İklim krizinin,
Vaktinde tedbir alınmamasının,
Ve aşırı nüfus artışının sonucudur.
Bir çevre gönüllüsü olarak, dünyanın nereye gittiğini gördüğümden, yıllardan beri; “israfı, bilhassa su ve ekmek israfını önlemek, tüketimi kısmak, nüfus planlaması yapmak, sofradan doymadan kalkmak gerektiğini” feryat figan haykırıyorum.
Kulak asan oldu mu? Hatta duyan oldu mu? Hayır! Bir kişi bile, senin çığlığını duydum demedi. Sorun büyüdü… Sorun çok, çok büyük… Sorun, kaçınılmaz olarak krize dönüştü.
Büyük sorunu çözmek için büyük tedbirler almak lâzım. Etkili çözüm yolları bulmak lâzım. Tabii en başta, “konfor alanından çıkmak” lâzım!
Konfor alanı ne?
Mutfakları, buzdolaplarını tıka-basa doldurmak!
Masaları, sofraları üç öğün donatmak… Üstüne, arasında çay, pasta-börek, bükme, baklava, tatlı, meyve, kuru yemiş ve hatta abur cubur yemek, içmek!
Doya doya yemek!
Bunları yiyip içerken pek çok israf etmek!
Geldiğimiz nokta ürkütücü… Gidişat korkunç!
Bu alışkanlıkları, bu “konfor alanlarını” derhal terk etmek zorundayız. Porsiyonları küçültmek, yemek çeşitlerini azaltmak zorundayız.
Sofradan daima doymadan kalkmak lâzım.
Kimsenin 8 Milyarda 1’den Fazla Yeme Hakkı Yok
Dinlerin öğretisine göre, “rızkı veren Allah’tır”. Rızkı Allah nereden veriyor? Yerkürenin kaynaklarından, dünyadaki gıda üretiminden. Allah’ın rızkı vermesi için din, dil, renk, ırk, kadın, erkek gibi bir ayrımı var mı?
Hayır! Dünyaya gelmişse bir insan, kim olursa olsun, nerede doğarsa doğsun, rızkının teminatı Yaradan’dır.