-Evet, dedi Yaltacık, alışverişe zamanım yok.
Yaltacık öyle deyince, Çağrı, masadaki kitapları eline alıp, Yaltacık'a doğru uzatarak,
- O zaman benden satın al, dedi.
Yaltacık,
-Desteği parayla mı ölçüyorsun? dedi.
Burada, Eeee, biraz önce, alışveriş yapmaya zamanım olmuyor diyen sen değil miydin? İşte kitaplar ayağına gelmiş!? demek Çağrı'nın aklına, gelmedi. Onun yerine,
- Tamam, ben sana vereyim, sen eleştirilerini ilet, dedi.
Yaltacık,
-Eleştiri benim işim değil.
Çağrı,
-Eleştirme, görüşlerini bildir.
Yaltacık, yeniden döndü:
-Desteği bununla mı ölçüyorsun?
Çağrı,
- Neyle ölçeyim, vefa duygun bu mu?
Yaltacık,
- Vefanın bunla ilgisi yok!
Çağrı,
-Deminden beri övüyorsun, destekten bahsediyorsun, sende vefa da yok, samimiyet de!
Yaltacık'ın oturacak, Çağrı'nın yüzüne bakacak hali kalmamıştı. Kalktı, kaçar gibi uzaklaşırken, Yanına hiç oturmadığımı kabul et? dedi.
O kaçınca, Çağrı saatine baktı. ?İki dakika oturayım? diyen, nefes almaya vaktim yok? diyen Yaltacık yarım saatten fazla oturmuş, çene çalmıştı. Övünme zaafı yüzünden, kendi ağzıyla vefasızlığını ve samimiyetsizliğini itiraf etmese, Çağrı da onun vefasızlığını, ikiyüzlülüğünü açıkça, kayıtlara geçercesine kanıtlamak ve vurgulamak zorunda kalmasa, daha da oturacaktı.
Çağrı düşündü? 65 yaşlarında olmalarına, hayatlarının sonbaharı hatta kışını sürmelerine rağmen, bu çocukça mazeretler, ondan önceki çocukça övünmeler nasıl izah edilmeliydi?
Bu, çocukça bir kıskançlık mıydı?