İNSANLIĞIN KURTULUŞ MANİFESTOSU...1...

Özgür DENİZ - 29.01.2026

Yekpare insanlık bir konseyin inhisarındadır ve bir camın ardından müşahede altında tutulmaktadır. Dünya denilen yer devasa bir hapishane ve hastanedir haddizatında ve insanlık zincirlenmiş hasta tutsaklardır. Filhakika her şey tekleştirilmiştir ama insanlığa farklıymış gibi sunulmakta ve insanlığın aldanışının sürgit olması sağlanmaktadır bu şekilde. Yaşadığımız çağda muhtelif insan kütleleri ve bunların da muayyen bir normları ve formları bulunmamaktadır artık, münhasıran varmış gibi bir izlenim yaratılmaktadır. Bu da uyumaya devam içindir. Her şey bir illüzyondan ibarettir. İnsan ve insanlık gerçekten hastadır ve tutsaktır. Sizi gören ama sizin görmediğiniz bir konseydir bu. Tabi konseyin bizatihi egemenleri değil, onların tayin ettikleri piyonları tavassutu ile bu işler yapılır, kotarılır. İnsanlığın hayatına etkide bulunan muhtelif toplumsal organlar yani görsel ve yazılı medya, sanal dünya, eğlence, finans, spor, sanat, politika, bürokrasi vb. her şey bunların inhisarındadır. Bu konsey cahil egemenlerin inhisarındadır ve bitevi cehalet üretmektedirler ve ürettikleri cehaleti de fasılasız beslemektedirler. Besledikleri cehalet dönüşümlü olarak bunları beslemektedir. Bunlar bitevi palazlanmakta, insanlıkta tedricen ölmektedir. İnsanlık gerçeğin cahilidir, yemin ederim gerçeğin zerresini bile bilmemektedir, zira hislerini kaybetmiştir, hislerini kaybedenin anlayabileceği hiçbir şey yoktur. Binaenaleyh, yalanların karanlığında yalan bir hayat yaşamaktadır, yaşadığını hayat sanmaktadır, çok feci şekilde aldanmaktadır. Artık para tanrısının kulları olan insanlık münhasıran para kazanmaya odaklıdır ve onu nasıl kazandığı değildir mühim olan, kazanmasıdır sadece, yeterki kazansın ve para kasasına dolsun ama nasıl dolarsa dolsun. Bunlar insanlığın önüne ne koyarlarsa insanlık onu yer. Şeytani işlerini öyle bir kılıfa sokarlar ki, insanlık şüphe etmeden tolere eder, çünkü kendi yararına olduğunu sanır önüne konan her şeyin. Herkesin uyuduğu bir dünyadır burası. Şüphenin, düşünmenin, sorunun, sorgunun, hissin ve anlayışın öldürüldüğü bir dünya. Burası dünya yani! Piramidin en tepesine çökmüş olan konsey, dünyadaki her şeyi tayin eden, insanlığın kaderini çizen bir konseydir. Tabi cahil insanlık buna müsaade ettiği için böyledir bu. Terör örgütleri vb. legal ya da illegal tüm örgütler bunların kölesidirler. Basına egemen olanlar bunların kölesidirler. Politikacılar ve bürokratlar bunların kölesidirler. Sanatçılar bunların kölesidirler. Yönetenleri yani halklara çoban olacak olanları bunlar intihap eylerler ve insanlığın önüne koyarlar. Binaenaleyh insanlığın intibahı muhal ender muhaldir. Hakikatte mümkündür ama zevahire göre muhaldir. Yoksulluğu bunlar yönetirler, açılığın düzeyini bunlar tayin ederler. Sefaletin felsefesini üretirler, acının şarkısını yazarlar, kötülüğün edebiyatını yaparlar, korkunun resmini çizerler. Her şeyi bildiğini sanan, bildiklerinin doğru olduğunu düşünen insanlık nasıl uyanacak? Uyanması kabil midir bu şekilde? Ne yapacaktır, nasıl yapacaktır, ne yapacağını ve yapacağını nasıl yapacağını nasıl anlayacaktır? Evet, bilginin, bilincin, aklın hiçbir işe yaramadığı bir çağı yaşıyoruz. Peki bilmeden, bilinç olmadan, anlamadan kurtuluşun yolunu bulmak kabil olabilir mi? Bizim ise en derin, en keskin, en sert, apaçık tüm gerçekleri sarahaten izah ve izhar etmemiz maalesef kabil-i mümkün değildir ve böylesi bir şeyi özleyen, bekleyen, arzulayan bir insanlıkta yoktur karşımızda. Bu gerçeklere küçücük bir dokunuşta bile bulunsanız, güya hayatı boyunca gerçeğin peşinde olduğunu söyleyenler tarafından yok edilirsiniz ilk evvelinde. Hülasa; bigünahız, suçsuzuz olan bitenler muvacehesinde!

