İNSANLIĞIN KURTULUŞ MANİFESTOSU...47...

Özgür DENİZ - 27.02.2026

Bu alemde herkes, behemehal, bireysel
olarak kazanma, kazandıklarıyla güçlenme, gücüyle de insanlık üzerinde egemen
olma, egemenliğini de insanlığı cahilleştirmek ve uyutmak için kullanmak
kavgası vermektedir.
Boş, sığ, niteliksiz, hedefsiz kavgalar.
Öylesi insanların,
böylesi kavgaları yani.
Anlamsız, saçma sapan bir dünya hayatı ve aptal, alık, bön
bir insanlık.
Bendeniz başka bir resim göremiyorum, siz görebiliyor musunuz? Binaenaleyh,
kazanılanın nasıl kazanıldığı, işbirliği yapılanların kötü mü iyi mi olduğu,
yürünülen yolda doğrumu yoksa eğrimi yürünüldüğü, ahlaksızlığın ahlakı alt edip
etmediği, haklının ezilip haksızın yüceltildiği hiç kimsenin umurunda değildir.
Kimsenin kendisi dışında bir hedefi yoktur.
Bana dokunmayan yılan bin yaşasın
havası içindedir.
Herkes kendi postuna bürünmüş mutlu mesut yaşayıp
gitmektedir.
Başkalarına dair söylemler yalandır, palavradır, riyakarlıktır,
sahtekarlıktır.
Çünkü başkası kimsenin umurunda değildir.
Her şey merhametli
görünmek uğrunadır.
Buradan prim toplamak uğrunadır.
Bu dünyada servetliler,
kudretliler, devletliler devran sürer daima.
Çünkü mülk bunların inhisarına
geçmiştir ellerindeki güç sayesinde.
Toplumun ortak mülkü, mütemadiyen servetliler
ve kudretliler arasında dönüp duran bir devlet olmaktan öteye gitmez.
Bunlar da
hiçbir zaman halka hizmet etmez, edemez.
Bir zaman birileri gelip kendilerine
göre çalıp oynarlar, yiyip içerler, gülüp eğlenirler ve çeker giderler; başka
bir zaman yine birileri gelip aynı şekilde yaşayıp giderler ve geri de kalanlar
da her dönem de maruz kaldıkları hayatın mahkûmu olurlar.
Acılardan acılara
sürgün olurlar da yine de giderler sürgün edenlerin köleleri olmaya devam
ederler.
Senin, benim, onun, bunun, şunun, bizim, sizin, onların haklarını
diledikleri gibi istediklerine peşkeş çekerler, bizlerde eyvallah edip geçer
gideriz öylece? Kahrolsun ki ve ne acı ki maalesef böyledir maruz kaldığımız ve
bize dokunan gerçeklik.
Herkes kendinden olanın egemen olacağı dönemi bekliyor
ve olan bitene tepkisiz, sessiz kalıyor.
Kendisinin bile namussuzca
sömürülmesine, haklarının yenilmesine suspus oluyor.
Çünkü kişilik, karakter,
onur diye bir elbise kalmamış, bu elbiseleri çoktan eskitmişiz ve çöpe
atıvermişiz.
Nasıl bir kişilik, karakter, onurdur ki, böylesi bir tavra maruz
bırakıyor insanları? Ya da kendinden olmayanlar egemense cılız sesler çıkarıp,
egemenler kendindense hiç sesini çıkarmıyor ve böylesi bir fasit daireye tutsak
kalıyor tüm insanlık bu tür asalaklar yüzünden.
Her dönem de her şey güzel
olsun, insanca hakça bir düzen olsun demiyor kimse.
Yapboz tahtasına dönüyor
her dönem de her şey.
Bu da haddizatında en büyük zararı büyük resme veriyor
velakin hisseden, anlayan, idrak eden kim? Çünkü içine tükürdüğümün çarkı böyle
kurulmuş, böyle yürüyor.
Bozuk düzenin doğru çarkı olmuyor işte, çünkü düzen
bozuk, sistem tefessüh etmiş.
Birileri gelip eskiyi bozuyorlar, başka bir zaman
yine birileri gelip kurulanı bozuyorlar ve zavallı insanlarda bundan memnun
