İNSANLIĞIN KURTULUŞ MANİFESTOSU...2...

Özgür DENİZ - 31.01.2026

Allah diyor ki; ‘’emrolunduğunuz gibi dosdoğru olun.’’ ‘’sadece iman ettik demekle kurtulacağınızı mı sandınız?’’

 

İnsanlık toprağında bunu anlayan var mı gerçekten? Cevap hazırdır kesin; ‘’bir tek sen anlıyorsun de mi?’’ Geri zekalı dangalak burada söylenen bu mu? Sadece bir soru soruluyor. Ha ille de inat ediyorsan, istediğini söyleyeyim; ‘’evet sadece ben anlıyorum.'' Bunu istiyorsun de mi? Çünkü kaçışın ve kurtuluşun buna bağlı. Böyle deyince zımnen anladığını söylemiş oluyorsun. Ama acı gerçeği söyleyeyim mi? Hiçbir halttan anlamıyorsun. İster itham et, ister etme, ister kaç, ister kaçma fark etmez, hiçbir halttan anlamıyorsun. Çünkü bilmekle anlamak asla aynı şey değildir ve anlamak; şeksiz ve şüphesiz, önkoşulsuz olarak eylemi intaç eder. Çok basit bir misal; bunu anlayan, asla ve kata kul hakkı yiyemez, başkasına iftira atamaz, başkasına kötülük yapamaz, başkasına zulmedemez, başkasının emeğini gasp edemez, duyguları ve düşünleri kalplerde ve beyinlerde tutsak kılamaz.

 

Hz. Muhammed diyor ki; ‘’bildiğinle amel et.’’

 

Evet bu yüzden fazla bilmek istemiyoruz de mi? Naçizane fikrimce öyle. Zira bilmenin sorumluluk yükleyeceğini de biliyoruz. Biliyor muyuz acaba? Biz bilmekten korkuyoruz. Hatta en doğru ifadeyle, anlamaktan korkuyoruz. Zaten bilmediğimiz bir şey de yok bu dünyada!!! Ama anladığımız ne var, mesele orası işte. Ki, bildiğinle amel etmen için de bildiğini anlamış olman iktiza eder. Çünkü anlamadığını eyleme dönüştüremezsin. Hatta bildiğini anlamadan önce hissetmen lazım, zira hissetmediğin bir şeyi anlayamazsın.

 

Mevdudi diyor ki; ‘’inançlarınız hakkında istediğiniz kadar konuşun, ister yüksekten ister alçaktan konuşun, gerçeği oluşturan şey eylemlerinizdir. Sadece laf söylemek hiçbir anlam ifade etmez.’’

 

Seyyid Kutup diyor ki; ‘’sonu cennete varacak yolda, boş hayallerin ve sadece lafta kalan kuru sözlerin hiçbir yeri ve kıymeti yoktur.’’

 

Einstein diyor ki; ’’dünya, kötülük yapanlar yüzünden değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli ve kötü bir yerdir.’’

 

Huxley diyor ki; ‘’Elbette ki hayatın gerçek amacı bilgi edinmek değil, eylem yapmaktır.’’

 

Ali Şeriati diyor ki; ‘’aydın insan, bir mirası taşır üzerinde, kutlu bir mirasçıdır o, Peygamber varisi. O sadece söylemez, aynı zamanda eyleyendir de. Ulvi bir misyonun çağlardan çağlara taşıyıcısıdır. İnsanlığın bilincini uyandırmalı, şuurunu ayaklandırmalı, yol göstermelidir insanlığa. İçeride ama önde olmalıdır. Fakat önde olmayı istediği için değil, öyle olması gerektiği için.’’

 

Remzi Oğuz Arık diyor ki; ‘’örnek insan kimdir diye sorsalar, düşünmeden aydın olanlardır derim. Bir ideale adanmış olanlara denir aydın diye. Hariçten hiçbir tesir kendisine müdahil olmadan, milletinin ve insanlığın mukadderatı üzerine mütemadi sorular üreten, o sorular temelinde sorgulamalar yapan ve bulduğu cevapları korkusuza milletine duyuran insandır aydın.’’

 

Muhammed İkbal diyor ki; ‘’yalnız yürüyebilirsin, belki yürümelisin de ama kervandan ayrılmadan. Kervanla birlikte ama önde.’’

 

Cemil Meriç diyor ki; ‘’aydının kafası tektir, onun kendi kafası vardır ve o kendi kafasıyla düşünendir, aydın başka kafalarla düşünemez ve bulduğu hakikatleri hiçbir şeyden imtina etmeden haykırır, halkına duyurur.’’

 

Lenin diyor ki; ‘’aydın, burjuvazinin postalı olamaz, o halkın eli, gözü, kulağıdır.’’

 

Mao diyor ki; ‘’aydın, bir balıktır ve halk dediğimiz, o balığın denizidir.’’

 

Karl Marks diyor ki; ‘’elbette hayvanlıkta bir tercihtir ve tercih ettiğin şeyi olabilirsin yani bir hayvan olabilirsin. Bunun için fazla bir şey yapmana gerek yoktur. İnsanlığın acılarına sırtını dönmen ve kendi postunu önemsemen yeterlidir.’’

 

Geçelim!

