Yekpare insanlık bir konseyin
inhisarındadır ve bir camın ardından müşahede altında tutulmaktadır. Dünya
denilen yer devasa bir hapishane ve hastanedir haddizatında ve insanlık zincirlenmiş
hasta tutsaklardır. Filhakika her şey tekleştirilmiştir ama insanlığa
farklıymış gibi sunulmakta ve insanlığın aldanışının sürgit olması sağlanmaktadır
bu şekilde. Yaşadığımız çağda muhtelif insan kütleleri ve bunların da muayyen
bir normları ve formları bulunmamaktadır artık, münhasıran varmış gibi bir
izlenim yaratılmaktadır. Bu da uyumaya devam içindir. Her şey bir illüzyondan
ibarettir. İnsan ve insanlık gerçekten hastadır ve tutsaktır. Sizi gören ama
sizin görmediğiniz bir konseydir bu. Tabi konseyin bizatihi egemenleri değil,
onların tayin ettikleri piyonları tavassutu ile bu işler yapılır, kotarılır.
İnsanlığın hayatına etkide bulunan muhtelif toplumsal organlar yani görsel ve
yazılı medya, sanal dünya, eğlence, finans, spor, sanat, politika, bürokrasi
vb. her şey bunların inhisarındadır. Bu konsey cahil egemenlerin inhisarındadır
ve bitevi cehalet üretmektedirler ve ürettikleri cehaleti de fasılasız
beslemektedirler. Besledikleri cehalet dönüşümlü olarak bunları beslemektedir.
Bunlar bitevi palazlanmakta, insanlıkta tedricen ölmektedir. İnsanlık gerçeğin
cahilidir, yemin ederim gerçeğin zerresini bile bilmemektedir, zira hislerini
kaybetmiştir, hislerini kaybedenin anlayabileceği hiçbir şey yoktur.
Binaenaleyh, yalanların karanlığında yalan bir hayat yaşamaktadır, yaşadığını
hayat sanmaktadır, çok feci şekilde aldanmaktadır. Artık para tanrısının
kulları olan insanlık münhasıran para kazanmaya odaklıdır ve onu nasıl
kazandığı değildir mühim olan, kazanmasıdır sadece, yeterki kazansın ve para
kasasına dolsun ama nasıl dolarsa dolsun. Bunlar insanlığın önüne ne koyarlarsa
insanlık onu yer. Şeytani işlerini öyle bir kılıfa sokarlar ki, insanlık şüphe
etmeden tolere eder, çünkü kendi yararına olduğunu sanır önüne konan her şeyin.
Herkesin uyuduğu bir dünyadır burası. Şüphenin, düşünmenin, sorunun, sorgunun,
hissin ve anlayışın öldürüldüğü bir dünya. Burası dünya yani! Piramidin en
tepesine çökmüş olan konsey, dünyadaki her şeyi tayin eden, insanlığın kaderini
çizen bir konseydir. Tabi cahil insanlık buna müsaade ettiği için böyledir bu. Terör
örgütleri vb. legal ya da illegal tüm örgütler bunların kölesidirler. Basına egemen
olanlar bunların kölesidirler. Politikacılar ve bürokratlar bunların kölesidirler.
Sanatçılar bunların kölesidirler. Yönetenleri yani halklara çoban olacak olanları
bunlar intihap eylerler ve insanlığın önüne koyarlar. Binaenaleyh insanlığın
intibahı muhal ender muhaldir. Hakikatte mümkündür ama zevahire göre muhaldir. Yoksulluğu
bunlar yönetirler, açılığın düzeyini bunlar tayin ederler. Sefaletin
felsefesini üretirler, acının şarkısını yazarlar, kötülüğün edebiyatını
yaparlar, korkunun resmini çizerler. Her şeyi bildiğini sanan, bildiklerinin
doğru olduğunu düşünen insanlık nasıl uyanacak? Uyanması kabil midir bu
şekilde? Ne yapacaktır, nasıl yapacaktır, ne yapacağını ve yapacağını nasıl
yapacağını nasıl anlayacaktır? Evet, bilginin, bilincin, aklın hiçbir işe
yaramadığı bir çağı yaşıyoruz. Peki bilmeden, bilinç olmadan, anlamadan
kurtuluşun yolunu bulmak kabil olabilir mi? Bizim ise en derin, en keskin, en
sert, apaçık tüm gerçekleri sarahaten izah ve izhar etmemiz maalesef kabil-i
mümkün değildir ve böylesi bir şeyi özleyen, bekleyen, arzulayan bir insanlıkta
yoktur karşımızda. Bu gerçeklere küçücük bir dokunuşta bile bulunsanız, güya
hayatı boyunca gerçeğin peşinde olduğunu söyleyenler tarafından yok edilirsiniz
ilk evvelinde. Hülasa; bigünahız, suçsuzuz olan bitenler muvacehesinde!
