1980 yılının sonuna doğru Ertuğrul Bey'e akciğer kanseri teşhisi kondu. Ankaralarda çare arandı. Kısa bir hastane tedavisinden sonra, hasta eve gönderildi. İğneler-ilaçlar evde yapılacaktı. Ertuğrul Bey evdeydi. Metindi. İştahı azalmakla birlikte yiyip içiyor, sağlık görevlileri gelip gidiyor, ziyaretçi kabul ediyordu.
Ertuğrul Bey'in eşi Selen Hanım, şişle örgü örme ustasıydı. Hırka, yelek, kazak, çorap örer, çoğunlukla yakınlarına hediye ederdi. Örgü işini hem hızlı yapar hem de çok farklı, renkli, yaratıcı ürünler ortaya koyardı. Bir gün emmisini ziyaret ettiğinde, Çağrı, yengesinin hızlı örmesine hayran hayran bakarken,
- Ben de örebilirim, dedi.
- Neyi? dediler.
- İşte, yengemin ördüğü gibi, şişle kazak falan örebilirim.
Çağrı'nın bu saf, sıra dışı ve bir erkek için düşünülemeyecek, örgü örerim? iddiası emmisinin çok hoşuna gitmiş, onu güldürmüştü.