 

Geçelim!

 

Bir gerçeği görmezden gelebilirsiniz. Bu bir tercihtir. Ama görmezden geldiğiniz gerçeğin sonuçlarını görmezden gelemezsiniz. Bu ise bir tercih değildir, çünkü sonucu yaşarsınız yani bedelini acı bir şekilde ödemek zorunda kalırsınız.

 

Geçelim!

 

Kurtulmak için uyanmak gerekir. Uyanmak için gerçeğin üzerindeki birikmiş toza üfürmek gerekir. Gerçekle, cehaletini öldürmen gerekir. Gerçekle, ölmüş merhametini diriltmen gerekir. İnsanca yaşamak istiyorsan bunu yaparsın. Cehaletini öldürmen de, merhameti diriltmen de senin yararına olacak yani. Boş boş konuşmana gerek yok, sadece yapman gerekeni yap. Evet, sadece yap, yapman gereken şeyi. Boş konuşmakla zamanı öldürme. Yapmak istemiyorsan, hadi işine bak. İnsanlığı merhamet kurtaracak; ya bunu bileceksin ve merhameti kuşanacaksın ya da kulağının üstüne yatıp vahşi bir hayvan gibi yaşamaya devam edeceksin ve hayatta kalmak uğruna mütemadiyen insanlığını çiğneyip, ezip geçmek zorunda kalacaksın. Zira, sana bırakılmış başka bir tercih yok. Aptalın ise merhameti olmaz, illa ki bilgiyi de kuşanman iktiza eder merhametli olabilmen için yani cehaleti yok etmedikçe merhameti de var edemezsin. Merhameti var etmedikçe insanlığı ayakta tutamazsın. Zaten bilgi-bilinç olmadıkça ne olabilir ki?

 

Geçelim!

 

Masallara karnım tok, hakikat alır mısınız? Evet, hayat boyu masal dinledik ve hakikati kenarda bıraktık, şimdi hakikat zamanı. Hakikat güneşi ile buzdan yalanları eritme zamanı. Söylemler kulaklarımı sağır etti, gözlerim eylem görmek ister. Eylemi illa sizi söyletenler mi yapacaklar? Sizi sadece konuşturuyorlar ama yapanlar daima başkaları oluyorlar, bu yüzden onlar yönetiyorlar siz yönetiliyorsunuz. Onlar eziyorlar siz eziliyorsunuz. Onlar aldatıyorlar siz aldanıyorsunuz. Onlar yapıyorlar siz bakıyorsunuz. Onlar yaşıyorlar siz ölüyorsunuz. Sadece söylemde kalan şeylerden tiksiniyorum. Söylerim ama yapmam velakin yapılmasını da isterim, yapılmazsa da bir şey demem gibi müptezelce bir düşünceyle yaşıyoruz. Bildiğim şeylerinizle gelmeyin, insanlığınızla gelin, bana insanlıktan başka hiçbir şey lazım değil ama hiçbir şey. İnsanlığınız varsa alırım, bilakis toz kaldırmayın. Bilmediğiniz bir şeydir belki insanlık ama bir deneyin bakalım, belki becerebilirsiniz, içinizde bir yerlerde henüz ölmemiş olan bir kırıntısı vardır belki insanlığın. O kırtıntıya da eyvallah olsun.  

 

Geçelim!

 

