Birkaç defa derneğe, Çağrı'yı ziyarete gelmiş, her seferinde Çağrı'nın ve derneğin kitaplarından almış, cömertçe bağışlarda bulunmuştu.
Çağrı, bir gün, bir hikâye denemesi yazdı ve bunu köşesinde yayımladı. Hikâye konusunda uzman olarak kabul ettiği Altay'dan hikâyesini eleştirmesini rica etti. Arkadaşı eleştirdi:
- Öykü biçimine uygun ama konu, anlatım, korku, sevinç, şaşkınlık, heyecan yaratarak son bulma gibi yönlerden yeniden elden geçirilmeli? Sondaki karakter tamamen öyküden çıkarılmalı. İmla hataları var. Anlatımda, makale dilinden uzaklaşıp, öykü diline yönelmek gerekir. İlginç birkaç diyalogla süslenmeli. İçsel muhakemeler, hesaplaşmalar, gelgitler olmalı?
Çağrı gördü ki bu eleştirileri ancak konunun uzmanı yapabilir. Hataları ancak samimi bir dost bu kadar açık ve nazik bir dille ortaya koyabilir. Bu önerileri, sadece öykü tekniğine tamamen hâkim bir edebiyatçı yapabilir. Altay'ın bu açıklığı, uzmanlığı, samimiyeti ve inceliği Çağrı'da hem saygı hem de hayranlık uyandırdı.
Eleştiri ve öneriler için içtenlikle teşekkür etti. Edebiyat sohbetleri yapmak için daha sık buluşmaya başladılar. Bir buluşmalarında, Çağrı;
- Sevgili dostum, seninle sohbet ederken vaktimin her saniyesini değerlendirdiğimi, zamanımın son derece verimli geçtiğini hissediyorum. Kardeşim, iyi ki varsın, diye memnuniyetini dile getirmiş, Altay da,