Şu altı kelimelik ifadede çok büyük gerçekler, ciltleri dolduracak kadar geniş anlamlar buluyorum. Bu kısa cümleyi, “az yemek” ve “çok yemek” şeklinde iki ayrı kısımda ele almalı ve tartışmalı!
Az yemek, az yiyebilmek, henüz iştahın varken elini yemekten çekebilmek, hakikaten çok büyük “ustalık” gerektiriyor.
USTALIK!
Önce çıraklık…
Sonra kalfalık…
Nihayet usta olabilmek!
Uzun, zahmetli, meşakkatli bir çaba, çalışma...
İrade gerekir.
Devamlılık gerekir.
Azim gerekir.
“İman” gerekir.
Adanmak gerekir.
Bir program yapmak gerekir.
ÖNERİM:
Çıraklık dönemi… Ekmeği, tuzu, şekeri, yağı azaltın…
Kalfalık dönemi… Pilavı, makarnayı, hamur işlerini azaltın…
Ustalık dönemi… Her şeyi azaltın, bütün yemekleri yarım porsiyon şeklinde ve ekmeksiz yiyin!
Kendinize, en fazla üç ay süre tanıyın. Üç ay içinde çıraklık ve kalfalık dönemini bitirin. Ustalaşın!
Az yiyebilme ustası olun. Artık az yiyin!
Doymadan kalkın! Doymadan kalkmayı içselleştirmiş, benimsemiş bir insan olarak henüz iştahınız varken, çelik gibi bir iradeyle, elinizi yemekten çekin. Bunu alışkanlık haline getirin.
Yapabilirsiniz!
Kendinize, nefsinize güvenin…
Yaparsınız!
Gelelim, cümlenin ikinci kısmına:
ÇOK YEMEK HASTALIK
Kitabın başında Sadi’nin Gülistan’ından aktardığım kısa hikâyeyi hatırlayın: