Çağrı'nın bu konuda bazı gözlemleri vardı: Uzmanlar, stres her insanda vardır. Önemli olan o strese nasıl tepki verdiğinizdir. Stresi ustalıkla yönetebilmenizdir. Gerilimi yönetiyor musunuz yoksa ona teslim mi oluyorsunuz? Ya siz stresi yönetirsiniz veya o sizi?? şeklinde uyarmıyor muydu?
Her şeyden önce, Turgut Bey gerginliğe teslim olmuyordu. Elbette bilinçli bir biçimde değil ama mutlaka akıllıca davranışlarla veya içgüdüyle gerginliğin üstesinden gelmeyi biliyordu. Bağırıp-çağırmaktan kaçınmıyordu. Gerekirse, söz gelimi, gençliğinde, Çağrı küçükken ona, rahat rahat bir-iki tokat aşk edebilirdi. Bunlar muhakkak gerilimi, öfkeyi boşaltmaya yardımcı oluyordu.
Kahvehane alışkanlığı yoktu. Onun yerine, eğer gece çıkacaksa, bir-iki arkadaşıyla içkili lokantaya gitmeyi tercih ederdi. Böylece, kahvenin aşırı sigara dumanıyla zehirlenmiş havasından korunmuş oluyordu. Tabii ki lokantada da sigara içiliyordu fakat asla kahvehane yoğunluğunda bir duman söz konusu olamazdı. Ayrıca, içkinin sinirleri rahatlattığı da bir gerçekti? Peki, Turgut Bey içkinin zararlarını nasıl bertaraf ediyordu? Bikere, zararın tamamından korunmak mümkün değil. Fakat bol mezeyle içilen içkinin zararı bir nebze azaltılmış olabilir. İçki sofrasında, zengin mezeler yanında mutlaka ezilmiş kese yoğurdu bulunurdu. Ayrıca, masada muhabbet yoğunlaşır, günlük dert ve sıkıntılardan uzaklaşılırdı.