O ağır ve kirletici işten fırsat bulur bulmaz en temiz elbiseler giyilirdi. Pantolonlar daima ütülü, ayakkabılar pırıl pırıl boyalı, başlar kasketli. Sakal bırakan Hacı Baba dışında, Cömertlerin erkekleri her gün sakal tıraşı olur, bıyık pek bırakılmazdı.
Turgut Bey, kılık kıyafet konusunda çok titizdi. Tıraşını, ütülü giyinmeyi ve hele ayakkabı boyasını hiç ihmal etmediği gibi, çocuklarının da aynı şekilde giyinip kuşanmasına çok dikkat ederdi.
İzmir'de bulunduğu günlerden birinde, Turgut Bey, Çağrı'yla sohbet ediyordu. Eskilerden, yenilerden, oradan, buradan konuşurken, laf, yapılan zahmetli işlere ve kazandıklarına geldi. Turgut Bey heyecanlandı. Çağrı'nın gözlerinin içine bakarak, son derece önemli bir sırrı açıklar, bir şey vasiyet eder, aynı zamanda, ömrünün muhasebesini yapıp, hesabını verir gibi, büyük bir ciddiyetle;
- Zılla* alnımızın teri, zılla alnımızın teri, dedi.
Bu kısacık açıklama Çağrı'yı duygulandırdı ve etkiledi. Alın teriyle kazanan bir babanın oğlu olarak onur duydu. Ömür boyu, bu onura layık olmalıyım diye içinden geçirdi.
Turgut Bey'in iki oğlu bir kızı vardı. Oğullar iyi tahsil görmüşlerdi. Çağrı, toplum bilimleri okumuş, Tuğrul inşaat mühendisi olmuş, ikisi de kamuda çalışmışlardı. Kızı Çiçek liseyi bitirmiş sonra evlenmişti.