İNSANLIĞIN KURTULUŞ MANİFESTOSU...7...

Özgür DENİZ - 06.02.2026

Hisset ve anla! Şifre bu. Bu şifreyle çok büyük sorunlarınızı da, maruz kalıp mahkum olduğunuz durumlarınızı da, özel durumlarınızı da çözüme kavuşturabilirsiniz, hem de kesin ve net bir çözüme. Her şey spontane çözüme kavuşur yani, çok fazla çırpınıp çabalamanıza lüzum kalmaz. Eylemlerinizle cevabınızı verir, karşıyı mal edersiniz. Teferruata inelim ve sarahaten izah edelim; hisseder ve anlarsanız; eğer aldatılıyorsanız ama bunun farkında değilseniz, aldatıldığınızın ve nasıl aldatıldığınızın farkına varırsınız ve ömür boyu hiçbir kimse sizi bir daha aldatamaz. Eğer tehdit ediliyorsanız, nasıl, neyle, ne şekilde tehdit edildiğinizin ve o tehditlerle perde arkasında nelerin kotarıldığının farkına varırsınız ve bir daha hiçbir tehditten korkmazsınız. Zevahirde güya size şirinlik yapılıyorsa, size şirinlik yapıyormuş gibi gözüküp arka perde de aslında ne yapılmak istendiğinin ve istenilen şeyi yapanın nasıl karaktersiz biri olduğunun farkına varırsınız ve bir daha bu tür tiksindirici durumları umarsamazsınz. Her şeyden önemlisi; insan mısınız, insan değil misiniz, insansanız nasıl yaşamanız gerekir, insan değilseniz nasıl yaşarsınız, yaşadıklarınızın insanca yaşamakla bir ilgisi var mı, böylesi bir yaşama mahkum ediliyorsanız insan olarak görülmüyor olabilir misiniz? İşte bu sarsıcı soruları sorar, derin sorgulamalar yapar, gerçek cevabı bulur ve çok şeyin fevkine varır ve artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağına karar verir ve nihayet ona göre tavır alırsınız, yaşamınızı kökten değiştirebilirsiniz yahut her şey olması gerektiği gibiyse aynı şekilde devam edersiniz. İkisi de sizin için muazzamdır. Son tahlilde; siz kazanırsınız!

 

Geçelim!

 

