DEĞİŞMEYEN TEK ŞEY DEĞİŞİM

Lütfiye Kader - 19.02.2023

                DEĞİŞMEYEN TEK ŞEY DEĞİŞİM

      Felsefenin babalarından Platon der ki; İnsan toplumsal hayvandır.     Aristo der ki; İnsan düşünen hayvandır.

      Ben 21.YY.da ikisinin de geçerliliğini kaybettiğine inanıyorum. Çünkü İnsan insan değil, hayvan hayvan değil artık. İnsanın şeytani düşünceleri, hırsları, kibiri ve önüne geçilemeyen güç ve kudrete tapmanın esareti, insanın hem ruhsal hem fiziksel durumlarını değiştirmektedir. Dünya’nın coğrafyalarında da durum giderek olumsuz bir şekilde değişiyor. Değişim sarmalının içinde insanlar hayvanlar ve doğa habire dönüyor, dönüşüyor ve değişiyor. Bu dönüşte hepsinin baskın özellikleri bir makinanın törpüsündeymiş gibi yontuluyor. İnsanın özündeki davranışlar hayvanların vahşiliği, bitkilerin yararlılığı ve verimliliği de değişiyor. Doğa ise; bu değişimlere karşı, etkili gücünü doğa felaketleriyle gösteriyor. İnsanlar vicdanlarını kaybediyorlar ya da vicdanlarının sesini duymuyorlar. İnsanlar tarafından en alt sınıf olarak görülen hayvanlar ise insanların kaybettiği vicdanlarını, koruyarak geliştiriyorlar. Bunu tüm yaşamlarında gösteriyorlar.  Ne acı ve utanç verici bir durum değil mi?                                                                                                                                                                                             

      İnek süt veriyor, koyun yün veriyor, arı bal veriyor, örümcek böcek yiyor, yılan fare yiyor, İpek böceği ipek üretiyor. Birçok bitki şifa veriyor. Bizi besliyor. Ama hiç biri maaş almıyor. Hiç biri bize düşmanca davranmıyor. Hiç birisi yaşam alanlarını yok etmiyor. İstedikleri tek şey sevgi güven ve karınlarının doyması. İnsanın dışında bu kadar vicdansız olan başka bir yaratık var mıdır?

     Bugün sokak hayvanlarının, kümes hayvanlarının hatta vahşi hayvanların bile davranış modelleri değişti. Ormanlar kralı aslan ‘ın sosyal medyada yayınlanan kendisini besleyen, bakan insanla olan dostluğu ve vefa videoları insanı şaşırtıyor. Köpeklerin ve kedilerin aralarındaki muhabbetleri, kuş ile kedinin birbirleriyle sevgi içinde oynaştıklarını görüyoruz. Hatta (baba, anne )diyen kedi ve köpekleri de daha sık görmeye başladık. Avrupa’da bazı aileler çocuklarını evcil hayvanlarla birlikte büyütüyorlar.

     Zaman içinde yapay zekânın hayvanlardan bu konuda çok yararlanacağı öngörüsündeyim. Yani YAPAY ZEK ile uğraşanlar, yarattığı insansı robotları ilk önce; köpek, kedi, kuş ve memeli hayvanlar ile uygulamaya koyabilirler. Yani; insana geçişin bir köprüsü gibi hayvanlardan yararlanılabilir. Çünkü tam bir insan yaratmak mümkün olmayacağına göre, hayvanlar bir geçiş formu gibi kullanılabilir. Düşünebiliyor musunuz? Köpek insan, kedi insan, kuş insan… Söylemesi bile korkunç geliyor insana. Ama yapay zekâ ile çok değişik yaratıklar da yaratılabiliyor. Bugün yaşamayan dinozorları canlandırıyorlar ama gerçeğini yapamıyorlar. İşte gerçeğe yaklaşmanın yolu, ara formlar oluşturulabilir, sonunun kime zarar vereceğini düşünmeden, kim bilir belki de insan soyunun yok olmasına sebep olunabilir.

      Sokaktaki kedi ve köpeklerin beslenmeleri artık doğalarına uygun bir beslenme şekli değildir. Hazır mamaların içine konan katkı maddeleri onların da yavaş yavaş metabolizmalarını değiştirmektedir. Süs köpeklerinin sırtlarına ağır çantalar asarak, onları 2 ayaklı yürüyen insan modellerine benzeterek komiklik yaratmaya çalışanlara insan diyebilir miyiz? Tabi ki beslenmelerindeki menüleri onların uyum sürecine katkısı da çok büyük…

       Artık şehir merkezlerinde kırmızı ışığı bekleyen köpeklere ve kedilere daha çok rastlıyoruz. Hamile bir kedinin doğum hastanesi kapısına gelerek, yardım miyavlamasını yine sosyal  medya paylaşımlarından görüyoruz. Buna karşılık bu masum sessiz kullara yapılan ayaklarını ve ağzını bağlayarak yol kenarlarına bırakılan ya da arabasının arkasına bağlayarak  kilometrelerce koşturan patilerini kan revan içinde bırakan ya da ayaklarını keserek işkence  yapan 2 ayaklı insanların yaptıklarını da görüyoruz. Ya zavallı eşeğe, köpeğe tecavüz edenleri  nereye koyalım! Sizce hangisi daha insani veya hayvani?

