Hisset ve anla! Şifre bu. Bu şifreyle çok büyük sorunlarınızı
da, maruz kalıp mahkum olduğunuz durumlarınızı da, özel durumlarınızı da çözüme
kavuşturabilirsiniz, hem de kesin ve net bir çözüme. Her şey spontane çözüme
kavuşur yani, çok fazla çırpınıp çabalamanıza lüzum kalmaz. Eylemlerinizle cevabınızı
verir, karşıyı mal edersiniz. Teferruata inelim ve sarahaten izah edelim; hisseder ve
anlarsanız; eğer aldatılıyorsanız ama bunun farkında değilseniz, aldatıldığınızın
ve nasıl aldatıldığınızın farkına varırsınız ve ömür boyu hiçbir kimse sizi bir
daha aldatamaz. Eğer tehdit ediliyorsanız, nasıl, neyle, ne şekilde tehdit
edildiğinizin ve o tehditlerle perde arkasında nelerin kotarıldığının farkına
varırsınız ve bir daha hiçbir tehditten korkmazsınız. Zevahirde güya size
şirinlik yapılıyorsa, size şirinlik yapıyormuş gibi gözüküp arka perde de
aslında ne yapılmak istendiğinin ve istenilen şeyi yapanın nasıl karaktersiz
biri olduğunun farkına varırsınız ve bir daha bu tür tiksindirici durumları
umarsamazsınz. Her
şeyden önemlisi; insan mısınız, insan değil misiniz, insansanız
nasıl yaşamanız gerekir, insan değilseniz nasıl yaşarsınız, yaşadıklarınızın
insanca yaşamakla bir ilgisi var mı, böylesi bir yaşama mahkum ediliyorsanız
insan olarak görülmüyor olabilir misiniz? İşte bu sarsıcı soruları sorar, derin
sorgulamalar yapar, gerçek cevabı bulur ve çok şeyin fevkine varır ve artık
hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağına karar verir ve nihayet ona göre tavır
alırsınız, yaşamınızı kökten değiştirebilirsiniz yahut her şey olması gerektiği
gibiyse aynı şekilde devam edersiniz. İkisi de sizin için muazzamdır. Son tahlilde; siz
kazanırsınız!
Geçelim!
Kendi ellerimizle ölçüp biçip
tartıyoruz, kendi ellerimizle her şeyi yapıyoruz yani her şeyi bozup berbat
ediyoruz ama aynı zamanda, her şey, biz nasıl istiyorsak öyle olsun istiyoruz. Kötülük
ekiyoruz, iyilik biçmek istiyoruz. Aldatıyoruz sadakat bekliyoruz. Kıskanıyoruz,
iftira atıyoruz, gammazlıyoruz ama yine de sevilelim istiyoruz. Yanlış yapıyoruz
ama yanlışımız yüzümüze vurulsun istemiyoruz. İsabetsiz kararlar alıyoruz,
tercihler yapıyoruz ama isabetli neticeler bekliyoruz. Birinin hakkını yiyoruz
ama hakkını helal etmesini istiyoruz. İyilik yapabilecekken bitevi kötülük
yapıyoruz ama güçten, kuvvetten düşünce yahut bulunduğumuz yeri terketme zamanı
gelince hakkınızı helal edin diyoruz. Duvara balyozla en sert darbeleri
indiriyoruz ama diyoruz ki, Tanrı’m duvarımızı dayanıklı kıl. Her türlü pisliği
yapıyoruz, ya da yapılan pisliklere müzahir oluyoruz, yahut pislik yapanları
baş üstünde tutuyoruz, hatta temiz olandan nefret ediyoruz ama dünya niye bu
kadar pislik bir yer oldu diye soruyoruz. Gerçekten bu nasıl bir akıldır, bu
nasıl bir karakterdir, bu nasıl bir ahlak ve şereftir? Ya da burada bir akıl,
karakter, ahlak ve şeref var mıdır? Yav kardeşim, göz göre göre yapılan kötülüğe
övgü düzüyoruz. Kendi ellerimizle her şeyi bozuyoruz. Biz, bile isteye kötülük
yapan, göz göre göre o kötülüğe müzahir olan, kendi ellerimizle iyi olanı yok
eden müptezel ve pespaye yaratıklarız. Yemin ediyorum böyleyiz. Cahiliz, çok
cahiliz. Kızdınız mı? Kızın, kudurun, nefret edin. Gerçeği değiştirdiniz mi, değiştirebilir
misiniz? Aşağılık yaratıklarız. Bir olay meydana geliyor hemen çözümü Tanrı da
arıyoruz ve el açıp yalvarıyoruz Tanrı’ya ama bir kez bile dönüp kendimize
bakma ihtiyacı hissetmiyoruz, sanki suçlu Tanrı’ymış gibi ya da inanışınıza
göre nasıl düşünüyorsanız öyle düşünebilirsiniz, üstelik başımıza ne gelirse
kendi ellerimizle yaptıklarımız yüzünden geldiğini bildiğimiz halde (((ki, biliyor
muyuz acaba gerçekten ya da bilmiyoruz da biliyormuşuz gibi mi davranıyoruz
yani kendi kendimizi mi kandırıyoruz yahut gerçekten biliyoruz da bildiğimiz
halde bilmiyormuşuz gibi mi davranıyoruz, biliyor ama yapmak işine gelmiyor
desinler diye?))) Keza, Tanrı sanki dünya diye, bilim diye bir şeyi
var etmemiş gibi hemen münhasıran maneviyata kaçıyoruz ama samimiyetsiz bir
halet-i ruhiye içinde. Çünkü şu anki inanışımızla ve inanışımızı gösterişimizle
gerçekten sekteriz hem de ekstra bir sekterlik bu. Tüm taraflarımızla sekteriz.
