Münhasıran insanlık için yapıyoruz ne
yapıyorsak. Herhangi bir taraftaki insanlık için değil, tefrikayı tolere
etmiyoruz, yekpare insanlık için yapıyoruz. İnsanlık dünden bugüne ne çektiyse
tefrikadan çekti. Kötülerin, zalimlerin, adi ve aşağılık kapitalizmin kadim egemenliğinin
yegâne sigortası tefrikadır. İnsanlık bunu hala anlamış ve idrak etmiş değil
ama gerçek bu. Çünkü insanlığı atomize ve polarize etmeden, insanlık üzerinde
hesap yapılamaz, insanlık üzerinden menfaat kotarılamaz, insanlıkla birlikte
oyun kurulamaz. İnsanlığın tefrik edilmeye ve bölük pörçük yapılmaya
çalışıldığı bir zamanda, ezilen iyilerin birleşik gücü kurtuluşa giden tek
yoldur. İnsanın ve insanlığın düşmanlarının ilk yaptıkları ve badema da
yapacakları şey; insanları tefrik ederek parçalamak ve her bir parçasının
başına kendi mutemet elemanlarını yerleştirmektir. Böylece zahmetsiz ve
külfetsiz olarak insanlığı yönlendirip yönetebileceklerdir. Binaenaleyh, biz
de, madem insanlığın kurtuluşunu istiyoruz, bu yolda melun kapitalizmle
savaşıyoruz ve bunun için bir şeyler yapmaya çalışıyoruz, öyleyse beklentisiz,
çıkarsız, pazarlıksız yapıyoruz yaptığımız ne varsa. Ve kavgamızdan umduğumuz
bir menfaatimiz yoktur. Hasbiyiz, hesabi değil. Vekil değiliz ki, halka hizmet
ediyoruz diye bundan ücret talep edelim ve halktan çok yukarılarda ve çok farklı
coğrafyalarda yaşayalım, halkı da gettolara mahkum edelim. Halka acı verip
kendimiz mutluluğu alalım. İnsanlık sofrasına buyuru beklemeden dalalım. Beklentisiz,
bedelsiz bir hizmet olması iktiza eden vekilliği parayla yapanlardan hangi
iyiliği bekleyebilirsiniz yahut sizin adınıza bir bedel ödeyeceklerini
bekleyebilir misiniz? Düşünebiliyor musunuz, vekillik için herhangi bir okul
bitirmiyorlar, hiçbir eğitimden geçmiyorlar, hiçbir bedel ödemiyorlar hatta
hiçbir şey yapmıyorlar, parayı basıyorlar koltuğu kapıyorlar, koltukta da yaptıkları
hiçbir şey şey yok, halkın olanı bir şekilde halktan almaktan başka, sonra da
iki yıl vekillik yapınca emekli olup bedavadan halkın hazinesinden yüz binlerce
lirayı ceplerine indiriyorlar. Ve insanlık böylesi azim ve şedit bir
adaletsizliği görmüyor, anlamıyor, bilakis tolere ediyor. Bunların aksine biz insanlığın
düştüğü durumdan dolayı muzdaribiz. Bu yüzden de deruhte ettiğimiz sorumluluğu
bihakkın ifa ve icra etmeye gayret ediyoruz yani insanlık ödevimizi yapıyoruz. Bundan
da bir bedel beklemiyoruz. Zira insanlığa, insanlıktan bir bedel umarak hizmet
edilemez. Böylesi bir şey insan olmaklığa mugayir bir şeydir.
Geçelim!
Hesapsız, umarsız, çıkarsız ve apaçık
olarak ifade etmek ihtiyacını hissettiğim şey şudur ki; insan denilen varlığın
ihtiyaç duyduğu ve ihtiyaç duyması gerektiği şey; her şeyden evvel ve
behemehâl, bizatihi insanlık tarihi sürecinde ki yaşanmış tecrübeler ışığında,
hiçbir zümrenin, şahsın, partinin, cemaatin, fraksiyonun menfaatini düşünmeden,
direkt olarak safi bir insan olmak bağlamında münhasıran hakikatin ışığını
görmek ve ona yönelmektir ve hakikatin ışığında olguları ve olayları namusluca
tahlil, tetkik, tahkik etmek ve çözümlemektir ve buradan sorunları doğru teşhis
edip, çare olacak tedavi yöntemleri geliştirmektir. Hayır yani bir biz varız bu
dünyada, niye bizi yok sayıpta gidipte başkaları için, üstelikte bize bir gram
faydası ve iyiliği dokunmayanlar için hatta hiçbir zaman da dokunmayacak olanlar
için kendimizi heba ediyoruz, onların kirli menfaatleri için kendimizi
harcıyoruz? Hülasa; yapmamız icap eden şey, her anlamda ve yönde kolektif
yaşamaktır, insiyaki davranışlar sergilemek değildir. Bilakis akıllı ve iradeli
davranışlar sergilemektir. Diğer türlü havanda su döğmekten başka hiçbir şey
yapmayız. Yaptığımızı sansakta yapmayız, yapmış olmayız. Kendi kendimize gelin
güvey oluruz. Dağa küseriz ama hakikatte dağın bizden haberi bile yoktur. Fakat
çok şey yaptığımızı sanırız ahmakça.
