Öte yandan, kültürümüzde komşunun komşuya ikramları var. Bunu, Sandıklı’da, mahalle komşuları arasında da İzmir’de, apartman komşuları arasında da görüyorum. Komşu börek-çörek, pasta, kısır yapıyor, tadına baksınlar diye diğer komşularına bir tabak dolusu ikram ediyor. Aşure ayında aşure geliyor. Bu ikramlarla sık sık karşılaşıyorum. Bunları sıcak sıcak, taze taze tatmak, tüketmek lâzım.
Bu özel lezzetlerin tadına varabilmek için midemizde yer olması lâzım, değil mi? Dolu mideye en güzel yiyecekler bile eziyet olur! Dolayısıyla, midemizde, her ihtimale karşı, her zaman biraz boş yer bırakmalıyız.
Öte yandan, alışveriş için veya gezmek için dışarıya çıkıyoruz. Karşımıza, lokma döktüren, tavuk-pilavla mevlit okutan bir hayır sahibi çıkabiliyor. Eh, onlardan da tatmak isteyebiliriz. Ama işte, bişeyler yiyebilmek için iştahımız olmalı. Bütün iştahımızı sofrada tüketmemeli!
İştahımızın birazını mutlaka saklamalı, tasarruf etmeli, yedekte tutmalıyız.
Bu da ancak “henüz iştahın varken elini yemekten çekersen” mümkün olur.
x x x
MİSAFİRLİKTE DOYMADAN KALKABİLMEK
Misafiri ve misafirliğe gitmeyi seven bir milletiz.
Bize sık sık misafir geldiği gibi, kendimiz de sık sık dostlarımıza misafir oluruz.
Ne yazık ki misafir ağırlamada aşırıya kaçıyoruz. Masalar envaı çeşit yiyecek-içecekle donatılıyor.
İşte marifet, bu aşırı çeşitlilikte bile henüz iştahınız varken sofradan kalkabilmekte!