Geçelim!
Bir gerçeği görmezden
gelebilirsiniz. Bu bir tercihtir. Ama görmezden geldiğiniz gerçeğin sonuçlarını
görmezden gelemezsiniz. Bu ise bir tercih değildir, çünkü sonucu yaşarsınız
yani bedelini acı bir şekilde ödemek zorunda kalırsınız.
Geçelim!
Kurtulmak için uyanmak gerekir.
Uyanmak için gerçeğin üzerindeki birikmiş toza üfürmek gerekir. Gerçekle,
cehaletini öldürmen gerekir. Gerçekle, ölmüş merhametini diriltmen gerekir. İnsanca
yaşamak istiyorsan bunu yaparsın. Cehaletini öldürmen de, merhameti diriltmen
de senin yararına olacak yani. Boş boş konuşmana gerek yok, sadece yapman gerekeni
yap. Evet, sadece yap, yapman gereken şeyi. Boş konuşmakla zamanı öldürme. Yapmak
istemiyorsan, hadi işine bak. İnsanlığı merhamet kurtaracak; ya bunu bileceksin
ve merhameti kuşanacaksın ya da kulağının üstüne yatıp vahşi bir hayvan gibi
yaşamaya devam edeceksin ve hayatta kalmak uğruna mütemadiyen insanlığını
çiğneyip, ezip geçmek zorunda kalacaksın. Zira, sana bırakılmış başka bir
tercih yok. Aptalın ise merhameti olmaz, illa ki bilgiyi de kuşanman iktiza
eder merhametli olabilmen için yani cehaleti yok etmedikçe merhameti de var
edemezsin. Merhameti var etmedikçe insanlığı ayakta tutamazsın. Zaten
bilgi-bilinç olmadıkça ne olabilir ki?
Geçelim!
Masallara karnım tok, hakikat alır
mısınız? Evet, hayat boyu masal dinledik ve hakikati kenarda bıraktık, şimdi
hakikat zamanı. Hakikat güneşi ile buzdan yalanları eritme zamanı. Söylemler
kulaklarımı sağır etti, gözlerim eylem görmek ister. Eylemi illa sizi
söyletenler mi yapacaklar? Sizi sadece konuşturuyorlar ama yapanlar daima
başkaları oluyorlar, bu yüzden onlar yönetiyorlar siz yönetiliyorsunuz. Onlar
eziyorlar siz eziliyorsunuz. Onlar aldatıyorlar siz aldanıyorsunuz. Onlar
yapıyorlar siz bakıyorsunuz. Onlar yaşıyorlar siz ölüyorsunuz. Sadece söylemde
kalan şeylerden tiksiniyorum. Söylerim ama yapmam velakin yapılmasını da
isterim, yapılmazsa da bir şey demem gibi müptezelce bir düşünceyle yaşıyoruz. Bildiğim
şeylerinizle gelmeyin, insanlığınızla gelin, bana insanlıktan başka hiçbir şey
lazım değil ama hiçbir şey. İnsanlığınız varsa alırım, bilakis toz kaldırmayın.
Bilmediğiniz bir şeydir belki insanlık ama bir deneyin bakalım, belki
becerebilirsiniz, içinizde bir yerlerde henüz ölmemiş olan bir kırıntısı vardır
belki insanlığın. O kırtıntıya da eyvallah olsun.
Geçelim!
Bir çağ düşünün ki, herkes rezil
oluyor ama kimse hicap duymuyor. Hicap kaybolmuş, arsızlık geçer akçe olmuş. Merhamet
zaten ölmüş ve gömülüp üzerine beton dökülmüş. Ahlak dersen, yerlerde sürünüyor.
