Bunların tezahürünü her yerde, sokaklarda, caddelerde, ekranlarda, alışveriş merkezlerinde, çevrenizde görüyorsunuz…
Tabii hastanelerde…
Zayıflama ve diyet merkezlerinde…
Yürüyüş parkurlarında, spor salonlarında…
Psikolog ve psikiyatrist muayenehanelerinde de…
OBEZİTE!
Çok yemekten insanların sağlıkları bozuluyor, fizikleri bozuluyor, ruh halleri, psikolojileri bozuluyor.
“Sağlam kafa, sağlam vücutta” bulunduğundan, sağlıksız vücuttaki beyin ve onun işlevleri olan zekâ ve zihin de sağlıksız hale geliyor.
Fazla yemekten dolayı en kıymetli varlığımız olan beyin, akıl, zihin sermayemiz, en önemli işlevi olan problem çözme yetisinden uzaklaşıp, “nasıl zayıflarım” derdine düşüyor. Verimi azalıyor. Harikalara imza atmak, “üretmek” için yaratılan beyin “tüketici” hale geliyor… Tüketiyor, tüketiyor, tükeniyor.
Obezitenin ülke çapında sorun haline gelmesi elbette gelişmemizi, kalkınmamızı engelliyor, frenliyor.
Aşırı yemek, aşırı kilo demek…
Aşırı kilo, aşırı işgücü kaybı demek…
Tedavi için sağlık kuruluşlarını ve sağlık personelini aşırı meşgul etmek demek…
Aşırı tedavi masrafı ve bunun maliyetini bütün milletin sırtına yüklemek demek…
Yavaş Yiyerek, Doymadan Kalkabilir miyiz?
Uzmanlara göre, midemizden beynimize, “doyma sinyali”, yemek yemeye başladıktan 20 dakika sonra iletiliyor.