Bir çağ düşünün ki, herkes rezil oluyor ama kimse hicap duymuyor. Hicap kaybolmuş, arsızlık geçer akçe olmuş. Merhamet zaten ölmüş ve gömülüp üzerine beton dökülmüş. Ahlak dersen, yerlerde sürünüyor. Üç kuruşa namustan, şereften taviz verir olmuşuz. Merhamet ölmüşse adaletin yaşayamayacağı zaten aşikar. Laf salatasına ihtiyacım yok, gördüğüm, hissettiğim, anladığım saf gerçeklerdir bunlar. Cehaletin ve vahşetin en koyu haliyle hüküm sürdüğü bir çağı yaşıyoruz dünya ölçeğinde ve yaşamın her boyutunda. Bilgi yok, bilinç yok, şuur yok, his yok, anlamak diye bir şey zaten yok. Bildiğimizi zannediyoruz sadece. Daha çok anlayacağımıza daha çok inanmayı tercih ediyoruz. Bir mesleğimiz var ya, artık her şeyi biliyoruzdur. Ki, gerçekten de öyle, hatta servetimiz var diye her şeyi bir bilen oluyoruz. Şöyle piyasaya bakın, daha kendini bilmeyen tipler her şeyi biliyorlar. Ama hadi buyur konuş dediniz mi, saçma sapan, abuk sabuk konuşmaya başlıyorlar, fikir dersen hak getire. Boşlukta yüzüyorlar, oradan boş boş üfürmeyi marifet sanıyorlar. Yani hiçbir halt bilmiyorlar. Niye? Çünkü bir meslek sahibiler, meslekleri var diye her şeyi bileceklerini sanıyorlar ve ayrıca kasaları dolu. Oysa zır cahiller ama haberleri yok. Öyle ya, meslek sahibisin diye mesleğin dışındaki dünyayı da bileceksin, masivaya ve maveraya dair bir fikrin olacak diye bir kaide yok, elbetteki olabilir ve olmalıdır da ama böyle olduğun için olacaktır diye bir şey yok, kompradorsun diye her şeyi senin bilmen gerekir diye bir kanun yok. Hadi meslek sahibini bir yere kadar anlarım da sana noluyor aşağılık komprador? Servet sahibisin diye konuşuyorsun ve dinliyorlar, bir şey bildiğini san diye, yoksa malın önde gideni sensin ve seni dinleyenlerde bunu biliyorlar. Gerçi her dinleyen de nereden bilsin, bilse niye dinlesin. Dilimiz var ama konuşma yetimizi kaybettiğimiz zamanı hatırlamıyoruz. İyilik saflık, dürüstlük aptallık, hicap duymak alıklık, suç işlemek erdem sayılır olmuş. Yalan hakikat olarak görülüyor, karakter menfaate kurban veriliyor. Yüzsüzlük özgüvenli olmanın yerini almış. Ağzına geleni kusmak dobralık sayılmış. Böylece kan emici kompradorların insafına kalmış bu dünya. Çünkü kendilerine göre bir insanlık bulmuşlar karşılarında, belki de kendilerinden daha cahil ve vahşi bir sürü. Nihayet yekpare insanlığın üzerinde ezici bir egemenlik tesis etmişler ve bozdukça bozuyorlar, zira bozmadan tesir altında bırakıp kendilerini onaylatamazlar, dolayısıyla egemenliklerini sürdüremezler. Kan emici kompradorlar tarafından yönetilen bu dünyada insanların varlıklarının özüne dair bir uyanışa yeltenmeleri egemen güçlerin hiçbir şartta ve koşulda işlerine gelmediği için insanlığı hasta etmeyi, suçlu yapmayı, insanların psikolojisini tahrip etmeyi, insanları yapaylığa maruz bırakmayı başarmışlar. Binaenaleyh, hastayı hastaneye, suçluyu hapishaneye, toplumla uyumsuzu tımarhaneye, insanları daha çocukluktan yapaylığa mahkum etmişler. Bunu başarmak egemen güçlerin işlerini kolaylaştırmış. Amma velakin gerçekte hastane sağlıklı olanı hasta etmiş, zira insanları ilaç bağımlısı yapmış; hapishane suçsuzları suçlu yapmış, zira hapishaneye hiçbir zaman gerçek suçlular girmemiş, giren suçsuzlar da suçlu olup çıkmak zorunda kalmışlar; toplumla hatta filhakika toplumla değil egemen güçlerle uyumsuz olanı gerçekten delirtmiş ve yalnızlığa mahkum etmiş yani toplumla irtibatını kesmiş; yapay, sanal ve sorunlu eğitim çocukların fevkaladeliklerini ve harikuladeliklerini budamış. Nihayet insanlık çökmüş, çürümüş, kokmuş ve şimdi zehrini bırakıyor tüm ruy-i zemine.

 

Geçelim!

Tarih: 29.01.2026 Okunma: 25

YORUMLAR

Yorumunuzu ekleyin.

İsim: *

E-posta Adresiniz: *

* (E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.)

Yorum: *

Güvenlik Sorusu:
Türkiye'nin başkenti neresidir?