- Baba yarın sabah yine geleceğiz. Bir isteğin var mı? diye sordular.
Her zamanki gibi:
- Sağlığınız. Sağ olun. Sağ olun, cevabını aldılar ve ertesi gün yine babalarını görme ümidiyle ama ayaklarını sürüye sürüye yoğun bakım biriminden ayrıldılar.
9 Kasım sabahı erkenden uyanıp kahvaltı ettiler. Saat dokuz buçuk-on arasında hastaneye gideceklerdi. Dokuzu biraz geçerken Çağrı'nın telefonu çaldı. Arayan Tuğrul'du:
- Şimdi hastaneden aradılar, her şeye hazırlıklı olun dediler, diye haber verdi.
Çağrı'nın bütün vücudu buz gibi oldu:
- Tuğrul, her şeye hazırlıklıyız ama yine de her yanım buz kesti, dedi.
Haberi, Çiçek ve eniştesi Demir'le paylaştı. İkisinin de başları önlerine düştü. Çiçek'e, hadi, bir an evvel çıkalım.? dedi.
Tam çıkacakları sırada telefonu tekrar çaldı. Arayan yine Tuğrul'du:
- Abi, babamı kaybettik. Başımız sağ olsun. Cenazeyi alıp, Sandıklı'ya gelin. Biz burada bekleyeceğiz, dedi.
- Allah rahmet eylesin, bizlere sabır versin. Tamam, hemen çıkıyoruz.