Kendi ellerimizle ölçüp biçip tartıyoruz, kendi ellerimizle her şeyi yapıyoruz yani her şeyi bozup berbat ediyoruz ama aynı zamanda, her şey, biz nasıl istiyorsak öyle olsun istiyoruz. Kötülük ekiyoruz, iyilik biçmek istiyoruz. Aldatıyoruz sadakat bekliyoruz. Kıskanıyoruz, iftira atıyoruz, gammazlıyoruz ama yine de sevilelim istiyoruz. Yanlış yapıyoruz ama yanlışımız yüzümüze vurulsun istemiyoruz. İsabetsiz kararlar alıyoruz, tercihler yapıyoruz ama isabetli neticeler bekliyoruz. Birinin hakkını yiyoruz ama hakkını helal etmesini istiyoruz. İyilik yapabilecekken bitevi kötülük yapıyoruz ama güçten, kuvvetten düşünce yahut bulunduğumuz yeri terketme zamanı gelince hakkınızı helal edin diyoruz. Duvara balyozla en sert darbeleri indiriyoruz ama diyoruz ki, Tanrı’m duvarımızı dayanıklı kıl. Her türlü pisliği yapıyoruz, ya da yapılan pisliklere müzahir oluyoruz, yahut pislik yapanları baş üstünde tutuyoruz, hatta temiz olandan nefret ediyoruz ama dünya niye bu kadar pislik bir yer oldu diye soruyoruz. Gerçekten bu nasıl bir akıldır, bu nasıl bir karakterdir, bu nasıl bir ahlak ve şereftir? Ya da burada bir akıl, karakter, ahlak ve şeref var mıdır? Yav kardeşim, göz göre göre yapılan kötülüğe övgü düzüyoruz. Kendi ellerimizle her şeyi bozuyoruz. Biz, bile isteye kötülük yapan, göz göre göre o kötülüğe müzahir olan, kendi ellerimizle iyi olanı yok eden müptezel ve pespaye yaratıklarız. Yemin ediyorum böyleyiz. Cahiliz, çok cahiliz. Kızdınız mı? Kızın, kudurun, nefret edin. Gerçeği değiştirdiniz mi, değiştirebilir misiniz? Aşağılık yaratıklarız. Bir olay meydana geliyor hemen çözümü Tanrı da arıyoruz ve el açıp yalvarıyoruz Tanrı’ya ama bir kez bile dönüp kendimize bakma ihtiyacı hissetmiyoruz, sanki suçlu Tanrı’ymış gibi ya da inanışınıza göre nasıl düşünüyorsanız öyle düşünebilirsiniz, üstelik başımıza ne gelirse kendi ellerimizle yaptıklarımız yüzünden geldiğini bildiğimiz halde (((ki, biliyor muyuz acaba gerçekten ya da bilmiyoruz da biliyormuşuz gibi mi davranıyoruz yani kendi kendimizi mi kandırıyoruz yahut gerçekten biliyoruz da bildiğimiz halde bilmiyormuşuz gibi mi davranıyoruz, biliyor ama yapmak işine gelmiyor desinler diye?))) Keza, Tanrı sanki dünya diye, bilim diye bir şeyi var etmemiş gibi hemen münhasıran maneviyata kaçıyoruz ama samimiyetsiz bir halet-i ruhiye içinde. Çünkü şu anki inanışımızla ve inanışımızı gösterişimizle gerçekten sekteriz hem de ekstra bir sekterlik bu. Tüm taraflarımızla sekteriz. Herkes kendi dünyasında kendi inancının, ideolojisinin, kimliğinin yobazı maalesef. Fakat bir kez olsun şöyle kendimizle baş başa kalıp; bundan sonra büyük insanlığın yasalarına uyacağıma, adaletten ve ahlaktan ayrılmayacağıma, emrolunduğum gibi dosdoğru olacağıma, insanlara zulmetmeyeceğime, kimsenin inancına yahut ideolojisine karışmayacağıma, riyakâr olmayacağıma, yasaları herkese eşit olarak tatbik edeceğime, insanları aldatmayacağıma, namussuz ve şerefsiz olmayacağıma, kul hakkı yemeyeceğime, müsrif ve müfteri olmayacağıma, hiçbir kismeyi kendi kulum ve kölem gibi görmeyeceğime, toplumun ortak mülküne el uzatmayacağıma ve el uzatanların ellerini kıracağıma, şöyle böyle yapıyorum diyerek el uzattıklarımı temizleyeceğimi sanmayacağıma, hakikat aleyhime de olsa hakikati ortaya koymaktan imtina etmeyeceğime, putlar edinmeyeceğime ve edindiğim putlara kimseyi tapmaya zorlamayacağıma, hakikati ortaya koyanlara hayatı zehir etmeyeceğime, kimsenin özel hayatına karşıp özgürlüğüne darbe vurmayacağıma and içerim diyemiyoruz, gerek büyük insanlığın derin vicdanı önünde gerekse büyük kitabı ellerimize alıp üzerine basarak. Buyurun söyleyin diyebiliyor muyuz? Diyemiyoruz. Diyemeyiz de, çünkü insan değiliz, bunu yapabilmek için önce insan olabilmek ya da insanlık yoluna girebilmek önkoşuldur, ne altına düşmek ne de üstüne çıkmak gibi bir hataya düşmeyip tam insanlık çizgisinin üstünde durmak ve öylece yürümek gerekir. Sahtekârca hareket ediyoruz, güya Tanrı’yı kandıracağız ya da büyük insanlığın ortak vicdanını teskin edeceğiz. Ama öylesi bir yaşamdan böylesi bir netice çıkmaz ve badema da çıkmayacak. Önce insan olacağız insan. Sonra da gereken ne ise onu yapacağız, ondan sonrada gelene sabredeceğiz ve çarelerini bulup uygulayacağız. Ne bilimi inkâr edebiliriz ne de ortak vicdanı yok sayabiliriz. Ne beriyi görmezden gelebiliriz ne de öteyi umursamazlık edebiliriz, ne dünyayı yok sayabiliriz ne de ahireti unutabiliriz. Bilimi ve vicdanı ıskalayarak varolabileceğimizi mi sanıyoruz? Din dediğiniz, insanı ilgilendiren ve insanın manevi yaralarını saran bir olgudur, insanı uyandırması gereken bir olgudur uyutan değil, onu da namusluca kullanırsak yani afyon niyetiyle kullanmazsak, ki maalesef şu an din afyondan başka hiçbir şeydir, zira dini öyle bir tahrif ve tahrip ettik ki din artık din değildir ama bilim dediğimiz şey yaşadığımız dünyayla birlikte tüm madde alemini ilgilendiren bir şeydir. (((Tam da burada büyük üstat şehit doktor Ali Şeriati’nin ‘’DİNE KARŞI DİN’’ kitabını şiddetle öneririm naçizane hatta ve hatta ‘’İNSAN’’ ve ‘’İNSANIN DÖRT ZİNDANI’’ kitaplarını da.))) Zaten insanı tanımayanın yapabileceği hiçbir şey yoktur. Gerçi yaşadığımız dünyada bilimi de artık uyuşturma aracı olarak istimal ediyoruz. Yani bilimde afyondan başka hiçbir şeydir. Zira tüm taraflarıyla topyekün düşük bir insanlıkla karşı karşıyayız. Tedavi olmadan iyileşebileceğimizi mi düşünüyoruz? Biz hastayız ve hasta olduğumuzu bileceğiz, yüreğimizi acıtsa da, beynimizi zonklatsa da bileceğiz bunu. Çünkü biz gerçekten hastayız. Bilakis, hasta olduğumuzu kabul etmeden, hiçbir zaman iyileşme imkânı bulamayacağız. Öyle ya, hastalığını kabul edip, tedaviye yanaşmayan nasıl iyileşebilir ki? Madden ve manen iflasın eşiğindeyiz ve bir an önce kendimize dönüp, hakikate yönelip, tedavinin yollarını aramalıyız. Kendimizden kaçıp, başkalarını kötülemekle bir arpa boyu yol alamayız. Bu şekilde benim oğlum bina okur, döner döner yine okur sözünün karşılığı olmuş oluruz yapıp ettiklerimizle, başka da bir şey değil. Suçluyuz, kabul edeceğiz ve gereken neyse yapacağız arınmak ve kurtulmayı hak etmek için! Bilakis, ya helak olacağız ya da yeniden kutsal rolle taltif ve onore edileceğiz.

Tarih: 06.02.2026 Okunma: 10

YORUMLAR

Yorumunuzu ekleyin.

İsim: *

E-posta Adresiniz: *

* (E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.)

Yorum: *

Güvenlik Sorusu:
Türkiye'nin başkenti neresidir?