Öncelikle, biz ev sahibiysek aşırıya kaçmamaya dikkat etmeli, misafire gidiyorsak, ev sahibini aşırıya kaçmaması konusunda uyarmalıyız.
Buna rağmen, misafir söz konusu olunca, sofrada çeşit biraz fazla olur. O vakit, her bir yiyecek-içeceği az az, yarımşar porsiyon olarak talep edebiliriz. Tatlı-börek gibi çeşitler varsa, bunları sofradan kalktıktan bir süre sonra yemeyi teklif edebiliriz.
Ev sahibiysek ısrardan kaçınmalı, misafirsek, ısrar eden ev sahibine, fazla yemenin zararı uygun bir dille hatırlatılmalı…
Neticede, her hâl ve şartta, ne olursa olsun, daha iştahımız varken, mideyi doldurmadan sofradan kalkmayı başarabilmeli, bunu alışkanlık haline getirebilmeliyiz.
Ah, Bir Yapabilsem!
Kilolarından şikayetçi olan yüzlerce kişiye, “sofradan doymadan kalkmalarını” tavsiye ettim.
İstisnasız hepsi, her biri, “ahhh, onu bir yapabilsem!” diye cevapladı beni.
Hiç kimse, “sen ne diyorsun ya? Sofraya doymak için oturmuyor muyuz? Niçin doymadan kalkayım ki?” demedi.
Yani herkes biliyor, kabul ediyor ki doymadan kalmak lâzım… Doymadan kalkmak elzem… Doymadan kalmak faydalı… Faziletli…
Ama “ah, bir yapabilsem”!
Bunu söyleyenler hayatta başarı sağlamış iş insanları, müteahhitler, mühendisler, tenis gibi zor sporları yapanlar, spor için sabahın seherinde kalkanlar hem kariyer hem çocuk hem de evlerini çiçek gibi yapan hanımlar…
Yani her işi başarmak mümkün ama iş sofradan daha iştahınız varken kalkmaya gelince, mümkün olmuyor, öyle mi?
Allah Allah, niye?