Sosyal hayata uyum sağlamaya çalışan sokak köpekleri ve kedileri sosyal hayatın içinde yaşadıklarının etkisinde kalarak doğal davranışlarını kaybettiklerini, hatta insanların kaybettiği vicdan ve duygudaşlık duygularını geliştirdiklerini söylemek de artık pek yanlış olmaz.

Geçen yazımda da belirttiğim iki öngörüm var

1. İnsanı bitkileştirmek 2. Hayvanı insanlaştırmak.

Eğer böyle buluş ve icatlar yapılırsa tabi ki insan insan olmaktan, hayvan hayvan olmaktan, bitki bitki olmaktan çıkar. Kim bilir bunun sonucunda belki de doğayla kavga etmeyen, doğanın nimetlerini eşit ve hakça kullanan yeni bir canlı türü ortaya çıkar.

Varoluşçuluğa göre; varlığın, varoluşun özden, içerikten önce geldiğini,  yani insanın önce var olduğunu, daha sonra tutum ve davranışlarıyla, eylemleriyle kendini sürekli olarak yarattığını, biçimlendirdiğini öne süren,” İnsan ne ise o değil, ne olmuşsa odur” diyen 20.yüzyılda Fransa'da ortaya çıkan bir felsefe akımı(Egzistansiyalizm) öğretisi bugün bize net bir şekilde bu durumu açıklıyor.

       İnsanlığın gelişimi, ateşin bulunuşundan itibaren olmuştur. İnsanlık tarihinde en önemli değişim ateşin bulunuşudur. Ateşin keşfedilmesi bizlere resmen çağ atlattı. Çünkü ateş demek yemekleri pişirmek demek, bu da daha besleyici yemek demekti. Bu sayede beynimizin gelişmesine katkı sağladı. Ayrıca ateş insanları bir arada tutarak hem ilişkileri güçlendirdi, hem de insanları soğuktan ve yırtıcı hayvanlardan korudu ve sosyalleştirdi. İnsanlık tarihindeki bir diğer büyük gelişme ise tarımdır. Tarım insanların bir arada olmasını ve sosyalleşmesini sağladı. Yaşamda seçeneklerin artmasına ve beslenmenin de etkisiyle daha çok öğrenmeye açık olmaya fırsat vermiştir. Bu sayede insanlar istedikleri alanda kendilerini geliştirmeye başladı. Örneğin: Bir kişi daha sağlam alet yaparken, başkası daha çok buğday elde etmeyi öğrendi. Bu arada bir başkası daha çok meyve sebze toplayabildi. Ünlü filozof Herakleitos'un da dediği gibi,” Değişmeyen tek şey değişimdir.“ sözü her zaman geçerli oldu. Peki, şimdi tarih tersine mi değişiyor, yoksa insanın artan hırs ve isteklerine gem vuramaması nedeniyle güç zehirlenmeleri mi yaşıyoruz sorusunu sormak en doğru soru olsa gerek. Bugün tarım yapılacak en değerli topraklarımızı betonlaştırarak, doğanın bize sunduğu nimetleri kaybediyoruz. Ateşin verdiği enerjiyi bilimin ışığında kullanıp, pek çok teknolojik alet ve araç yapsak da, bizleri bir arada tutan enerjimizi ne yazık ki yok ediyoruz.

       Amacım;  insanı ve insanlığı eleştirerek ve, yargılayarak aşağılamak değil elbette.  İlkçağdan itibaren insanın gelişim evreleri çok sıkıntılı geçmesine rağmen insanlık adına pek çok buluş ve gelişmeler de yine insanlar tarafından yapılmıştır. Şimdi ise bu buluş ve teknolojik gelişmeler yani  “2. Makine Çağı “ya da otomasyon çağı, insanın hırsını, kinini ve vicdani sesini dinlemeyi unutturdu.

        Nerede yanlış ve nerede doğru yapıyoruz sorusunun yanıtını akıllarımıza yazılan bir sözle açıklayacak olsak herhalde bunu söylerdik. “Silah icat edildi mertlik bozuldu.”

04.02.2023

Lütfiye Kader

Em. Uzm. Fen Bilimleri Öğretmeni

Tarih: 19.02.2023 Okunma: 299

YORUMLAR

Yorumunuzu ekleyin.

İsim: *

E-posta Adresiniz: *

* (E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.)

Yorum: *

Güvenlik Sorusu:
Türkiye'nin başkenti neresidir?

İ. Hakkı Cengiz

19.02.2023 - 16:19

Gerçekleri dile getirdiğiniz satırlar ne yazık ki karamsar bir tablonun resmi... Bu karanlık tünelden çıkışın tek yolu; herkesin samimi birer çevreci olması... Erozyonu, iklim krizini, plastiği, bunların sonucunu iyi bilecek ve bunlarla mücadele edecek donanıma, iradeye ve kararlılığa sahip olabilmesi...