Bir hafta sonra Tuğrul ve Demet geldi. Babalarını ziyarete iki-üç gün beraber gittiler. Turgut Bey'in yakında taburcu olma ihtimali görünmüyordu. Tuğrul, Çağrı'ya:
- İkimizin de burada kalmasına gerek yok. Sen uzun süredir buradasın, bisüre evine git, dinlen, ben bekleyeyim. Duruma ve gidişata göre, ya sen gelirsin, ben giderim veya acil bişey olursa seni çağırırız, dedi.
Çağrı İstanbul'a döndü. Tabii her gün, Turgut Bey hakkında bilgi alıyordu. Kâh düzelir gibi oluyor, kâh kötüleşiyordu.
7 Kasım günü, Tuğrul, Çağrı'yı aradı:
- Doktor, babanızın durumu kritik diyor.
Çağrı, babasının durumunun kötüye gittiğini anladı:
- Yarın geliyorum, dedi.
8 Kasım günü öğleden sonra hastanede, göğüs doktorunun odasındaydı. Doktor Hanım'a:
- Babamın durumu kritikmiş. İstanbul'dan şimdi geldim. İzin verirseniz görüşmek istiyorum! dedi. Doktor:
- Tabii görüşebilirsiniz ama şimdi bizim kontrollerimiz var ondan sonra yanına girebilirsiniz, diye cevapladı.
Çağrı yoğun bakım katına çıktı. Bir saatten fazla bekledi. Nihayet doktorlar çıktı ve onu içeriye aldılar. Babasını gayet iyi gördü. Hatta 10 gün önce bıraktığından daha iyi gözüküyordu. Çağrı'yı görünce sevindi ve gülümsedi:
- Nerede duruyorsun? diye sordu. Çağrı:
- İstanbul'dayız. Bebek biraz büyüyünceye kadar orada kalacağız, dedi.