden 3 ay geçmesine rağmen bazı geceler uykusunun kaçmasına sebep oluyordu. Psikolojik bir destek almanın yararlı olabileceğini düşündü. Düşüncesini kızına açıp, ona daha yakın olan ortak tanıdıklarından destek almayı düşündüğümü söyledi. Kızı, o dostlarının, tanıdıklara bakmadığını, başka bir psikoloğa yönlendirdiğini anlattı. Ayrıca, bu gibi problemler tek seansta çözülmez? diye ekledikten sonra;