Pazarlar, manavlar her türlü meyve-sebzenin, hatta adını bilmediklerimizin irili ufaklı çeşitleriyle dolu…
AVM’lerin her biri ayrı cins yiyecek sunan lokantaları…
Ekmeklerin envaı çeşidini yapan fırınlar…
Lokum ve baklavanın, hatta leblebinin bin türlüsünü üreten tatlıcı ve kuruyemişçiler…
Çeşit çeşit tatlı ve pastalarına, her gün bir yenisini ekleyen pastaneler…
Sonra, efendim, yeni moda çıktı, “köy kahvaltısı”… O “kahvaltı”larda çeşit o kadar fazla ki her birinden biraz tadayım dediniz mi, tıka basa yemiş, şişmiş oluyorsunuz!
İçecek çeşitleri de yiyeceklerden hiç geri kalmıyor…
Buzlu çaylardan, karışık meyve sularına, şalgam suyundan kolalara kadar, sofralara her gün yeni bir içecek giriyor…
Bu “cennet taamlarını” da insanlar yiyor yiyor yiyor, içiyor içiyor içiyor…
Sadece üç öğün değil… En az üç de ara öğün var… Çeşit çeşit bisküviden cipslere, mısırdan pasta-böreklere bisürü abur-cubur!
Bu kadar çok alışveriş yaparsınız da hangi şirket size kocaman bir “hediye” vermez?
“Yeryüzü cenneti”nin de elbette çok büyük ve gittikçe büyüyen bir “hediye”si var:
Şişmanlık!
Tıbbi adıyla obezite!
30 yaşını geçip de “fazla” kilolarından şikâyet etmeyen pek az kişi olduğu gibi, daha tehlikeli bir gidiş de var: Obezite çocuklarımızı tehdit ediyor… Şişmanlık artık çocukluktan başlıyor… Etrafınıza bir bakın, tehlikeyi göreceksiniz…
x x x
YENİ BİR İŞ KOLU TÜREDİ; ZAYIFLATMA SEKTÖRÜ
“Yeryüzü cenneti”, önce insanları şişmanlatıyor, şişiriyor…
Sonra, “gel seni tedavi edeyim, zayıflatayım” diyor…