Üç kuruşa namustan, şereften taviz verir olmuşuz. Merhamet ölmüşse adaletin
yaşayamayacağı zaten aşikar. Laf salatasına ihtiyacım yok, gördüğüm,
hissettiğim, anladığım saf gerçeklerdir bunlar. Cehaletin ve vahşetin en koyu
haliyle hüküm sürdüğü bir çağı yaşıyoruz dünya ölçeğinde ve yaşamın her
boyutunda. Bilgi yok, bilinç yok, şuur yok, his yok, anlamak diye bir şey zaten
yok. Bildiğimizi zannediyoruz sadece. Daha çok anlayacağımıza daha çok inanmayı
tercih ediyoruz. Bir mesleğimiz var ya, artık her şeyi biliyoruzdur. Ki,
gerçekten de öyle, hatta servetimiz var diye her şeyi bir bilen oluyoruz. Şöyle
piyasaya bakın, daha kendini bilmeyen tipler her şeyi biliyorlar. Ama hadi
buyur konuş dediniz mi, saçma sapan, abuk sabuk konuşmaya başlıyorlar, fikir
dersen hak getire. Boşlukta yüzüyorlar, oradan boş boş üfürmeyi marifet
sanıyorlar. Yani hiçbir halt bilmiyorlar. Niye? Çünkü bir meslek sahibiler,
meslekleri var diye her şeyi bileceklerini sanıyorlar ve ayrıca kasaları dolu.
Oysa zır cahiller ama haberleri yok. Öyle ya, meslek sahibisin diye mesleğin
dışındaki dünyayı da bileceksin, masivaya ve maveraya dair bir fikrin olacak
diye bir kaide yok, elbetteki olabilir ve olmalıdır da ama böyle olduğun için
olacaktır diye bir şey yok, kompradorsun diye her şeyi senin bilmen gerekir
diye bir kanun yok. Hadi meslek sahibini bir yere kadar anlarım da sana noluyor
aşağılık komprador? Servet sahibisin diye konuşuyorsun ve dinliyorlar, bir şey
bildiğini san diye, yoksa malın önde gideni sensin ve seni dinleyenlerde bunu
biliyorlar. Gerçi her dinleyen de nereden bilsin, bilse niye dinlesin. Dilimiz
var ama konuşma yetimizi kaybettiğimiz zamanı hatırlamıyoruz. İyilik saflık,
dürüstlük aptallık, hicap duymak alıklık, suç işlemek erdem sayılır olmuş.
Yalan hakikat olarak görülüyor, karakter menfaate kurban veriliyor. Yüzsüzlük özgüvenli
olmanın yerini almış. Ağzına geleni kusmak dobralık sayılmış. Böylece kan emici
kompradorların insafına kalmış bu dünya. Çünkü kendilerine göre bir insanlık bulmuşlar
karşılarında, belki de kendilerinden daha cahil ve vahşi bir sürü. Nihayet
yekpare insanlığın üzerinde ezici bir egemenlik tesis etmişler ve bozdukça
bozuyorlar, zira bozmadan tesir altında bırakıp kendilerini onaylatamazlar,
dolayısıyla egemenliklerini sürdüremezler. Kan emici kompradorlar tarafından
yönetilen bu dünyada insanların varlıklarının özüne dair bir uyanışa
yeltenmeleri egemen güçlerin hiçbir şartta ve koşulda işlerine gelmediği için insanlığı
hasta etmeyi, suçlu yapmayı, insanların psikolojisini tahrip etmeyi, insanları yapaylığa
maruz bırakmayı başarmışlar. Binaenaleyh, hastayı hastaneye, suçluyu
hapishaneye, toplumla uyumsuzu tımarhaneye, insanları daha çocukluktan yapaylığa
mahkum etmişler. Bunu başarmak egemen güçlerin işlerini kolaylaştırmış. Amma
velakin gerçekte hastane sağlıklı olanı hasta etmiş, zira insanları ilaç
bağımlısı yapmış; hapishane suçsuzları suçlu yapmış, zira hapishaneye hiçbir
zaman gerçek suçlular girmemiş, giren suçsuzlar da suçlu olup çıkmak zorunda
kalmışlar; toplumla hatta filhakika toplumla değil egemen güçlerle uyumsuz
olanı gerçekten delirtmiş ve yalnızlığa mahkum etmiş yani toplumla irtibatını
kesmiş; yapay, sanal ve sorunlu eğitim çocukların fevkaladeliklerini ve
harikuladeliklerini budamış. Nihayet insanlık çökmüş, çürümüş, kokmuş ve şimdi
zehrini bırakıyor tüm ruy-i zemine.
Geçelim!