İNSANLIĞIN KURTULUŞ MANİFESTOSU...10...

Özgür DENİZ - 08.02.2026

Buyurun lütfen, kendi kendimizle hesaplaşma vetiresinde; (((ki, bu dünyada ilk hesaplaşmamız, behemehal kendimizle olmak zorundadır, zira kendimizle hesaplaşmadan kimseyle hesaplaşamayız. Öyle ya, tarihin tekerleği bizim irademizle ve kararlarımızla dönüyor, bizim tercihlerimiz kaderimizi tayin ediyor ve kaderlere etkide bulunuyor. Yani bir birey olarak adeta bir katalizör gibi çalışıyoruz, ne kadar da sünger olma halimiz ağır bassa da. Kendimizi yargılamadan, yargılayacağımız kimseyi bulamayız. İlk taşı atması gereken kimdi? Kim atmaya layıktır?))) tarihi tecrübelerin ışığında ve kültürel hamulemiz temelinde, tüm doğrularımızın peçesini sıyırıp atmaya (((ki, bu bizim özgürlüğümüzü tevlit edecektir, zira doğru diye bildiklerimiz yanlışsa onların yükünden kurtulmamızı sağlayacaktır, öyle ya kendi doğrularımız diye diye doğruları ıskaladık ve yaşamı öteledik.))) ve gerçek bilgiyi merdiven yapıp, aklı önder kılıp, bilimsel metotları kullanıp mutlak doğruya yani saf, sade, basit doğruya ulaşmaya cesaretimiz var mı? Hani bir Çin atasözü diyor ya; ‘’üç türlü doğru vardır; benim doğrum, senin doğrun ve doğru.’’ İşte bizim doğruya ulaşmamız iktiza ediyor. Çünkü yolumuzu ve yönümüzü bulmamız buna merbuttur. Zira hiçbir sorunu, ne benim doğrularımla, ne senin doğrularınla, ne onun doğrularıyla, ne bunun doğrularıyla çözüme kavuşturamayız ama doğru ile bunu becerebiliriz. Öyle ya bir doğru var ve o doğru herkes için doğrudur. Öyleyse kendi doğrularımızı, doğru ile teraziye koymalı ve tartmalıyız, ağır geleni tolere etmekte tereddüt etmememliyiz. Evet buyurun lütfen, doğru bildiklerimizle, bulacağımız gerçek doğruları kıyas yapalım, bildiklerimiz doğru mudur yanlış mıdır görelim. (((bu, yemin ediyorum, bir insan için muazzam bir şeydir ama bunu kaldırabilecek gönlümüz var mıdır? Doğruya ulaşmak kadar emsalsiz bir nimet olabilir mi ya? Öyleyse bunu yapmakta ve ulaştığımız doğruları hayatımızın hakimi kılmakta tereddüt etmemeliyiz.))) Ulaştığımız doğruyu tolere edebilecek yüreğimiz var mı? Riyakarlığa, samimiyetsizliğe, sahtekarlığa lüzum yok. İnsan gibi hareket edelim. Hani nerede o ahkâm kesen enteller, yapabilecekler mi bunu? Malumatfuruş âlimler, kalemleri kiralık aydınlar, maveraya dair hakikatleri mi söyleyecekler yoksa masivaya dair hakikatleri mi? Niye korkuyoruz doğruyu araştırmaktan ve ona ulaşmaktan? (((Evet, buyurun düzenbaz ve madrabaz politikacılar, kalemini kiralayan aydın bozuntuları, din taciri malumatfuruş alimler, sahtekar ideologlar, sözde bilimciler, pezevenk kompradrolar, hadi buyurun gerçek doğruyu bulmaya ve onu önkoşulsuz tolere etmeye var mısınız?))) Güya kendilerini layüsel gören ve her şeyi bildikleri iddiasıyla arzı endam eyleyen sahtekâr politikacılar ne zaman insanlığın menfaatleri için dövüşecekler? Ne zaman halkın acılarını dindirmek için kendi sevinçlerinden feragat edecekler, fedakarlıklarını öldükten sonra mı yapmayı düşünüyorlar? Yoksa kendi kirli çıkarları için tüm insanlığı sarf-ı nazar mı eyleyecekler yine? Bencilliğin buzlu