Buyurun lütfen, kendi kendimizle
hesaplaşma vetiresinde; (((ki, bu dünyada ilk hesaplaşmamız, behemehal kendimizle
olmak zorundadır, zira kendimizle hesaplaşmadan kimseyle hesaplaşamayız. Öyle ya,
tarihin tekerleği bizim irademizle ve kararlarımızla dönüyor, bizim
tercihlerimiz kaderimizi tayin ediyor ve kaderlere etkide bulunuyor. Yani bir
birey olarak adeta bir katalizör gibi çalışıyoruz, ne kadar da sünger olma
halimiz ağır bassa da. Kendimizi yargılamadan, yargılayacağımız kimseyi
bulamayız. İlk taşı atması gereken kimdi? Kim atmaya layıktır?)))
tarihi tecrübelerin ışığında ve kültürel hamulemiz temelinde, tüm doğrularımızın
peçesini sıyırıp atmaya (((ki, bu bizim özgürlüğümüzü tevlit edecektir, zira doğru
diye bildiklerimiz yanlışsa onların yükünden kurtulmamızı sağlayacaktır, öyle
ya kendi doğrularımız diye diye doğruları ıskaladık ve yaşamı öteledik.)))
ve gerçek bilgiyi merdiven yapıp, aklı önder kılıp, bilimsel metotları kullanıp
mutlak doğruya yani saf, sade, basit doğruya ulaşmaya cesaretimiz var mı? Hani bir
Çin atasözü
diyor ya; ‘’üç
türlü doğru vardır; benim doğrum, senin doğrun ve doğru.’’ İşte bizim
doğruya ulaşmamız iktiza ediyor. Çünkü yolumuzu ve yönümüzü bulmamız buna
merbuttur. Zira hiçbir sorunu, ne benim doğrularımla, ne senin doğrularınla, ne
onun doğrularıyla, ne bunun doğrularıyla çözüme kavuşturamayız ama doğru ile
bunu becerebiliriz. Öyle ya bir doğru var ve o doğru herkes için doğrudur. Öyleyse
kendi doğrularımızı, doğru ile teraziye koymalı ve tartmalıyız, ağır geleni
tolere etmekte tereddüt etmememliyiz. Evet buyurun lütfen, doğru
bildiklerimizle, bulacağımız gerçek doğruları kıyas yapalım, bildiklerimiz
doğru mudur yanlış mıdır görelim. (((bu, yemin ediyorum, bir insan için muazzam bir şeydir ama
bunu kaldırabilecek gönlümüz var mıdır? Doğruya ulaşmak kadar emsalsiz bir
nimet olabilir mi ya? Öyleyse bunu yapmakta ve ulaştığımız doğruları
hayatımızın hakimi kılmakta tereddüt etmemeliyiz.))) Ulaştığımız
doğruyu tolere edebilecek yüreğimiz var mı? Riyakarlığa, samimiyetsizliğe, sahtekarlığa
lüzum yok. İnsan gibi hareket edelim. Hani nerede o ahkâm kesen enteller,
yapabilecekler mi bunu? Malumatfuruş âlimler, kalemleri kiralık aydınlar,
maveraya dair hakikatleri mi söyleyecekler yoksa masivaya dair hakikatleri mi? Niye
korkuyoruz doğruyu araştırmaktan ve ona ulaşmaktan? (((Evet, buyurun düzenbaz ve madrabaz
politikacılar, kalemini kiralayan aydın bozuntuları, din taciri malumatfuruş
alimler, sahtekar ideologlar, sözde bilimciler, pezevenk kompradrolar, hadi
buyurun gerçek doğruyu bulmaya ve onu önkoşulsuz tolere etmeye var mısınız?))) Güya
kendilerini layüsel gören ve her şeyi bildikleri iddiasıyla arzı endam eyleyen
sahtekâr politikacılar ne zaman insanlığın menfaatleri için dövüşecekler? Ne zaman
halkın acılarını dindirmek için kendi sevinçlerinden feragat edecekler,
fedakarlıklarını öldükten sonra mı yapmayı düşünüyorlar? Yoksa kendi kirli
çıkarları için tüm insanlığı sarf-ı nazar mı eyleyecekler yine? Bencilliğin buzlu
sularında yüzmeye devam mı edecekler? Hangisi daha onurluca olur? Hangisi
kurtuluşu vaat eder insanlığa? Hangisi gerçekten yapılması gerekendir? Yoksa
menfaatlerimizi mi düşünüyoruz ve çarklarımızı döndürme gayreti içinde miyiz?
