Ulu Tanrı'nın bu mucizesi, Çağrı'ya içini dökme ve bütün riyakârlara seslenme fırsatı vermişti. ?Riya, Himalaya? başlıklı kısa yazısında hem içini döktü hem de Karacık Emin'in şahsında, riyakârlara seslendi: Bana yıllardır diyor ki benim için yok hükmündesin!
Yazdıklarının, emeklerinin, eserlerinin benim nazarımda hiçbir değeri, hiçbir önemi yok! Seni yok sayıyorum!
?
Çaresizim! Aldım, kabul ettim. Görüşüne saygı duydum... Saygıyla karşıladım.
Arkamdan, beni yok sayarken, yüzüme karşı, şimdi, seni var sayıyorum, benim için küçük de olsa bir değerin var diyor! İyi ama bilader, yıktın ?güven'imi? Yok ettin ?güven'imi?
Şimdi, sana nasıl inanayım? Tekrar hayal kırıklığına uğratmayacağına nasıl ?güven'eyim? Nasıl ?emin? olayım?
Ne yazık ki dedim! Senin nazarında yok olduğuma göre, benim seni görebilmeme imkân yok!
Bilmiyorum, şimdi de sen kendini, yok hükmünde?, değersiz ve önemsiz gördün mü?
Gördüysen, onu gösteren senin aynan!
O ayna senin eserin!
Ayna, riya! Riya, ayna!
Riya, binalar, gökdelenler inşa etmiş!
Riya, tepeler, dağlar gibi?
Riya, olmuş Himalaya!?
Yazı, köşesinde yayınlanınca, arkadaşı Alp'ten yorum geldi: Riyakârlar, Sivas yöresinde, iki yüzlekçi? diye adlandırılır.?
Çağrı, bu riyakârlar için, vicdan azabı?, suçluluk? duysunlar falan diyordu da onlarda, acaba, vicdan var mıydı? Suçluluk duyacak bir duygulanma yeteneği var mıydı? Suçluluk duymak için, önce, insanda bir ?sorumluluk duygusu? bulunması gerekmiyor muydu?