Çınar, iri yarı, gür sesli, tam bir çınardı. Ona herkes, Çînar? dediği için, bunu Çağrı, onun lakabı zannediyordu ve ?lakabın? yanına amca-dede gibi hiçbir başka sıfat eklemeden o da öyle söylüyordu. Ayrıca, Çînar'ın, aslında, çınar? anlamına geldiğini de bilmiyor, onu, anlamını bilmediği bir lakap zannediyordu.
Çınar, seksenli yaşlarına gelmiş, kanser tedavisi görüyordu. Tedavi gördüğü günlerde, ona, oğlu Terzi Saygın'ın dükkânında rastladı. Dükkânda 5-6 kişi vardı. Elini öptükten sonra, sordu:
- Nasılsın? İyi misin?
Çınar, bi küfür savurdu ve gürledi:
- Heç böyle eyi mi olunur? ?
Oradaki herkes makaraları koyuverdi.
Çınar, bisüre sonra öldü. Çağrı ancak Çınar öldükten sonra, Çınar'ın, onun soyadı olduğunu öğrendi. Çınar'ın bir adı olacağını da hiç düşünemiyordu. Meğer bir adı da varmış: Bir torununa da verilen adı, Gündüzalp.