Hiçbir ezaya, cefaya, sıkıntıya katlanmadan, hiçbir fedakârlık yapmadan, doğruya
ve hakikate teğet geçerek ve kendimize yönelen okları gerisin geriye atarak
nereye varabileceğimizi sanıyoruz? Günün ve devrin adamı olmakla, hakikati
örtmekle, doğruyu yok saymakla ve küçük, ucuz, basit menfaatlerimizi temin
etmekle bir şey yaptığımızı, yaralara merhem olduğumuzu sanıyoruz. Hiçbir
yaraya da merhem olmuşluğumuz yoktur bugüne değin. (((Hayır, aksini iddia eden buyursun söylesin. Hangi
acılarımız son buldu, hangi yaralarımız kabuk bağladı ve iyileşti, hangi
çalınmış mutluluğumuz bize geri geldi, gasp edilen hangi hakkımız geri
verildi?))) Sonra da kendimize matuf olarak insanız demekten hicap
duymuyoruz. (((İnsan
olmayı kolay bir şey sanıyoruz. Ben insan göremiyorum, görebilen varsa lütfen
haber versin. Öyle insanım demekle insan olunamayacağını defaatle ifade ettik. Ki,
bu benim doğrum değildir, doğrudur.))) Haya perdesini yırtıp
atmışız, hicap duyacak yüz mü kalmış desenize. Oysa beklentisiz olanlardır
hakikatten korkmayanlar ve hakikati apaçık olarak dile getirebilenler ve büyük
bedellerden imtina etmeyenler. Sanki dünyaya kazık çaktık da, kimse bizi
çıkaramayacak ve hep burada olacağız. Ahmağız, aptalız, cahiliz, nankörüz. Gideceğiz
lan gideceğiz, burası dünya ve dünya kazık çakılacak yer değildir, biraz
dinlenilip, oyalanılıp, kalkılıp gidilecek yerdir. Her türlü kurtuluş büyük
bedeller ister insandan ve insan bedel ödemeden insanlığına mülaki olamaz.
Bedel ödemeden elde edilen ne olabilir ki şu alemde? Köpek bile bedel ödüyor,
önüne konan yal için. Sahibi için mütemadiyen havlıyor. Öyle insanım demekle
insan olunmaz, o zaman insan gibi görünen herkesi insan sayardık ve böylesi bir
şey gerçek insanlara ihanet olurdu. Dünyada ki en zor şeydir insan olmak; büyük kavgaları, büyük
bedelleri, zorlu koşuları iktiza eder. Bedelini ödedik mi ki, insan olarak arz-ı endam
eyleyebilmeye cüret edeceğiz insanlık toprağında? Lütfen biraz
hissiyat, hassasiyet ve haysiyet. Bizim, tarihe iz bırakmış insanlardan da
haberimiz yok. Onlar bizim gibi yaşayarak mı silinmesi muhal ender muhal olan
izler bıraktılar? Kuru hamasetlerle ömür çürütüyoruz, zaman öldürüyoruz,
günümüzü dolduruyoruz. İkbalimiz uğruna atmadığımız takla, çevirmediğimiz
dolap, kırmadığımız kalp, ihanet etmediğimiz dost, küfretmediğimiz topluluk yok
maalesef. Birileri gidecek deyip, ondan sonra her şey mutlaka ben olmalıyım
diye düşünüp, halk beni şöyle görsün diye hesaplayarak, halka matuf popülist
işgüzarlık yapmak uğruna insan kitlelerine şerefsizce davranabiliyoruz. Her
şeyi çıkarlarımız uğruna yok edebiliyoruz ve çiğneyebiliyoruz.
İNSANLIĞIN KURTULUŞ MANİFESTOSU...10...
Özgür DENİZ - 08.02.2026
Tarih: 08.02.2026
Okunma: 18
YORUMLAR
Yorumunuzu ekleyin.