İNSANOĞLUNUN MACERALARI

Lütfiye Kader - 09.11.2020

                 İNSANOĞLUNUN MACERALARI

 Modern insanın atası sayılan Homo Erectus, yapılan yeni bir araştırmanın sonuçlarına göre 100.000 yıl öncesine kadar Endonezya'da yaşıyordu.

Zorlu iklim şartlarından dolayı hayatta kalamayıp yok oldu.

İngiltere, Çin ve Almanya’dan bilim insanlarının oluşturduğu araştırma ekibi Çin’in Shanxi eyaletinden elde edilen milimetrik fosillerde, Saccorhytus isimli mikroskobik bir canlı türü keşfetti. Bilim insanları, araştırmanın sonuçlarını Nature dergisinde yayınladı. Makalede, 540 milyon yıl önce yaşayan Saccorhytus’un, balıktan insanlığa uzanan evrim sürecinden önceki döneme dair insanoğlunun bilinen en eski atası olduğu belirtildi. 

Bir Müslüman için insanın ilk atası Hz. Âdem ve Hz. Havva’dır. Çünkü Allah öyle bildiriyor. Bunun dışında ne söylense hepsi uydurma ve safsatadan ibarettir. Bilimsel gerçek de budur.

Yeni bir araştırma, modern insanın atalarının Afrika'daki Zambezi Nehri'nin güneyindeki Botsvana topraklarından çıkıp diğer bölgelere yayılmış olabileceğini iddia ediyor.

Bugün tuzlalarla kaplı olan bölgede 200 bin yıl önce göl ve bataklıklar bulunduğu ve bunun modern insanın atası "Homo sapiens"ler için elverişli bir ortam yarattığı düşünülüyor. 70 bin yıl boyunca burada yaşayan insanların, iklim değişikliği ve yağmurların yer değiştirmesi ile oluşan yeşil koridorlar üzerinden Afrika'nın diğer bölgelerine dağıldığı tahmin ediliyor.

Nature dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, 70 bin yıl boyunca bu bölgede yaşayan modern insanın ataları, ilk göç dalgasında kuzeydoğuya, ikinci dalgada ise güneybatıya doğru göç etmiş, nüfusun üçte biri ise aynı bölgede kalmıştı.

Londra'daki Doğa Tarihi Müzesi'nden Profesör Chris Stringer,  babadan geçen Y kromozomları incelendiğinde, baba tarafından atalarımızın batı Afrika'ya dayandığına dair verilerin bulunduğunu, insan genomuna bir bütün olarak bakıldığında ise ilk insanların Afrika'nın doğusundan göç ettiğinin tespit edildiğini söylüyor.

İnsanın atası ister Homo Sapiens, ister, Homo Floresiensis, ister Adem ile Havva, ister 540 milyon yıl önce yaşayan ve bilim insanlarına göre, elips biçiminde vücudun yanı sıra büyük bir ağıza da sahip olan Saccorhytus olsun bunların genomlarını zamanımıza kadar taşıyan canlıların yaşam tarzları ve yaşam ortamları davranışlarının hepsinin ortak bir amacı var.

Yaşamak ve üremek.

Canlıların ortak özellikleri, fen derslerinde ilk konumuzdur. Canlılar doğar beslenir gelişir büyür ürer ve ölür. Her canlı yaşadığı süre içinde, neslini sürdürebilmek için üremek zorundadır. Çünkü canlıların formatında kodlarında bu yazılım vardır.

Yaşayabilmesi ve üreyebilmesi için kendine uygun ortamı bulmak zorundadır. Bu ortamlar ne zaman elverişsiz ve canlıyı tehdit eder ise; yani iklim değişikliklerinden kaynaklanan, kuraklık, sıcaklık artışı, topraklarında besin yetişememesi, seller gibi etkenler, ekosistemlerin bozulmasına yol açar.

Kutup ekosisteminde yaşayan canlılar buzullar olmazsa ne yapar? Ya vücudu ortama ayak uydurmak zorunda kalacak ya başka yerlere göç ederken telef olacaktır.

Onların telefi toprakların karaların havanın değişimine de katkı sağlayacaktır. Düşünün bugün Arabistan ve Ortadoğu ülkelerinde neden çok petrol yatakları vardır?

Çünkü toprakları milyonlarca yıl önce yaşamış canlı fosillerinden oluşan petrol kaynaklarıyla doludur. Dünya yine bir döngüdedir.

Bugün düşünülen şey ise; canlıların bu döngüsü değiştirilebilir mi? Yani yapay zekâ dediğimiz teknoloji, gelecekte belki de insanların bu anlamda formatlarını değiştirebilecek midir?

                                                                 

Neden buna ihtiyaç duyulur neden böyle bir şey yapılması istenebilir ki? Okuduğumuz, edindiğimiz bilgi paylaşımlarından ben şunu anlıyorum.

Dünya artık dijital çağı yaşıyor ve çok küçüldü. Bugün kıtalar arasında ki uzaklıklar teknoloji sayesinde çok kısaldı. Öksürseniz dakikasında dünyanın öbür ucunda bulunan kişiler duyuyor.

 En küçük canlı birimi hücredir. Hücrenin yöneticisi çekirdek, hücre büyüdüğü zaman bölün emri vererek hücre bölünür ve çoğalır. Canlı büyür gelişir.

Dünyanın dengeleri, yine süper güçler tarafından bozulmuştur. Bu güçler küçülen ve kirletilmiş dünyayı egemenliği altına almak istiyorlar ama 6-7 milyarlık nüfus, hâkimiyetlerini zorlaştırıyor. Bu yüzden aynen hücrenin çekirdeği gibi bölün demek yerine tam tersi, azal ve küçül diyorlar.

Belki de bunu doğa diyor. Bu arada doğanın gücünü unutuyorlar. Aslında doğa hepimizden güçlü ve kendi dengesini kurmak için o da savaşçı.

Hem de en güçlüsünden. Laboratuvarda iletildiği öne sürülen korona virüsü karşısında dünyanın en süper güç devletlerinin bile, en çaresiz ve zayıf olduğu görülmedi mi?

Ey insanoğlu!

Eğer sen doğa ile kavga etmezsen, dünyanın sahibi sen olursun. O zaman doğa dengesiyle beraber hepimize yetecek suyu, besini, sıcaklığı ve cenneti verir.

Hepimiz bunu istemiyor muyuz?                          

                                                                                      30.03.2020

                                                                                    Lütfiye KADER

                                                                          Emk Uzm fen Bilimleri Öğretmeni

                             

 

Tarih: 09.11.2020 Okunma: 247

YORUMLAR

Yorumunuzu ekleyin.

İsim: *

E-posta Adresiniz: *

* (E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.)

Yorum: *

Güvenlik Sorusu:
Türkiye'nin başkenti neresidir?