O “madde” kim bilir ne kalpler kırdı? Ne kadar genç kızı, kadını baştan çıkardı?
Kim bilir kaç “adam”ı adamlıktan çıkardı, bozdu, “satın aldı”, yozlaştırdı?
Hayır, hayır, altın hiçbir zaman temiz, “kıymetli”, “elzem” bir “materyal” değildi.
Bugün, artık altın işletmenin, altın madeninin büyük bir “tahrip” kalıbı olduğu bilgisine ve bilincine eriştik. Ülke çapında, ülkeyi tahrip edecek güçte bir “tahrip kalıbı”…
Altın neden kıymetli? Yenmez, içilmez ama kıymetli…
O bizi yediği halde, ömürlerimizi kısalttığı, tükettiği halde kıymetli!
Neden?
Çünkü ona biz “kıymet” veriyoruz.
Biz kıymet vermezsek tenekeden farkı kalmayacak!
O vakit, vermeyelim!
Yatırım aracı gözüyle bakmayalım.
Varsa, elimizden çıkaralım.
Artık düğünlerde, sünnetlerde, hele yeni doğmuş masum bebelere “hediye” olarak takmayalım.
Ödül olarak ortaya altın koymayalım.
“Altın madalya”, “altın kupa”, “altın portakal”, “altın ayı”, “altın ayakkabı”, “altın lale” gibi ödülleri boykot edelim.
En iyisi, en güzeli, altını toptan boykot edelim.
Biz altına kıymet vermezsek, altının değeri düşer, böylece, altın madenleri de “kârlı” olmaktan çıkar. Cazibesini kaybeder. Bugünden yarına değeri sıfırlanmaz elbette ama Cerattepe’yi boykot ediyorsak, altını da boykot etmeli, hayatımızdan çıkarmalıyız. Önemli olan, kendi hayatımızdan altını çıkarmaktır. Altın madenine karşı çıkanın borcudur bu. O madene karşı olmanın gereğidir.