 

Bu bir manifestodur ve ölümsüz bir uyarıdır. Saf gerçekleri hayattan süzüp insanlık sofrasına koyan bir manifesto ve çırılçıplak uyarı. İnsanlığın kurtuluş manifestosu ve uyandırıcı uyarıcısı. Bu manifestoyu ve uyarıyı okumadan, bilmeden, hissetmeden, anlamadan, uygulamadan kurtuluş muhal ender muhaldir. Tüm benliğimle yemin ediyorum muhaldir. Böylesi bir manifestoyu bugüne kadar hiçbir kimseden işitmediniz, badema da işitmeyeceksiniz. İlk ve son olarak işitiyorsunuz. Din, dil, milliyet fark etmez, düne, bugüne ve yarına, hülasa; tüm insanlığa asırlık hitaptır bu. Çünkü içinde benlik yoktur, bencillik yoktur, ucuz hesap yoktur, menfaat yoktur. Münhasıran insanlığın kurtuluşu ve iyiliği adınadır tüm çırpınışlar. İnsanın ve insanlığın bugünkü halinin temelinde yatan tüm derin gerçekler burada. İnsanlığın trajikomik hikayesidir bu aynı zamanda. Keşke cennet gibi bir dünyada yaşasaydıkta, cehennemi resmetmek zorunda kalmasaydık. Malayani ile iştigal etmeye, maksadı sarf-ı nazar eylemeye lüzum yok. Komplekse, hasede, fitneye, fesada lüzum yok. Gerçeği mi görmek istiyorsun? İşte burada. Gerçek değil mi diyorsun? Buyur yalanla. Hesapsız, umarsız, pazarlıksız dal düşün deryasına. Her şeyi bildiğini sanma, bilmediklerinin olabileceğini düşün, bilenleri dinleyebil, dinleyebil ki gerçekleri hissedebil, hissedebil ki anlayabil, anlayabil ki derin uykundan uyanıp ayağa kalkabil, ayağa kalkabil ki varlığını hissettirebil. Masallara, martavallara karnımız tok. Ağır bir tecrübenin ürünüdür yazıp söylediklerimiz. Çok detaylı müşahede edilip, çok ince süzgeçten geçirilip, muayyen bir kıvama erdirilip, piştikten sonra huzura sunulmuştur. Dinlerseniz dinlersiniz ve gerekeni yaparsınız, dinlemezseniz tercihinizdir sonucunu yaşarsınız. Keşke böyle olmasaydı da bizde acı gerçekleri dile getirmeye mecbur kalmasaydık. Sonsuz doğallıkla, hesapsız, umarsız, çıkarsız, pazarlıksız olarak ama aynı zamanda derin bir hüzünle yazılmıştır. Çünkü bu ülkenin, bu milletin ve yekpare insanlığın yarınları adına endişe içindeyim. Zaten bir 5 yıl daha müşahede altında tutarım insanlığı, ondan sonra ne hali varsa görsün derim, iyiye doğru gittiğini hissetmezsem. Bilakis, helâkin yakındır ey insan ve insanlık!

 

Geçelim!

 

Evet, biliyorum, gerçek çok tehlikelidir ve sürü insanı, gerçekten, gerçeği haykırandan nefret eder. Zira gerçek, tüm kirli oyunları bozar. Gerçek, yalanı ve aşağılık yalancıyı faş eder. Gerçek, konforu yerle yeksan eder. Gerçek, rahatsız eder. Gerçek, rahat uyutmaz. Gerçek, korkunçtur. Gerçek, malayaniden uzaklaştırır. Gerçek, bazen yaşamdan bile usandırır. Gerçek, yalnızlaştırır. Gerçek, garip bir temkinli olma duygusu zerk eder. Gerçeği bilmek için yürek gerek, cesaret gerek, onur gerek; hesapsız, umarsız, pazarlıksız olmak gerek. Gerçeği tolere edebilmek için vicdan gerek, merhamet gerek. Gerçeği bilmek için, dünyadan vazgeçebilmeyi tetikleyecek bir irade gerek. Gerçeği haykırabilmek için de canından vazgeçebilecek yüce bir cesaret gerek. Filhakika, gerçeği bilmek için, daha doğrusu hissedebilmek ve anlayabilmek ve en önemlisi de eyleme dönüştürebilmek için insan olmak gerek. Gerçeği bilen sürüden kopar, yalnızlaşır, özgürleşir, belki doğal olarak temkinli olabilir ama bu korku değildir. Gerçeği bilmek, bazen ölüme gülümsemektir. Çünkü, gerçeğin ateşi cehennemin ateşinden daha çetindir belki de. Ama diğer yandan da yaşama bir davetiyedir. Birilerinin oyunlarını bozarken, birilerinin yaşamak sevinçlerini diriltir. GERÇEK, BİRGÜN KAPINIZI ÇALAR, ÇALACAK! MUTLAKA ÇALACAK! O sizin kapınızı çalmadan, siz onun kapısından girin. Gerçekten, sonsuza kadar kaçış muhal ender muhaldir. Gerçekten kaçmanın, kurtulmanın tek bir yolu vardır; ÖLÜM! Ya ölürsünüz ve gerçek size dokunmaz ve siz de gerçekle tanışmak zorunda kalmazsınız ya da gerçek size dokunur ve gerçekle tanışırsınız, ölmeden olursunuz. İki tercihimiz var; Ya ol, ya öl! En büyük ve muhakkak gerçekle tanışmadan önce küçük ve muvakkat gerçeklerle tanışmak bizim için iyi olandır.

 

Geçelim!

Tarih: 31.01.2026 Okunma: 9

YORUMLAR

Yorumunuzu ekleyin.

İsim: *

E-posta Adresiniz: *

* (E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.)

Yorum: *

Güvenlik Sorusu:
Türkiye'nin başkenti neresidir?