NECİP FAZIL: CAMİLERİ DOLDURUP DA İÇİNE GİREMEYENLER

İsmail Hakkı CENGİZ - 25.04.2014

Yaşarken “Sultan-üs Şuara”, yani şairlerin sultanı unvanı verilen Necip Fazıl’ın hikâyeleri de şiirleri kadar çarpıcı…

Üstat, âdeti olduğu üzere her eserinin altına tarihi de koyuyor.

“Hasene Bacı” adlı hikâyesininden:

“Ya o Müslüman eskisi dediğin kimler?”

Hasene Bacı:

“Camileri doldurup da içine giremeyenler… Hepimiz!”

Hasene Bacı, İstiklal Savaşında 20 yaşlarında bir genç kızken, bir Cuma namazında caminin kapısına dikilip içeri avaz avaz seslenmiş:

“Müslümanlar! Kaldırın başınızı secdeden! Bozun zaten bozuk namazlarınızı! Allah2a secde edebilmek için evvela memleketinizden gâvuru kovun!”

Onu duyanlar dehşete düşmüşler. Camidekilerin çoğu çete yazılmış, düşmana karşı çıkmış.

Aradan 40 yıla yakın süre geçmiş…

Cuma namazı… İmam hutbede… Müslümanlar öğütleri dinlerken arkalardan, kadınlar tarafından bir ses geldi:

“İmam efendi sen ne söylüyorsun, kimlere söylüyorsun?”

Herkes korkunç bir şaşkınlık içinde başını çevirmiş, sesin sahibini ararken, birden, Hasene bacıyı ayakta gördüler:

“Müslümanlığı indirdiniz indirdiniz, gövdenizle yatıp kalkmaya, anlamadığınız şeylere ‘Hû’ demeye!”

Korku büyük… Hasene Bacı kendini dışarıya attı. Hâlâ bağırıyor:

“Siz de Müslüman mısınız be, Müslümanlık kim, siz kimsiniz?”

…

Hasene Bacı karakolda… İyi kalpliliğiyle tanınan komiser soruyor:

“Müslümanları ayaklanmaya çağırdın diyorlar. Yok böyle bir şey, değil mi?”

“var mı, yok mu, bilmiyorum ama ortada Müslüman yok!”

“Sana mı kaldı onları aramak?”

 “Bundan kırk yıl evvel camiye gidip Yunanlıya karşı, yine böyle Müslümanları aradımdı.”

“Bulmuş muydun?”

“Bulmuştum, şimdi bulamıyorum!”

Bacı, bir daha camiye uğramayacağına dair söz vermesi istenince şöyle demiş:

“Uğrayıp da ne yapacağım? İçinde kimse yok ki!” (Hikâyelerim, 1965)

x   x   x

1964’te, 6 yaşımdayken kaybettiğimiz dedemi kimi silik, kimi net sahnelerle hatırlarım…

Sonra, 9-10 yaşlarımda, yaz tatillerimde Mustafa Balyol’a (rahmetli Balyalı) çıraklık ettim. Dükkâna dindar insanlar gelirdi. Ustam saf, samimi, imanlı bir Müslüman’dı.

Son zamanlarda dedemi (Süleyman Dazkır) ve ustamı hatırladığımda, onlar bana, Hz. Peygamber zamanının “sahabe”leri gibi geliyorlar.

Necip Fazıl’ın yukarıdaki hikâyesi de o günlere ait…

Şimdi düşünün, yarım asır önce, benim “sahabe”ler gibi gördüğüm Müslümanlık için bile “Camileri doldurup da içine giremeyenler” tabirini kullanmışsa Üstat…

Bugünkü Müslümanlık için ne denilebilir?

En iyisi, Müslümanlıktan hiç bahsetmemek…

Onu kendi kutsallığında bırakmak... 

Onu daha fazla rahatsız etmemek!

 

x   x   x

TAVSİYE

ÜMMETİN HALİ İÇLER ACISI, Mehmet Akif ERSOY

https://www.youtube.com/watch?v=PvA2sTkQOIQ

Tarih: 25.04.2014 Okunma: 585

YORUMLAR

Yorumunuzu ekleyin.

İsim: *

E-posta Adresiniz: *

* (E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.)

Yorum: *

Güvenlik Sorusu:
Türkiye'nin başkenti neresidir?