sularında yüzmeye devam mı edecekler? Hangisi daha onurluca olur? Hangisi kurtuluşu vaat eder insanlığa? Hangisi gerçekten yapılması gerekendir? Yoksa menfaatlerimizi mi düşünüyoruz ve çarklarımızı döndürme gayreti içinde miyiz? Hiçbir ezaya, cefaya, sıkıntıya katlanmadan, hiçbir fedakârlık yapmadan, doğruya ve hakikate teğet geçerek ve kendimize yönelen okları gerisin geriye atarak nereye varabileceğimizi sanıyoruz? Günün ve devrin adamı olmakla, hakikati örtmekle, doğruyu yok saymakla ve küçük, ucuz, basit menfaatlerimizi temin etmekle bir şey yaptığımızı, yaralara merhem olduğumuzu sanıyoruz. Hiçbir yaraya da merhem olmuşluğumuz yoktur bugüne değin. (((Hayır, aksini iddia eden buyursun söylesin. Hangi acılarımız son buldu, hangi yaralarımız kabuk bağladı ve iyileşti, hangi çalınmış mutluluğumuz bize geri geldi, gasp edilen hangi hakkımız geri verildi?))) Sonra da kendimize matuf olarak insanız demekten hicap duymuyoruz. (((İnsan olmayı kolay bir şey sanıyoruz. Ben insan göremiyorum, görebilen varsa lütfen haber versin. Öyle insanım demekle insan olunamayacağını defaatle ifade ettik. Ki, bu benim doğrum değildir, doğrudur.))) Haya perdesini yırtıp atmışız, hicap duyacak yüz mü kalmış desenize. Oysa beklentisiz olanlardır hakikatten korkmayanlar ve hakikati apaçık olarak dile getirebilenler ve büyük bedellerden imtina etmeyenler. Sanki dünyaya kazık çaktık da, kimse bizi çıkaramayacak ve hep burada olacağız. Ahmağız, aptalız, cahiliz, nankörüz. Gideceğiz lan gideceğiz, burası dünya ve dünya kazık çakılacak yer değildir, biraz dinlenilip, oyalanılıp, kalkılıp gidilecek yerdir. Her türlü kurtuluş büyük bedeller ister insandan ve insan bedel ödemeden insanlığına mülaki olamaz. Bedel ödemeden elde edilen ne olabilir ki şu alemde? Köpek bile bedel ödüyor, önüne konan yal için. Sahibi için mütemadiyen havlıyor. Öyle insanım demekle insan olunmaz, o zaman insan gibi görünen herkesi insan sayardık ve böylesi bir şey gerçek insanlara ihanet olurdu. Dünyada ki en zor şeydir insan olmak; büyük kavgaları, büyük bedelleri, zorlu koşuları iktiza eder. Bedelini ödedik mi ki, insan olarak arz-ı endam eyleyebilmeye cüret edeceğiz insanlık toprağında? Lütfen biraz hissiyat, hassasiyet ve haysiyet. Bizim, tarihe iz bırakmış insanlardan da haberimiz yok. Onlar bizim gibi yaşayarak mı silinmesi muhal ender muhal olan izler bıraktılar? Kuru hamasetlerle ömür çürütüyoruz, zaman öldürüyoruz, günümüzü dolduruyoruz. İkbalimiz uğruna atmadığımız takla, çevirmediğimiz dolap, kırmadığımız kalp, ihanet etmediğimiz dost, küfretmediğimiz topluluk yok maalesef. Birileri gidecek deyip, ondan sonra her şey mutlaka ben olmalıyım diye düşünüp, halk beni şöyle görsün diye hesaplayarak, halka matuf popülist işgüzarlık yapmak uğruna insan kitlelerine şerefsizce davranabiliyoruz. Her şeyi çıkarlarımız uğruna yok edebiliyoruz ve çiğneyebiliyoruz.

Tarih: 08.02.2026 Okunma: 18

YORUMLAR

Yorumunuzu ekleyin.

İsim: *

E-posta Adresiniz: *

* (E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.)

Yorum: *

Güvenlik Sorusu:
Türkiye'nin başkenti neresidir?