Ertesi gün, aynı saatte sete geldi. Binbaşı kıyafetini giydi. Bıyıkları taktı. Çekim için hazırlanan bir odaya aldılar. O döneme ait Osmanlı evinin bir odasıydı. Hem eski koltuk ve sandalyeler hem de minder ve onların arkasında yastıklar olan bir oda. İçeriye, o dönemin kıyafetiyle, kırk yaşlarında mavi elbiseli bir kadın ve 15-16 yaşlarında pembe elbiseli bir kız girdi. Kadın, binbaşının karısı, kız da kızı rolünü oynayacakmış. Kadın ve Çağrı, yan yana, iki ayrı koltuğa, kız da karşılarına, mindere oturdu.
Binbaşı, kızının, komşunun genç karısıyla arkadaşlığını men etmeye çalışan kısa bir konuşma yapacaktı. Metin, bir gün önceden verilmişti ve Çağrı onu ezberlemişti. Birkaç cümlelik metnin yarısını karısının yüzüne bakarak, yarısını da kızına bakarak söylüyor. Kızına doğru konuşurken sözleri daha sert ve yüksek sesle söylenmesi istenmişti.
Çağrı, istenenleri yaptı. Metni tam doğru bir şekilde ezberden okudu. Buna rağmen, 2 dakikalık sahne tekrar tekrar 5-6 kez çekildi. Sonunda yönetmen beğendi ve çekime son verildi. Çağrı bıyığı ve üniformayı çıkarıp, kendi kıyafetlerini giyerek eve döndü. Haftalar sonra bu kısa sahne için, hesabına küçük bir ücret yatırıldı.
?Çok garip? diye düşündü Çağrı: Babam, gerçek bıyıklarımın olduğu resmimdeki bıyıkların bana ait olduğuna inanmadı. Takma bıyıklarla film çekildi. Bu filmdeki sahnemi görenler, belki de bıyıkların gerçek olduğunu zannedecekler!?