İNSANLIĞIN KURTULUŞ MANİFESTOSU...9...

Özgür DENİZ - 07.02.2026

Münhasıran insanlık için yapıyoruz ne yapıyorsak. Herhangi bir taraftaki insanlık için değil, tefrikayı tolere etmiyoruz, yekpare insanlık için yapıyoruz. İnsanlık dünden bugüne ne çektiyse tefrikadan çekti. Kötülerin, zalimlerin, adi ve aşağılık kapitalizmin kadim egemenliğinin yegâne sigortası tefrikadır. İnsanlık bunu hala anlamış ve idrak etmiş değil ama gerçek bu. Çünkü insanlığı atomize ve polarize etmeden, insanlık üzerinde hesap yapılamaz, insanlık üzerinden menfaat kotarılamaz, insanlıkla birlikte oyun kurulamaz. İnsanlığın tefrik edilmeye ve bölük pörçük yapılmaya çalışıldığı bir zamanda, ezilen iyilerin birleşik gücü kurtuluşa giden tek yoldur. İnsanın ve insanlığın düşmanlarının ilk yaptıkları ve badema da yapacakları şey; insanları tefrik ederek parçalamak ve her bir parçasının başına kendi mutemet elemanlarını yerleştirmektir. Böylece zahmetsiz ve külfetsiz olarak insanlığı yönlendirip yönetebileceklerdir. Binaenaleyh, biz de, madem insanlığın kurtuluşunu istiyoruz, bu yolda melun kapitalizmle savaşıyoruz ve bunun için bir şeyler yapmaya çalışıyoruz, öyleyse beklentisiz, çıkarsız, pazarlıksız yapıyoruz yaptığımız ne varsa. Ve kavgamızdan umduğumuz bir menfaatimiz yoktur. Hasbiyiz, hesabi değil. Vekil değiliz ki, halka hizmet ediyoruz diye bundan ücret talep edelim ve halktan çok yukarılarda ve çok farklı coğrafyalarda yaşayalım, halkı da gettolara mahkum edelim. Halka acı verip kendimiz mutluluğu alalım. İnsanlık sofrasına buyuru beklemeden dalalım. Beklentisiz, bedelsiz bir hizmet olması iktiza eden vekilliği parayla yapanlardan hangi iyiliği bekleyebilirsiniz yahut sizin adınıza bir bedel ödeyeceklerini bekleyebilir misiniz? Düşünebiliyor musunuz, vekillik için herhangi bir okul bitirmiyorlar, hiçbir eğitimden geçmiyorlar, hiçbir bedel ödemiyorlar hatta hiçbir şey yapmıyorlar, parayı basıyorlar koltuğu kapıyorlar, koltukta da yaptıkları hiçbir şey şey yok, halkın olanı bir şekilde halktan almaktan başka, sonra da iki yıl vekillik yapınca emekli olup bedavadan halkın hazinesinden yüz binlerce lirayı ceplerine indiriyorlar. Ve insanlık böylesi azim ve şedit bir adaletsizliği görmüyor, anlamıyor, bilakis tolere ediyor. Bunların aksine biz insanlığın düştüğü durumdan dolayı muzdaribiz. Bu yüzden de deruhte ettiğimiz sorumluluğu bihakkın ifa ve icra etmeye gayret ediyoruz yani insanlık ödevimizi yapıyoruz. Bundan da bir bedel beklemiyoruz. Zira insanlığa, insanlıktan bir bedel umarak hizmet edilemez. Böylesi bir şey insan olmaklığa mugayir bir şeydir.

 

Geçelim!

 

Hesapsız, umarsız, çıkarsız ve apaçık olarak ifade etmek ihtiyacını hissettiğim şey şudur ki; insan denilen varlığın ihtiyaç duyduğu ve ihtiyaç duyması gerektiği şey; her şeyden evvel ve behemehâl, bizatihi insanlık tarihi sürecinde ki yaşanmış tecrübeler ışığında, hiçbir zümrenin, şahsın, partinin, cemaatin, fraksiyonun menfaatini düşünmeden, direkt olarak safi bir insan olmak bağlamında münhasıran hakikatin ışığını görmek ve ona yönelmektir ve hakikatin ışığında olguları ve olayları namusluca tahlil, tetkik, tahkik etmek ve çözümlemektir ve buradan sorunları doğru teşhis edip, çare olacak tedavi yöntemleri geliştirmektir. Hayır yani bir biz varız bu dünyada, niye bizi yok sayıpta gidipte başkaları için, üstelikte bize bir gram faydası ve iyiliği dokunmayanlar için hatta hiçbir zaman da dokunmayacak olanlar için kendimizi heba ediyoruz, onların kirli menfaatleri için kendimizi harcıyoruz? Hülasa; yapmamız icap eden şey, her anlamda ve yönde kolektif yaşamaktır, insiyaki davranışlar sergilemek değildir. Bilakis akıllı ve iradeli davranışlar sergilemektir. Diğer türlü havanda su döğmekten başka hiçbir şey yapmayız. Yaptığımızı sansakta yapmayız, yapmış olmayız. Kendi kendimize gelin güvey oluruz. Dağa küseriz ama hakikatte dağın bizden haberi bile yoktur. Fakat çok şey yaptığımızı sanırız ahmakça.

