Oy gizli, haber
kutsal, yorum hürdür.
Meclisin ilk açıldığı günü millî bayram olarak kabul etmişiz. Millî Egemenlik Bayramı! Milletin temsilcilerinin müstakbel başkentte ilk toplandıkları gün…
Böyle bir günün bayram olarak kabul edilmesi gayet anlamlı ve normal… Ama aynı bayramın çocuklara armağan edilmesi daha anlamlı ve düşündürücü!
“Çocuk Bayramı” dünyada ilk ve tek.
Türkiye’de… Atatürk’ün armağanı.
Tek başına bu bayram bile Atatürk’ün büyüklüğünü göstermeye yeterli. Nelere kafa yormuş, neleri düşünmüş!
Biz de düşünelim.
Atatürk, çocuklara böyle bir armağan bırakırken, bu anlamlı günü, anlamsız, basmakalıp, zaman zaman saçma, “çocukça” kutlamalarla geçiştirilsin diye bırakmadı, herhalde.
Dünyanın her ülkesinden çocukların katılmasına, her ülkenin kültürünü sergilediği oyunlara, çocukların kaynaşmasına bir itirazım yok.
Çocukluğumda bu bayrama “şenlik” denilirdi. Bu çocuk bayramı şenlik olmalı, çocukları gerçekten “şen” etmeli. Bütün çocukları!
Fakat valilerin, belediye başkanlarının, bakanlar ve başbakanın koltuklarının simgesel olarak çocuklara bırakılması falan, bunları saçma buluyorum. Oturanlar oturuyor, oturamayan milyonlarcasına ne diyeceğiz? “Yavrum, işte şu gördüğün, geleceğinin provası”, mı diyeceğiz?
Bir de, okullardaki öğrencilerin haftalarca tören hazırlığı, aynı şey 19 Mayıs’ta da yapılıyor… hem dersleri aksatıyor, hem de çocuklara eziyet haline gelebiliyor.
Bence, “Çocuk Bayramı” çok daha farklı kutlanmalı!
Her şeyden önce, memleketteki milyonlarca çocuk, bu bayramı gerçekten bayram olarak idrak edebilecek durumda mı, o değerlendirilmeli!
Çocuklarla ilgili olumsuzlukları sayıp da bu bayram gününde içinizi karartmak istemiyorum. Şu kadarını söylemem lâzım. Mustafa Kemal, herhalde 2008 Türkiye’sini, çocukları okula gitmekten alıkonulan, boyacılık yapan, mendil satan bir ülke olarak öngörmemişti.
Önümüzde bu olumsuz tablo dururken “Çocuk Bayramı”nı kutlamak, biraz buruk olmayacak mı?
Çocuk bayramının bir anlamı ve işlevi de bu karanlık tabloyu aydınlığa çevirecek çalışmaların, projelerin konuşulmasını, hayata geçirilmesini sağlamak olmalı!
Ülke öyle bir hale gelmeli ki, çocuklara
her gün bayram olmalı.
Memleketimin büyükleri öyle bir anlayışa erişmeli ki, çocukların okulda başarılı olmak ve bol bol oyun oynamaktan başka bir kaygıları olmamalı.
İkincisi, 23 Nisan’ın, Cumhuriyetin ilk demokratik müessesesi TBMM’nin toplandığı ilk gün olduğundan hareketle; çocukları bu kavramlarla ilgili bilinçlendirecek etkinliklere ağırlık verilmeli.
Bu konularda çocukları bilinçlendirmeye çalışırken, yetişkinler de aynı bilinçlenmeden nasiplenirler, umarım. Böylece demokrasi konusunda daha bir olgunlaşma sağlanabilir.
Millî Şuur
Yetişkinlerin hangi şuurda olduklarını, daha doğrusu şuurlu olup olmadıklarını, millî bayram günlerinde ev ve iş yerlerine astığımız bayraklar gösterebilir mi?
Bence gösterebilir.
Millî
bayramlarda, çevreme dikkatle bakıyorum. Bayrak
asan konut ve işyerlerinin sayısı toplam sayının beşte birini bile bulmuyor.
Millî şuur bu kadar!
Bununla birlikte, her türlü olumsuzluğa rağmen bu bayram günü ben yine de coşkuluyum. Ümitliyim.
“Damarlarımızdaki asil kan”a güveniyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle büyük lider Mustafa Kemal Atatürk’ü, TBMM’nin ilk üyelerini, bütün gazi ve şehitlerimizi şükran ve minnetle anıyor, önlerinde hürmetle eğiliyorum.
Ruhları şad olsun.
Geçen haftaki anketin sonuçları:
Sizce devlet otoritesi nasıl?
- Çok güçlü :14
- Güçlü :11
- Zayıf :28
- Fikrim yok :15
Sol sütundaki yeni anketimize
katılır mısınız?
Neyzen’den
TÜRK
Uyudu, uyandı, çarpıştı, aldı…
Liyakat da buna şaşırdı kaldı.
İlk mucize görmüş münafık gibi,
Siyaset de buna şaşırdı kaldı
Esnedi, gevşedi, öldü, dirildi,
Eğrildi, doğruldu, kalktı, gerildi,
Vurdu, kırdı, düşmanları serildi,
Felaket de buna şaşırdı kaldı.
Özendi, bezendi, attı, kazandı,
Çünkü; eski adı ordu bozandı…
Mağrib’e, Maşrık’a ferman yazandı,
Kıyaset de buna şaşırdı kaldı.
“Sevr” sevmez oldu muahedeyi,
Altı, üstü gördü mücahedeyi,
Türkler yükte hafif, pahada iyi,
Rezalet de buna şaşırdı kaldı.
Neyzen rast’tan perde göster askere,
Arka vermiş erenler Hayder’e,
Haşrı, neşri bırakmadı Mahşer’e,
Kıyamet de buna şaşırdı kaldı.
Neyzen Tevfik 1921
Önceki yazıları görmek için aşağıdaki kutuya
tıklayın