oluyorlar, her gelene bendendir diye bakıyorlar ve kendilerinden olan gidesiye
kadar dalkavuklukta demir atıyorlar, her şey her zamanda olması gerektiği gibi
olsun ve her dönemde herkes gülsün demiyorlar.
Acılardan acılara sürgün bir
hayatın etkisiz elemanları oluyorlar.
Oysa herkes gülsün, mutlu olsun, tok
olsun denilse ve bu uğurda gereken yapılsa dünya çok farklı bir dünya olurdu.
Öyle
ya koskocaman bir dünya, kime yetmedi ki de bize yetmeyecek? Bilakis, bir şeyler
yapılacaksa ve yaparlarsa münhasıran bunların yardakçılığını yapıyorlar, tek
söz edip, böylesi hain bir gidişe hayır diyemiyorlar.
Diyenler de dedikleri an
giyotine gönderiliyorlar.
Çünkü hakikat, insanlık tarihi boyunca tehdit ve
tehlike olmuş, bu yüzden de bitevi dağların altında kalmış.
Aydınlarda,
âlimlerde, sanatçılarda, köşe başını tutmuş kadılarda aynı türküyü terennüm
ediyorlar ve aynı çarkın hadimi oluyorlar, tıpkı avam gibi, hiçbir olana bitene
tek söz etmiyorlar, yanlışa yanlış, doğruya doğru diyemiyorlar.
Çünkü onlarda
bu bozuk düzenin çarkı içinde kendilerinin çarklarını kurmuşlar.
Bende
bendendir diye susup oturacam gelene gidene öyle mi? Yok öyle yağma kardeşim,
hayır diyorum bu lanet düzene, bu kötü gidişe dur diyorum, bu sokak çıkmaz sokak
diyorum, isyan ediyorum, hakkımın yenilmesine eyvallah etmiyorum, hakkımı helal
etmiyorum, ne lan bu, benim hakkım benim topraklarımda doğmamış yahut doğsa da
topraklarıma ihanet etmiş olanlara peşkeş çekiliyor ve çatır çatır yeniliyor.
Hiçbir
etkisi olmasa da onurumu korumak adına yapıyorum bunu, kötülüklerde payım
olmasın için yapıyorum, çendan hak ettiğim yaşam adına yapıyorum.
Devlet, mülk,
hayat hep birilerinin inhisarında olacak dönem dönem ama benim olmayacak hiçbir
dönem.
Tükürürüm lan böyle dünyanın da, düzenin de, hayatın da, adaletin de
içine.
Lanet olsun! İnsanlığı aldatıp, uyutup, uyuşturup âlem yapıyorsunuz
insanlık toprağında.
İnsanlar da öylece bakınıyorlar mal gibi.
Acıyorum lan bu
insanlığın haline.
Sesini bile çıkaramayan, hayır diyemeyen, suskuya mahkûm
olmuş, elindekinin alınmasına eyvallah eden, önüne konulanla iktifa eden, her
söylenene aldanan, handiyse kapının önünde yal bekleyen ite döndürülmüş olan,
her önüne gelenin önünde eğilen, hiçbir adaletsizliğe ve ahlaksızlığa ses
edemeyen insan mı olur? Silkinin, atın üzerinizden ölü toprağını ve hayır
deyin, bu gidiş gidiş değil deyin, gittiğiniz yolun sonu iyi değil dönün geri
deyin.
Herkes kendi içinde ki hainlere bunu söylese bile kifayet edecektir bir
şeylerin olmasına.
Çünkü bizim suskumuzdur egemenleri azdıran, istedikleri gibi
at oynatmalarına, dilediklerince yaşamalarına ama yaşatmamalarına yol veren.
Sizin lan bu mülk
sizin, behemehâl alın geri sahibi olduğunuz ama metazori el konulan mülkünüzü! Hiç
mi onurunuza sahip çıkacak cesaretiniz yok?
Tarih: 27.02.2026 Okunma: 12

YORUMLAR

Yorumunuzu ekleyin.

İsim: *

E-posta Adresiniz: *

* (E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.)

Yorum: *

Güvenlik Sorusu:
Türkiye'nin başkenti neresidir?