Geçelim!
Eleştiriye tahammül edemeyen,
eleştiriye kendini kapatan, eleştirene acımasızca düşmanlık gösteren, kendini,
bilgisini ve gücünü layüsel ve dokunulmaz addeden ve tüm bu durumları dogmatik
bir ideolojiye tedvir eyleyip, aklın önüne geçirip, insanlığa da dikte etmeye
yeltenen her kim olursa olsun ya da hangi medeniyet olursa olsun veyahut ta ki
din bile bu hale düşürülmüş olsa bile ve dahası hangi ideoloji bu şekilde
yaklaşım içinde bulunursa bulunsun hiçbir zaman necatın müsebbibi olacak
raddeye gelemez. Bilakis kendi ürettiği zorbalığın içinde yok olur gider. Bunu
ruhlarımıza ve zihinlerimize kazımalıyız, hem de icap ediyorsa kanla
kazımalıyız. Zira necata doğru tek bir adım bile atma mecalimiz ve şansımız
olamaz. Bitevi tereddi eder, tedenniye mahkûm oluruz, terakkiyi rüyalarımızda
bile göremeyiz. Münhasıran kuru ve boş edebiyat yaparız. Oysa maksad eylem
yapmak olmalıdır ve sonucu doğuracak olan da eylem olacaktır. Tenkidin olmazsa
olmaz önkoşullarından birisi, belki de birincisi, kendi doğrularım diye bir
şeyin olamayacağının ve böyle bir şeyin tüm insanlığa dikte edilemeyeceğinin
farkına varmaktır. Bilakis, ilk evvelde kendi doğrularım dediğin şeyle
behemehâl hesaplaşmasını bilmektir ve buna cüret etmektir. Çünkü kendi
doğrularım hakikatin düşmanıdır ve bu bilinmelidir. Medeni insanlara
galabe çalmak ikna iledir icbar ile değil ve kendi doğrularını dikte etmek
icbardan başka bir şey olamaz. Artık zaman, atalarımızdan tevarüs eden inançlardan
sıyırılıp kurtulmaktır ve hiçbir inancı da dogmaya dönüştürmeden tedavide
kullanabilmektir. Yapabilecek yüreğimiz ve tolere edebilecek beynimiz var mı
bunu? Aklı ne zaman aktive edeceğiz ya da etmeyi düşünüyoruz? Yoksa birilerinin
kuyruğuna sinek gibi yapışıp, hep orada kalmayı ve bu meyanda oynayacak bir
şeyler bulup onunla oyalanmayı ve iktifa etmeyi mi düşlüyoruz? Böyle hayat
sürmez, böyle gitmez, böyle ömür tüketilemez. Unutmayın ki; herkes layığını
bulur ve layığınca yaşatılır. Ya insan gibi yaşarsınız ya da hayvan gibi ama
nasıl yaşayacğaınızı siz bilirsiniz ve layık olduğunuz hayatı almak için gerekirse
savaşırsınız, elbette insanca. Ama önce ne olduğunuzu ve nasıl yaşadığınızı
farketmeniz iktiza eder. Çünkü bunu yapmadan, bundan sonra gelecek süreci doğru
yürütemezsiniz. İnsanız diyorsanız, insanın nasıl yaşaması gerektiğini ama
kendinizin nasıl yaşadığınızı çözümlemeniz icap eder. Çözümlemeden sonra da
cevaba göre bir yol haritası tayin etmeniz icap eder. Şeytan, sizi kirli oyunlarıyla ve zehirli
oyuncaklarıyla aldatmasın!