Herkes kendi dünyasında kendi inancının, ideolojisinin, kimliğinin yobazı
maalesef. Fakat bir kez olsun şöyle kendimizle baş başa kalıp; bundan sonra
büyük insanlığın yasalarına uyacağıma, adaletten ve ahlaktan ayrılmayacağıma,
emrolunduğum gibi dosdoğru olacağıma, insanlara zulmetmeyeceğime, kimsenin
inancına yahut ideolojisine karışmayacağıma, riyakâr olmayacağıma, yasaları
herkese eşit olarak tatbik edeceğime, insanları aldatmayacağıma, namussuz ve
şerefsiz olmayacağıma, kul hakkı yemeyeceğime, müsrif ve müfteri olmayacağıma, hiçbir
kismeyi kendi kulum ve kölem gibi görmeyeceğime, toplumun ortak mülküne el
uzatmayacağıma ve el uzatanların ellerini kıracağıma, şöyle böyle yapıyorum
diyerek el uzattıklarımı temizleyeceğimi sanmayacağıma, hakikat aleyhime de
olsa hakikati ortaya koymaktan imtina etmeyeceğime, putlar edinmeyeceğime ve
edindiğim putlara kimseyi tapmaya zorlamayacağıma, hakikati ortaya koyanlara
hayatı zehir etmeyeceğime, kimsenin özel hayatına karşıp özgürlüğüne darbe
vurmayacağıma and içerim diyemiyoruz, gerek büyük insanlığın derin vicdanı
önünde gerekse büyük kitabı ellerimize alıp üzerine basarak. Buyurun söyleyin
diyebiliyor muyuz? Diyemiyoruz. Diyemeyiz de, çünkü insan değiliz, bunu
yapabilmek için önce insan olabilmek ya da insanlık yoluna girebilmek
önkoşuldur, ne altına düşmek ne de üstüne çıkmak gibi bir hataya düşmeyip tam
insanlık çizgisinin üstünde durmak ve öylece yürümek gerekir. Sahtekârca
hareket ediyoruz, güya Tanrı’yı kandıracağız ya da büyük insanlığın ortak
vicdanını teskin edeceğiz. Ama öylesi bir yaşamdan böylesi bir netice çıkmaz ve
badema da çıkmayacak. Önce insan olacağız insan. Sonra da gereken ne ise onu
yapacağız, ondan sonrada gelene sabredeceğiz ve çarelerini bulup uygulayacağız.
Ne bilimi inkâr edebiliriz ne de ortak vicdanı yok sayabiliriz. Ne beriyi
görmezden gelebiliriz ne de öteyi umursamazlık edebiliriz, ne dünyayı yok
sayabiliriz ne de ahireti unutabiliriz. Bilimi ve vicdanı ıskalayarak
varolabileceğimizi mi sanıyoruz? Din dediğiniz, insanı ilgilendiren ve insanın
manevi yaralarını saran bir olgudur, insanı uyandırması gereken bir olgudur
uyutan değil, onu da namusluca kullanırsak yani afyon niyetiyle kullanmazsak,
ki maalesef şu an din afyondan başka hiçbir şeydir, zira dini öyle bir tahrif
ve tahrip ettik ki din artık din değildir ama bilim dediğimiz şey yaşadığımız
dünyayla birlikte tüm madde alemini ilgilendiren bir şeydir. (((Tam da burada
büyük üstat şehit doktor Ali Şeriati’nin ‘’DİNE KARŞI DİN’’ kitabını şiddetle
öneririm naçizane hatta ve hatta ‘’İNSAN’’ ve ‘’İNSANIN DÖRT ZİNDANI’’
kitaplarını da.))) Zaten insanı tanımayanın yapabileceği hiçbir şey
yoktur. Gerçi yaşadığımız dünyada bilimi de artık uyuşturma aracı olarak
istimal ediyoruz. Yani bilimde afyondan başka hiçbir şeydir. Zira tüm
taraflarıyla topyekün düşük bir insanlıkla karşı karşıyayız. Tedavi olmadan
iyileşebileceğimizi mi düşünüyoruz? Biz hastayız ve hasta olduğumuzu bileceğiz,
yüreğimizi acıtsa da, beynimizi zonklatsa da bileceğiz bunu. Çünkü biz
gerçekten hastayız. Bilakis, hasta olduğumuzu kabul etmeden, hiçbir zaman
iyileşme imkânı bulamayacağız. Öyle ya, hastalığını kabul edip, tedaviye
yanaşmayan nasıl iyileşebilir ki? Madden ve manen iflasın eşiğindeyiz ve bir an
önce kendimize dönüp, hakikate yönelip, tedavinin yollarını aramalıyız.
Kendimizden kaçıp, başkalarını kötülemekle bir arpa boyu yol alamayız. Bu
şekilde benim oğlum
bina okur, döner döner yine okur sözünün karşılığı olmuş oluruz
yapıp ettiklerimizle, başka da bir şey değil. Suçluyuz, kabul edeceğiz ve gereken neyse
yapacağız arınmak ve kurtulmayı hak etmek için! Bilakis, ya helak
olacağız ya da yeniden kutsal rolle taltif ve onore edileceğiz.