 

Geçelim!

 

Eleştiriye tahammül edemeyen, eleştiriye kendini kapatan, eleştirene acımasızca düşmanlık gösteren, kendini, bilgisini ve gücünü layüsel ve dokunulmaz addeden ve tüm bu durumları dogmatik bir ideolojiye tedvir eyleyip, aklın önüne geçirip, insanlığa da dikte etmeye yeltenen her kim olursa olsun ya da hangi medeniyet olursa olsun veyahut ta ki din bile bu hale düşürülmüş olsa bile ve dahası hangi ideoloji bu şekilde yaklaşım içinde bulunursa bulunsun hiçbir zaman necatın müsebbibi olacak raddeye gelemez. Bilakis kendi ürettiği zorbalığın içinde yok olur gider. Bunu ruhlarımıza ve zihinlerimize kazımalıyız, hem de icap ediyorsa kanla kazımalıyız. Zira necata doğru tek bir adım bile atma mecalimiz ve şansımız olamaz. Bitevi tereddi eder, tedenniye mahkûm oluruz, terakkiyi rüyalarımızda bile göremeyiz. Münhasıran kuru ve boş edebiyat yaparız. Oysa maksad eylem yapmak olmalıdır ve sonucu doğuracak olan da eylem olacaktır. Tenkidin olmazsa olmaz önkoşullarından birisi, belki de birincisi, kendi doğrularım diye bir şeyin olamayacağının ve böyle bir şeyin tüm insanlığa dikte edilemeyeceğinin farkına varmaktır. Bilakis, ilk evvelde kendi doğrularım dediğin şeyle behemehâl hesaplaşmasını bilmektir ve buna cüret etmektir. Çünkü kendi doğrularım hakikatin düşmanıdır ve bu bilinmelidir. Medeni insanlara galabe çalmak ikna iledir icbar ile değil ve kendi doğrularını dikte etmek icbardan başka bir şey olamaz. Artık zaman, atalarımızdan tevarüs eden inançlardan sıyırılıp kurtulmaktır ve hiçbir inancı da dogmaya dönüştürmeden tedavide kullanabilmektir. Yapabilecek yüreğimiz ve tolere edebilecek beynimiz var mı bunu? Aklı ne zaman aktive edeceğiz ya da etmeyi düşünüyoruz? Yoksa birilerinin kuyruğuna sinek gibi yapışıp, hep orada kalmayı ve bu meyanda oynayacak bir şeyler bulup onunla oyalanmayı ve iktifa etmeyi mi düşlüyoruz? Böyle hayat sürmez, böyle gitmez, böyle ömür tüketilemez. Unutmayın ki; herkes layığını bulur ve layığınca yaşatılır. Ya insan gibi yaşarsınız ya da hayvan gibi ama nasıl yaşayacğaınızı siz bilirsiniz ve layık olduğunuz hayatı almak için gerekirse savaşırsınız, elbette insanca. Ama önce ne olduğunuzu ve nasıl yaşadığınızı farketmeniz iktiza eder. Çünkü bunu yapmadan, bundan sonra gelecek süreci doğru yürütemezsiniz. İnsanız diyorsanız, insanın nasıl yaşaması gerektiğini ama kendinizin nasıl yaşadığınızı çözümlemeniz icap eder. Çözümlemeden sonra da cevaba göre bir yol haritası tayin etmeniz icap eder. Şeytan, sizi kirli oyunlarıyla ve zehirli oyuncaklarıyla aldatmasın!

Tarih: 07.02.2026 Okunma: 6

YORUMLAR

Yorumunuzu ekleyin.

İsim: *

E-posta Adresiniz: *

* (E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.)

Yorum: *

Güvenlik Sorusu:
Türkiye'nin başkenti neresidir?