← Tum Kitaplar
On Kapak Arka Kapak

HENÜZ İŞTAHIN VARKEN

Yazar: İsmail Hakkı Cengiz

Konu: Obezite, her geçen gün büyüyen bir tehlike!

Slogan: Cenneti bu dünyada yaşıyoruz.

Sayfa: 13 / 43

Okunma: 644

Yedikçe kandaki fazlalıklar ve damarlardaki tıkanıklıklar artar. Kan daha da koyulaşır, organların açlık hissi daha da çoğalır. Bu kısır döngü devam ederken, insanlarda konsantrasyon, hafıza, düşünme, anlama ve öğrenme yeteneği azalmaya, hastalıklar birer birer kendini göstermeye başlar.”

DOYMAK MI BESLENMEK Mİ?

Az yemekle yetinmek, doymayı amaçlamaz, “beslenme”yi amaçlar. Nitelikli beslenmeyi!

Böylece, az yemekle hem hafifçe sofradan kalkar hem de zinde ve enerjik olarak güne devam edebilirsiniz.

Doymadan kalkmayı alışkanlık haline getirdiğinizde, gece yatağa girer girmez uykuya dalar, rahat bir uykudan sonra, uykunuzu almış, dinlenmiş olarak, zinde ve enerjik bir şekilde sabah kolayca kalkarsınız.

Kendinizi sakin, sağlıklı ve mutlu hisseder, gün boyu enerjik ve verimli olursunuz.

İki Öğün mü, Üç-Dört Öğün mü?

Yaygın kabul gören yemek öğünleri; sabah, öğle ve akşam olmak üzere üç öğün şeklinde… Bu düzen, hemen hemen bütün dünyada böyle…

Son yıllarda ise günde iki öğün yemenin daha doğru, daha uygun ve sağlıklı olduğu dile getiriliyor ve bu yaygınlaşıyor. İki öğün, sabah geç bir saatte kahvaltı ve akşam erken saatte bir yemek şeklinde uygulanıyor.

İki öğün uygulaması, “doymadan kalkma” ilkesini sağlayabiliyor mu?

Hayır, sağlayamıyor… Tam tersi bir etkiye yol açıyor!

Nasıl olsa iki öğün yiyoruz diye tıka-basa doyma amacı ve ihtiyacıyla sofraya oturuluyor. Ayrıca, yemek aralarında veya sonrasında tatlı, abur-cubur… Vs. de sık sık atıştırılıyor. Yani iki öğün, çoğu zaman sözde kalıyor.